Usta Jet bir saniye sessiz kaldı, ardından sakin bir sesle sordu:
“Emin misin? Biz gelmeden önce burası defalarca tarandı.”
Sunny başını salladı.
“Burada. Yerin altında.”
Jet aşağıya baktı, yüzü yavaşça kararıyordu.
“...Pekala, gidip bir selam verelim o zaman.”
Sunny onaylayarak küçük ofisin kapısına doğru bir adım attı. Ancak Jet aniden onu durdurdu.
“Bekle.”
Sunny kafa karışıklığıyla ona baktı.
“Efendim?”
Usta Jet birkaç an tereddüt etti. Yüzünde karmaşık bir ifade vardı. Sonunda konuştu:
“Dünyada gölge yatkınlığı olan yetenek türlerine sahip çok az uyanmış var. Bu tip mekanlarda takılanlar ise daha da az.”
Sunny kaşlarını çattı.
“Ne demeye çalışıyorsun?”
Jet ona karanlık bir bakış fırlattı.
“Diyorum ki, bu adamı tanıyor olabilirim. Hatta Mezbahada bir olay çıktığını duyduğumda, sorumlunun kim olduğuna dair içimde bir şüphe uyanmıştı zaten.”
Sunny birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
“Katili tanıyor musun?”
Usta Jet omuz silkti.
“Dünyada yüz binlerce uyanmış var. Büyük bir sayı gibi görünebilir ama aslında değil. Eğer yeterince uzun yaşarsan, er ya da geç tanınmaya değer herkesi bir şekilde öğrenirsin... az çok. Dünya küçük.”
Bir an duraksadı ve ekledi:
“Sadede gelirsek, eğer haklıysam bu iş tehlikeli olacak. Bu adam hayatını bir Hisar duvarının arkasında geçirmiş tiplerden değil. O... o gerçek bir usta. Bir uzman.”
Sunny beş boş bedene bir göz attı, sonra kaşları hafifçe çatıldı.
Uzman... ne tuhaf bir kelime.
Ama Usta Jet'in ne demek istediğini anlamıştı. Uyanmışların çoğu Büyü'nün içine fırlatılmıştı ve çaresizce hayatta kalmaya, normal bir hayatın kırıntılarına dönmeye çalışıyorlardı. Çok daha az bir miktar ise, her ne sebeple olursa olsun, bu yeni kabus gerçekliğini kabullenmiş ve ona uyum sağlamıştı... Hatta içinde palazlanmıştı. Hayatlarını Kabus Büyüsü'nün ölümcül zorluklarına göre şekillendirmişlerdi, tersi değil.
Sonuçta Sunny'nin kendisi de bu uzmanlardan biriydi.
“Madem böyle bir uzman, o zaman nasıl oldu da bu iş bu hale geldi?”
Usta Jet başını iki yana salladı.
“En çok kimlerin aklını kaçırdığını sanıyorsun? Rüya Aleminde mümkün olduğunca az vakit geçirip gerçek hayatına dönenlerin mi? Hayır, bizim gibi olanların, yani profesyonellerin.”
Sunny bunun üzerine biraz düşündü, sonra kafa karışıklığıyla sordu:
“Anlamıyorum... Deneyimli bir savaşçı olsa ne yazar? Sen bir yükselmişsin. Onun icabına bakmak senin için kolay olmalı.”
Usta Jet başını salladı.
“Hiçbir şey asla kolay değildir, Sunny. Bu zihniyet seni öldürür. Ne kadar güçlü olursan ol, tek bir hata her şeyi bitirir. Saf güç, bir dövüşün sonucunu her zaman belirlemez. Bunu zaten biliyor olmalısın... Her yeteneğin bir kusuru, her gücün de bir karşı saldırı yöntemi vardır. Bu yüzden tetikte ol.”
Sunny onun haklı olduğunu kabul etmek zorundaydı. Kendi deneyimleri bunun mükemmel bir kanıtıydı. Harus onun ellerinde can vermişti çünkü Sunny'nin yeteneği adamın o muazzam gücüne karşı mükemmel bir karşı saldırı imkanı sunmuştu; Caster ise kendi kusuru yüzünden mahvolmuştu.
Birkaç an sessiz kaldıktan sonra konuştu:
“Bu adamla yüzleştiğimizde gölgene dikkat et. Sakın yaklaşmasına izin verme.”
Usta Jet kaşlarını çattı, sonra basitçe başını salladı.
Birlikte dans salonuna döndüler ve ağır bir metal kapı daha buldular. Kapının ardındaki dar bir merdiven daha da aşağıya, yer altı arenasına iniyordu.
Arena, Sunny'nin hayal ettiğinden daha büyüktü; dövüş alanından ziyade lüks bir tiyatro salonunu andırıyordu. Koltuk sıraları kırmızı kadifeyle döşenmişti ve en varlıklı ziyaretçiler için özel localar vardı. Arenanın kendisi bir sahneyi andırıyordu ve şeffaf bir alaşımdan yapılmış koruyucu bir bariyerle çevriliydi.
Tüm alan loş bir şekilde aydınlatılmıştı; ışık hüzmelerinin arasında koyu gölgeler yuvalanmıştı. Yine de aşağı yukarı her şey seçilebiliyordu.
Usta Jet arenanın içini inceledi, sonra sessizce konuştu:
“Burada kimse yok.”
Sunny bir an duraksadı, sonra localardan birine gizlenmiş kontrol paneline gidip birkaç şalteri indirdi.
Bir an sonra, tavandaki parlak spot ışıkları yandı ve arenayı göz alıcı bir ışık seline boğdu. Işık dalgası gölgeleri kovaladı ve aniden, az önce bomboş görünen sahnenin tam ortasında, yüzünü ellerine gömmüş, yerde oturan bir adam figürü belirdi.
Adam yüzünü ekşitti, sonra karanlık bir ifadeyle ışıklara baka kalmak için başını kaldırdı. Yer altı tiyatrosunun sessizliğinde boğuk bir ses yankılandı:
“Piçler... Neden beni rahat bırakmıyorlar...”
Katil otuzlu yaşlarındaydı; çökmüş, tıraşsız bir yüzü ve kan çanağına dönmüş gözleri vardı. Etrafında yerlere saçılmış birkaç kullanılmış uyarıcı paketi ve kırılmış bir içki şişesinin parçaları duruyordu.
Kıyafetleri, elleri ve yüzü kan içindeydi ama adamın bu umurunda görünmüyordu.
Bir eliyle ışığı siper ederek gözlerini indirdi ve yavaşça Usta Jet ile Sunny'ye odakladı.
Gözlerinde yavaşça bir tanıma belirtisi belirdi, ardından yerini aşağılamaya bıraktı.
“...Sen misin, Ruh Biçici? Hay aksi... Peşime bizzat saldırı köpeğini mi saldılar? Ha! Ne onur ama...”
Sunny içinden bir iç çekti.
İnsanların başkalarına köpek demesi de neydi böyle? Hiç anlamıyordu. Bildiği kadarıyla köpekler harika canlılardı. Tabii sadece zenginler köpek besleyebilirdi. Köpekler zenginlerin en sadık dostuydu...
Jet bir adım öne çıktı, buz gibi bakışlarını adama dikti. Katil ürperdi.
“Selam Kurt. Görüşmeyeli uzun zaman oldu.”
Sesini duyunca, Kurt denilen adam aniden genişçe sırıttı.
“Evet... sahiden uzun zaman oldu. Son zamanlarda iyice havalara girdin, değil mi Jet? Senin gibi bir hükumet yalakasının, benim gibi dürüst insanlarla muhatap olmayı kendine yedirememesi ne komik. Eskiden en azından saygı göstermeyi bilirdin, sürtük.”
Jet bu hakareti görmezden gelerek o da gülümsedi.
“...Ne yaptığının farkında mısın bari, Kurt?”
Adamın yüzündeki sırıtış silindi. Sunny ve Jet yavaşça arenaya doğru ilerlerken, bakışlarını kaçırdı.
“Ne o, yukarıdaki hengame mi? Ah... siktir et, kimin umurunda? Alt tarafı sığırdılar zaten. Sıradan insanlar sadece bizden daha fazlasını üretmek için varlar, değil mi? Ne bu tantana...”
Sunny'nin gözü seğirdi.
Tam bir piç, değil mi?
Bu sırada Usta Jet gülümsemeyi bıraktı.
“...Benim umurumda, Kurt. Benim.”
Adam aniden kahkahayı bastı.
“Bekle... Dur, ciddi misin sen? Gerçekten bu rolü oynayacak mısın? Bana resmi tören mi yapacaksınız? Hassiktir, bu çok komik!”
Aniden yüzünde çirkin bir ifade belirdi.
“Kim olduğunu unuttun mu Jet? Tanrı aşkına, Usta olmak o kafanı bu kadar mı büyüttü? Hadi ama... Senin kimin için çalıştığını, benim kimin için çalıştığımı hepimiz biliyoruz. Ben bir Aziz olduğumda, sen hala o uşaklık yaptığın yerde bir usta olarak kalacaksın, fahişe.”
Sunny'ye bir göz attı ve alaycı bir tonla ekledi:
“Bak hele, yanına yardım etsin diye bir çocuk bile getirmişsin. Sanırım hiçbir yetişkin senin leş kokunu üstüne bulaştırmak istemiyor.”
Sonra Kurt biraz ciddileşti ve etrafında koyu gölgeler yavaş yavaş toplanırken Jet'e karanlık bir bakış fırlattı.
“Bak... Anladım. Bok yedim. Hadi yapalım şu işi. Elime bir tane vur, sonra da yoluna git, tamam mı? Zaten berbat bir gün geçiriyorum... Daha fazlasını yapmaya cesaret edemeyeceğini ikimiz de biliyoruz.”
Usta Jet başını hafifçe yana eğdi ve alaycı bir sesle konuştu:
“Ah, ama işte burada yanılıyorsun Kurt. Ben cesaret ederim. Evet, ikimiz de benim kimin için çalıştığımı ve senin o zavallı kıçının kimin için çalıştığını biliyoruz. Ama mesele şu ki... Zerre umurumda değil.”
Kıkırdadı ve silahını çağırmaya hazır bir şekilde elini uzattı.
Kurt tekrar güldü. Ancak bu kez gülüşü biraz çaresizceydi.
Sonra başını öne eğip fısıldadı:
“Aman, neyse. Zaten bir önemi yok. Obel ölçeğini biliyorsun, neden zahmet edesin ki? Hiçbir şey değişmeyecek...”
Bir an hareketsiz kaldı ve sonra aniden, patlama gibi bir hareketle fırladı.
...Ondan sonra her şey çok hızlı gelişti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.