Çok geçmeden, zincir boyunca yürüyen yedi kişinin silüeti seçilmeye başladı. En önde, cilalı hafif zırhı içinde zarif bir güzel yürüyordu; soluk sarı saçları rüzgarda dans ediyordu. Cassie, gözlerini kapatan gümüş yarım maskesiyle ilerliyor, eli Sessiz Dansçı’nın kabzasında dinleniyordu. Sunny onun kör olduğunu bilmese, durumdan en ufak bir şüphe bile duymazdı.
Ateş Muhafızları, Lanetli Koruluk’a yaptıkları o uzun keşif seferinden dönmüşlerdi.
O ücra ve korkunç adada neyin peşindelerse, onu bulmaları neredeyse iki aylarını almıştı. Ve şimdi, kadim gemi enkazına yapılacak saldırıda Sunny’nin onlara katılma vakti gelmişti.
Yüzünü buruşturdu.
Gerçek dünyaya dönmeden geçen iki ayın ardından, Cassie’nin ekibi yıpranmış ve bitkin görünüyordu. Üstleri başları toz toprak içindeydi; zırhları sayısız savaşın izlerini taşıyordu. Yine de bu genç kadınlar ve erkekler sağlıklı ve neşeli duruyorlardı. Adımları canlıydı; yaklaştıklarında Sunny dudaklarındaki gülümsemeleri görebiliyordu.
İçlerinden ikisi, kaba tahta levhalardan alelacele yapılmış büyük bir kutuyu dikkatle taşıyordu. Sunny, kutunun içinde Cassie’nin iki aydır aradığı o şeyin olduğunu tahmin etti.
Merakla başını yana eğdi.
Acaba içinde ne var?
Sonunda onlar da Sunny’yi fark ettiler.
Cassie adımlarını biraz yavaşlattı. Bir an sonra, hemen arkasından gelen Ateş Muhafızı nazikçe omzuna dokunup bir şeyler söyledi. Ardından Sunny’ye doğru işaret edip el salladı.
Sunny içini çekerek Ateş Yadigârı’nı serbest bıraktı.
Öğğ... İnsanlar...
Zincirli Adalar’da geçirdiği altı ay boyunca, diğer uyanmış tayfasıyla sadece küçük dozlarda görüşmeye alışmıştı. Bir süre boyunca yarı yabancı sayılabilecek bir grubun içinde bulunacak ve onlarla omuz omuza savaşacak olmak Sunny’yi pek de mutlu etmiyordu.
Bu açıdan bakınca, Mordret mükemmel bir yoldaştı. Sadece birkaç günde bir, kısa bir süreliğine ortaya çıkıyor, Sunny’ye tavsiyeleriyle yardım ediyor ve sonra karşılığında hiçbir şey istemeden iz bırakmadan kayboluyordu.
Keşke tüm ilişkiler bu kadar basit olsa...
Maalesef gizemli prensten hâlâ haber yoktu. Fildişi Kule’den döndüğünden beri ondan tek bir kelime bile duymamıştı; bu da Sunny’ye neredeyse tüm bunları hayal edip etmediğini sorgulatıyordu.
Yine de Açgözlü Kasa’da tuttuğu ayna parçası, her şeyin gerçek olduğunu ona hatırlatıyordu.
Sunny yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirerek Ateş Muhafızları’na karşılık verdi.
"Hoş geldiniz çocuklar! Sizi görmek güzel... Sayılır."
Ateş Muhafızları temizlenip karınlarını doyurduktan sonra, Beyaz Tüy klanının onlara tahsis ettiği geniş bir odada toplandılar. Sunny odaya şöyle bir göz gezdirip içinden hayıflandı.
Neden benim kaldığım yer bu kadar küçücüktü ki? Gerçek ismi bir sır olarak kalsa bile, Sunny hâlâ SS sınıfı bir uyanmış sayılırdı. Hani nerede bana gösterilecek o özel muamele?
Büyük tahta kutu bir köşeye yerleştirilmişti ve yedi uyanmış masanın etrafına dizilmişti. Sunny biraz tereddüt etse de sonunda onlara katıldı.
"Hey, Sunny! Nasıl gidiyor?"
Sunny birkaç an sessiz kaldı, sonra mesafeli bir tonla cevap verdi:
"Meşgul. Bayağı meşgul."
Soruyu soran genç gülümsedi.
"Sahi mi? Seni bu kadar meşgul eden ne?"
Sunny rünlerini çağırdı ve belirli bir satıra göz attı.
Şöyle yazıyordu:
Gölge Parçaları: [1936/2000].
İçini çekti.
"Her türlü iş işte. Duymadınız mı? Zincirli Adalar’ın en vazgeçilmez dükkân sahibiyim ben. Bu arada, bir şey satın almak isterseniz haber vermeniz yeterli. Diş macunu, baharat, don... Ne ararsanız var!"
Ateş Muhafızları ona tuhaf tuhaf bakıp kahkahayı bastılar.
Nesi komik bunun? Resmî bir iş yapıyoruz burada, sizi aptallar!
Başını iki yana sallayarak masanın üzerindeki haritaya baktı. Haritada Zincirli Adalar ve Gemi Enkazı Adası’na giden muhtemel rotalar işaretlenmişti. Görünüşe bakılırsa rotalar ince elenip sık dokunmuş ve olabildiğince güvenli seçilmişti.
Yüzüne ciddi bir ifade yerleşti.
"Yani gerçekten ciddisiniz. Hakikaten yuvasındaki yozlaşmış bir canavar üzerine saldırı planlıyoruz."
Cassie başını sallayarak onu onayladı.
"Öyle."
Sunny nefesini dışarı verdi.
"Peki, şunu sorayım. Siz ger..."
Ancak sorusunu bitirmeden sustu ve aniden mahcup bir tavırla boğazını temizledi.
Kör kız kaşlarını çattı.
"İyi misin?"
Sunny elini havada geçiştirdi.
"Evet, evet! Bana bakma sen. Ben, şey... Ah doğru ya, siz birkaç aydır gerçek dünyaya dönmediniz."
Ateş Muhafızları’ndan biri tek kaşını kaldırarak kafa karışıklığıyla sordu:
"Eee? Bunun ne önemi var ki?"
Sunny ona anlam verilemez bir ifadeyle baktı.
"Önemi yok. Boş ver. Hayır, cidden... Her neyse, şu yozlaşmış canavar meselesine dönelim. O şey hakkında ne kadar bilginiz var?"
Cassie bir an duraksadıktan sonra konuştu:
"Rütbesini, sınıfını, genel özelliklerini ve Beyaz Tüy klanının bizimle paylaştığı birkaç detayı biliyoruz. Usta Roan geçmişte o şeyle savaşmış ama bu çok kısa sürmüş."
Sunny ona baktı, sonra başını salladı.
"Pekala, size ne anlattı bilmiyorum ama ben o ucube yaratığı kendi gözlerimle iş başında gördüm. O yüzden size tabloyu ben çizeyim..."
Haritadaki Gemi Enkazı Adası’nı işaret ederek karanlık bir tonla devam etti:
"Enkaz adanın tam merkezinde yer alıyor ve yaratık ana kargo ambarına yuva yapmış durumda. Ama sakın gemiye varana kadar güvende olacağınızı sanmayın. Aslında sarmaşıkları yerin altından tüm adaya yayılmış vaziyette."
Duraksadı ve ekledi:
"Yozlaşmış bir canavar olduğu için, çoğunuz sarmaşıkları koparmak bir yana dursun, kesemeyeceksiniz bile. Artık yadigârlarınızı güçlendiren Şafak Parçası da yanınızda değil sonuçta. Ancak sarmaşıkları kesmeyi başarırsanız, her darbe zehirli bir sis bulutu açığa çıkaracak. Gerçi kesseniz de kesmeseniz de havada hep zehir olacak, özellikle de enkazın içinde. Orada nefes almak neredeyse imkansız."
Sunny konuştukça Ateş Muhafızları’nın yüzü asılıyor, ortam geriliyordu.
Yine de hâlâ fazla keyifli görünüyorlardı!
Bu aptalların derdi ne böyle?!
Sunny boğazını temizledi.
"Ha, bu arada adada başka kabus yaratıkları da var. Denizci Bebekleri denilen koca, pislikleşmiş düşmüş canavarlar."
Bir an tereddüt ettikten sonra konuştu:
"Neyse, bu durumun tek bir iyi yanı varsa o da şu: Enkazdaki yaratık, sarmaşıklarından birine dokunulmadığı sürece genellikle uyukluyor. Cassie bana ateşe karşı zayıf olduğunu söylemişti. Benim önerim şu; tüm gemiyi içindeki o korkunç piçle beraber yakıp kül edelim."
Ateş Muhafızları tuhaf ifadelerle birbirlerine baktılar.
Cassie bir süre sessiz kaldı, sonra mahcup bir sesle konuştu:
"...Hayır, gemiyi yakamayız."
Sunny birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
"Nedenmiş o, sorması ayıptır?"
Genç kız başını köşedeki büyük tahta kutuya doğru çevirdi, bir an bekledi ve cevap verdi:
"Çünkü onu tamir edeceğiz."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.