Birkaç gün sonra Sunny, Rain’in aynı hamleyi gözlerindeki sarsılmaz bir kararlılıkla defalarak tekrarlayışını oturma odasından izliyordu. Antrenman kılıcı, havayı ıslık sesleriyle yararak tekrar tekrar inip kalkıyordu.
Aslında formu hiç de fena sayılmazdı.
Effie şu sıralar Hisarlar arasında mekik dokuduğu için epey bir süredir uyku kapsülünden çıkmamıştı. Sunny ve Rain’in evde yalnız kalması, antrenman seanslarını çok daha sönük bir hale getirmişti.
Nihayet biraz huzur ve sessizlik...
Böyle düşünmesine rağmen Sunny, bugünlerde evinin biraz boş kaldığı hissinden kendini alamıyordu.
İçini çekti.
Aklını kurcalayan başka meseleler de vardı.
Cassie ile olan anlaşmasının kendi üzerine düşen kısmını tamamladığına göre, Kabus’a yolculuk vakti iyice yaklaşmıştı. Sunny bu konuda ne kadar kayıtsız görünmek istese de, bu sınavdan sağ çıkamama ihtimalinin gayet gerçek olduğunun farkındaydı. Hayatta kalsa bile, Kabus’u fethetmenin ne kadar süreceği belirsizdi.
Bu da Rain ile geçirebileceği vaktin kısıtlı olduğu ve bunu boşa harcayamayacağı anlamına geliyordu.
Kızın eğitimini hızlandırmalı ve ona gerçek dövüş becerileri öğretmeliydi.
Yüzünden ter damlaları süzülürken antrenman kılıcını savurmaya devam eden genç kızı izleyen Sunny, derin düşüncelere daldı.
Ona hangi tarzı öğretecekti?
Rain onun kız kardeşiydi, bu yüzden ilk içgüdüsü kendi mirası olan Gölge Dansı’nı onunla paylaşmaktı. Sanki gerçek bir klanın üyeleriymiş gibi...
Ancak bu pek de iyi bir fikir değildi.
Kızın zihin yapısı bu şekilsiz ve sinsi dövüş sanatına pek uygun olmadığı gibi, fiziksel olarak da bunu öğrenmeye kapasitesi yetmezdi.
Dünyadaki herkes okulda kapsamlı bir savaş eğitimi aldığı için uyanık dünyada aslında pek de zayıf insan yoktu. Fakat Gölge Dansı sıradan insanların pratik yapabileceği bir şey değildi. En azından bir Uyanmış bünyesi gerektiriyordu.
Sunny, bu sanatın ilk adımında ancak bir Uyuyan olarak ustalaşabilmişti; o da eşsiz Aspekti, Unutulmuş Kıyı’da emdiği yüzlerce gölge parçası ve bu tarzın bizzat kendisi tarafından, yine kendisi için özel olarak tasarlanmış olması sayesindeydi.
Peki ya o zaman ne olacaktı?
Nephis’in ona öğrettiği o akışkan ve öngörülemez dövüş sanatı doğal olarak aklına geldi. Ne de olsa mükemmel bir temel tarz olarak tasarlanmıştı. Ancak Sunny’nin bunu Rain’e öğretme fikri pek hoşuna gitmiyordu. Sadece buna hakkı olmadığını hissettiği için değil, aynı zamanda Ölümsüz Alev klanından geldiği içindi.
Sunny, bu dahice uyarlanabilir dövüş sanatının bizzat dövüş dahisi Kırık Kılıç tarafından yaratıldığından şüpheleniyordu. Kırık Kılıç’ın katillerinin kim olduğu konusunda da bir fikri vardı. Bu tarzı bilmenin beraberinde ne gibi dertler getireceğini kim bilebilirdi?
Sunny bu zamana kadar Rüya Âlemi’nde pek çok farklı dövüş tarzı da öğrenmişti. Fakat hiçbiri onu pek etkilememişti.
Bu da geriye tek bir seçenek bırakıyordu. Tesadüf o ki, en uygun olanın da bu olduğunu hissediyordu.
Azize’nin sarsılmaz ve ayakları yere basan dövüş tarzı.
Bu tarz, Rain’in sessiz, düşünceli ve titiz kişiliğine çok iyi uyuyor gibiydi. Aynı zamanda Sunny’nin bildiği en hassas, en metodik teknikti ve en iyi savunmayı sağlıyordu. Amacı Rain’in mümkün olduğunca uzun süre hayatta kalmasını sağlamaktı ve ölmemek istiyorsa kusursuz bir savunmaya sahip olmak işini epey kolaylaştırırdı.
Dahası, kız kardeşinin Azize ile arasında bir bağ var gibi görünüyordu. Eğer bu zarif iblisin böylesine büyük bir hayranıysa, belki de bunun bir sebebi vardı. Her halükarda, idolünün tarzını öğrenmek dünyadaki en kötü şey olmazdı.
Rain, Sunny’nin kendisine karanlık bir ifadeyle baktığını fark edince durdu ve ona sorgulayan bir bakış attı.
“...Ne oldu? Bir hata mı yaptım?”
Sunny yavaşça başını salladı.
“Hayır. Aslında son yüz vuruşta formun kusursuzdu.”
Genç kızın normalde sakin ve vakur olan yüzünde aniden geniş, inanılmaz parlak bir gülümseme belirdi.
“Aha! Gördün mü! Sen gezideyken her gün çalıştım. Bütün sınıf arkadaşlarım aklımı kaçırdığımı sanıyor. O aptallar ne anlar ki!”
Sunny’nin dudağının kenarı seğirdi.
“Ne zamandan beri insanlardan aptallar diye bahsediyor? Eskiden çok kibar bir kızdı... Şey... benimle tanışmadan önce mi acaba?”
Rain birkaç kez gözlerini kırpıştırdı, sonra sordu:
“Eğer doğru yapıyorsam, neden bana o ‘lanetler ve azap’ ifadenle bakıyordun?”
“Ne?! Benim öyle bir...”
Sunny boğazını temizledi.
“Şey... Bence artık tek bir vuruştan fazlasını öğrenmeye hazırsın.”
Rain’in gözleri parladı.
“Evet! Nihayet!”
Oturma odasına şöyle bir göz gezdirdi ve sonra ekledi:
“Yani bana gerçek dövüş teknikleri mi göstereceksin? Effie kılıç konusunda fena olmadığını söylemişti. Yani herhalde öyle demek istemişti. Öyle misin?”
Sunny tereddüt etti, sonra omuz silkip ayağa kalktı.
“Evet. Kılıç kullanmaktan biraz anlarım. Dur bakayım... Aslında burası çok dar. Beni takip et.”
Arkasını dönüp koridora yöneldi ve duvardaki belirli bir panele bastı. Panel yana kayarak bir asansörün kapılarını ortaya çıkardı.
Rain bu manzaraya tuhaf bir ifadeyle bakakaldı.
“Şey... Senin evinde gizli bir kapı mı var?”
Sunny gülümsedi.
“Elbette. Hatta iki tane var. Biri merdivenler için, diğeri asansör için.”
Kız bir saniye düşündü ve sonra anlayışla onayladı.
“Ah. Yer altı sığınağın var. Akıllıca... Bizim evimizde yok, çünkü yaptırması çok pahalı.”
Sunny ona garip bir bakış attı.
“Ailen zengin değil mi?”
Rain kahkaha attı.
“Çok başarılı genç bir girişimciye göre para hakkında pek bir şey bilmiyorsun, değil mi Sunny? Elbette ailem fakir değil. Ama zengin var... bir de zengin var. Biz o tür bir zengin değiliz.”
Sunny duyduklarını anlamlandırmaya çalışarak başını yana eğdi.
“Bu da ne saçmalık böyle? Zengin zengindir... değil mi?”
Kaşlarını çattı.
“Para hakkında çok şey biliyorum ufaklık! Nasıl kazanılacağını ve nasıl harcanacağını biliyorum. Bilinecek başka ne var ki?”
Rain birkaç saniye ona bakıp sessizce başını salladı.
Birlikte asansöre bindiler ve yer altındaki dojo katına indiler.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.