Tessai'nin emrine uyan ilk muhafız ileri atıldı, silahını çağırdı… ve birden gözüne saplanan ağır bir kunaiyle yere yığıldı.
Herkesin dikkati tahttaki kanlı figüre odaklandığı için, Sunny'nin elini hafifçe oynatıp Avcı Diken'i fırlattığını kimse fark etmemişti.
Yine de Gunlaug'a bakmıyordu. Gözleri Nephis'e kilitlenmişti, gölgesi ise Caster'ı izliyordu.
Aydınlık Lord öldüğünde, Değişen Yıldız'a garip bir şeyler oldu. Gözleri odaklanma yetisini yitirerek ardına kadar açıldı. Hafifçe sallandı ve tek dizinin üzerine çöktü.
Vücudu, muazzam miktardaki ruh özünü emdikten sonra kendini yeniden düzene sokmakla meşguldü. Bu da Nephis'i bir anlığına tamamen savunmasız bırakıyordu.
Tessai emrini işte tam o anda vermiş, Sunny de kunaisini fırlatarak varoş sakinlerine saldırmak için ileri atılan muhafızı o an öldürmüştü.
Biri çığlık attı. Bir an sonra, Kalenin büyük salonu katıksız bir kaosa sürüklendi.
Kimse fark etmeden, Caster birden bulanık bir karartıya dönüştü.
"O kadar hızlı değil!"
Sunny dengesini kaybedip sertçe yere savruldu, bileğinden keskin bir acı yükseldi. Yine de amacına ulaşmıştı. Düşerken bile, o gururlu soylunun Avcı Diken'in görünmez ipine takılıp mermer zeminde yuvarlandığını gördü.
Bir saniye sonra, yüzlerce uykucu birbirine girdi. İçlerinde biriken gazap, kana susamışlık ve ölümcül nefret nihayet patlayarak bir şiddet fırtınasına dönüştü.
Bembeyaz mermer, saniyeler içinde kanla kırmızıya boyandı.
Muhafızlar önlerine geleni katlediyordu. Güçlü hatıra silahları ve aldıkları eğitim, varoşlardan gelen düzensiz kalabalığa karşı onlara muazzam bir üstünlük sağlıyordu. Fakat sadece dış yerleşimden gelenleri öldürmüyorlardı. Taht odasını kaplayan panik ve kargaşada dostu düşmandan ayırmak hiç de kolay değildi.
Sunny, Zanaatçı yardımcılarından birkaçının ve güvenlik vaadi karşılığında ağır vergiler ödeyen birkaç talihsiz insanın da o kılıçların altında can verdiğini gördü.
Gunlaug gittiğine göre, o güvenlik de yok olmuştu.
Muhafızlar kimi öldürdüklerini umursamıyor gibiydi, hatta tasmalarından salındıkları için mutluydular sanki. Aralarında vicdan kırıntısı kalmış olanlar varsa bile, bu kırıntılar da kalabalık içgüdüsü ve tüm kurallardan sıyrılmanın getirdiği o baş dönüştürücü özgürlük hissiyle tamamen yutulmuştu. Yüzleri vahşi ifadelerle çarpılmıştı, gözlerinde gazap, nefret ve karanlık bir sevinç yanıyordu.
Bu, belki de Sunny'nin hayatında gördüğü en rahatsız edici, en korkunç şeydi… ki kendisi Rüya Alemi'nin sunduğu en dondurucu dehşetlere bizzat şahit olmuştu.
"Bir insan başka bir insana bunu nasıl yapabilir?"
Fakat bu soru anlamsızdı, aynı zamanda ikiyüzlüceydi. İnsanoğlu yaratılanların içinde şartlara en hızlı uyum sağlayanıydı. Gerektiğinde, kurbanlarını insan saymayıp kendilerini her türlü suçluluk veya günahtan kolayca arındırabiliyorlardı. Bir hayvanı boğazlarken insan neden suçluluk duysun ki?
Hatta hayvandan da aşağı, nefretilesi mahluklardı onlar.
Sunny de geçmişte bu basit zihin numarasını kendi üzerinde az uygulamamıştı.
Bu düşünceler zihninden bir saniyeden bile kısa bir sürede gelip geçti. Ayağa fırlayan Sunny, Gece Yarısı Kırıntısı'nı çağırıp Nephis'e doğru koştu.
Bu sırada varoş sakinleri de akıllarını başlarına toplayıp Muhafızlar'ın saldırısına aynı öfke ve kana susamışlıkla karşılık verdi. Daha az deneyimli, daha az beslenmiş ve daha zayıf silahlanmış olsalar da, kararlılıkları ve içlerindeki o coşkun gazap bu açığı kapatıyordu.
"Leydi Nephis'i koruyun!"
"Öldürün pislikleri!"
"Adalet zamanı!"
İki taraf birbirine girdi, aralarında kalma talihsizliğini yaşayan kim varsa iç organlarını dışarı döktü. Dehşet ve acı çığlıkları büyük salonu doldurdu. Zemin kan yüzünden kayganlaştı, genişçe açılmış gözlerle boşluğa bakan cesetler üst üste yığılmaya başladı.
Sunny, az önceki yaralı avcının genç bir muhafızın hamlesinden sıyrılıp kılıcının ucunu düşmanın boğazına sapladığını gördü. Muhafızlar'dan birkaç avcının Effie'ye saldırdığını gördü. Effie kollarını bağlayan ipi zahmetsizce koparmış, ellerinde ışık kıvılcımlarından şekillenen o güzel, bronz mızrağıyla onları vahşi bir sırıtışla karşılamıştı. Tessai'nin ağır bir gürzle rastgele bir uykucunun kafatasını ezdiğini gördü. Zavallı gencin tek suçu adamın yoluna çıkmaktı.
Salondan kaçmaya çalışırken korkuyla çığlık atan insanları gördü. Birçoğu yere düşüyor, ardından panikle kaçışan kalabalığın ayakları altında eziliyordu…
Asıl sorun, Caster'ı görememesiydi.
Nephis'in yanına ulaşan Sunny, birinin kılıcını savuşturup adamın yüzüne sert bir yumruk indirdi. Düşmanı acı bir çığlıkla geriye fırladı. Zihni soğuk ve sakindi, gözleriyle o gururlu soyluyu aradı…
Ve işte oradaydı. Caster, Değişen Yıldız'ı tam zayıf anında öldürmeyi planlamış olabilirdi fakat Sunny'nin o küçük müdahalesi sayesinde bu fırsatı kaçırmıştı.
Şimdi soylunun başında daha büyük bir dert vardı. Elindeki efsunlu jian kılıcıyla, Avcılar'ın lideri Gemma'dan başkasıyla dövüşmüyordu. Caster ne kadar güçlü ve yetenekli olursa olsun, karşısındaki kolayca düşecek bir rakip değildi. Canını riske atmadan o dövüşten sıyrılması imkansızdı.
"Peki… O sorun çözüldü sayılır."
Ama şimdi başka bir sorun vardı. Çok daha büyüğü.
Beyaz tahta çıkan basamakların orada, Harus arkasını aşağıdaki katliama dönmüş, yüzünde garip bir şaşkınlıkla duruyordu.
Sunny adamın yüzünü görebiliyordu çünkü gölgesi girintideki karanlıktan hiç ayrılmamış, o korkunç kamburun her hareketini izliyordu.
Harus, Gunlaug'un cansız bedenine bakıyordu. Cam gibi bakan gözleri bulanık ve boştu.
Sonra, yavaşça, o gözlerde karanlık ve ölümcül bir duygu belirdi.
Arkasını dönüp büyük salonu süzdü. Önünde yaşanan kanlı kaos, çelik sesleri ve ölen onlarca insan onu zerre kadar rahatsız etmiyordu.
Ve ardından, gözleri Nephis'e takıldı.
"Kahretsin."
O anda Kai ve Cassie, Sunny'nin yanında belirdi. Onlara dönüp Değişen Yıldız'ı işaret etti ve bağırdı:
"Onu koruyun!"
Platformdaki Harus başını yana eğdi, Değişen Yıldız'a ölümcül bir bakış fırlattı. Yüzü yavaşça çarpılarak vahşi ve korkunç bir hal aldı. Gözlerinde yanan katıksız nefret ve delilik, kazara o tarafa bakan herkesi ürpertiyordu.
Alçak bir hırıltıyla ileri doğru bir adım atan kambur, elini uzatıp silahını çağırmaya hazırlandı.
…Ancak bir sonraki anda, biri tüm hızıyla ona çarptı. Harus son anda fırlatılan bıçaktan kaçmış olsa da, darbenin şiddetiyle her iki adam da geriye, tahtın arkasındaki karanlığa doğru fırladı.
Orada gizlenmiş ahşap bir kapağı kırıp geçen Sunny ve Harus, uzun taş merdivenlerden aşağı yuvarlanarak büyük salondaki kargaşayı geride bıraktı.
Birkaç an sonra geniş bir koridorun zeminine çakıldılar ve savrularak birbirlerinden ayrıldılar. Sunny dengesini toplamak için vücudunu büktü, daha fazla kaymamak için Gece Yarısı Kırıntısı'nı zemine sapladı.
Ardından ayağa kalktı ve kendisi gibi yeni doğrulmakta olan Harus'a karanlık bir bakış attı.
Gözlerinde soğuk bir pırıltı belirdi.
Tam da Sunny'nin tahmin ettiği gibi… Bugün, ikisinden biri ölecekti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.