İlk Hükümdar

Sunny bir an için tüm bu zaman boyunca daireler çizerek yürüdüklerinden ve şimdi de tam olarak başladıkları yere döndüklerinden korktu. Ancak çok geçmeden kendini sakinleştirdi ve tahta bir kayıkla geçtikleri nehir kadar tekinsiz olsa da bu nehrin aslında epey farklı olduğunu fark etti.

Bunu tam olarak nasıl açıklayacağını bilemiyordu ama hissi aynı değildi. Ayrıca görünürde, daha doğrusu duyularında, taş sütunlara bağlanmış iki kayığın olduğu bir iskele de yoktu.

Onun yerine bir köprü vardı.

Sunny, köprünün inşa edildiği taş kadar sağlam ve sert gölgesinin soğuk suların üzerine düştüğünü duyumsayabiliyordu. Köprü nehrin üzerinde kavis çizerek uzaklara doğru uzanıyordu.

Hayatta kalmayı umut eden hiçbir canlının görmemesi gereken o korkunç labirentte tek bir dakika bile fazladan harcamak istemeyen Sunny, grubu köprüye doğru yönlendirdi.

Cassie haklıysa, ikinci nehri geçtikten sonra güvende olacaklardı. Beş kör insana rehberlik etmek zorunda kaldığı bu uzun yolculuk fazlasıyla yıpratıcı olduğundan, Sunny bunun doğru olmasını canıgönülden diledi.

Unutulmuş Sahil'de geçirdiği yedi... yoksa artık sekiz mi olmuştu?... ayın ardından, dehşete karşı yüksek bir tolerans geliştirdiğini düşünüyordu. Ancak bu son sınav, zihinsel dayanıklılığının sınırlarını sonuna kadar zorlamıştı.

Gözleri elinden alınmış bir halde o karanlık dehlizlerde yürümek...

Cassie'nin bir şekilde aklını kaçırmadan durabilmiş olması bile tek başına bir mucizeydi.

Köprüye adım attıklarında, son anda dehşet verici bir şeylerin olmasını bekleyerek gerildi. Fakat akan suyun gürültüsü, kendi ayak sesleri ve zoraki nefes alışverişleri dışında sessizlik hiçbir şeyle bozulmadı.

Grup, karanlık labirenti arkalarında bırakarak köprüde ilerledi. Yakında, kendilerini saran sisin giderek seyreldiğini hissettiler.

Ve bir noktada sis tamamen yok oldu.

Nehri hiçbir sorun yaşamadan geçtiler ve yeniden sağlam zemine ayak bastılar.

Birkaç adım daha atan Sunny durdu ve sonunda bedeninin titremesine izin verdi. Ardından ağzını açtı ve kısık bir sesle konuştu:

"Geçtik mi?"

Cassie sessiz kalmaları gerektiğine dair hiçbir şey söylememiş olsa da sise girdiklerinden beri her biri bilinçaltından konuşmaktan kaçınmıştı. Bu yüzden kendi sesinin tınısı bile Sunny'yi hafifçe irkiltti.

Bir an sonra Cassie tereddütlü bir tonla cevap verdi:

"Ben... sanırım öyle?"

Sunny daha fazla vakit kaybetmeden gözlerini kapatan bezi çözdü ve kulaklarındaki balmumunu çıkardı. Sonra gözlerini dikkatlice açarak etrafına bakındı.

Yeraltı nehrinin önünde hiçbir engel olmadan aktığı devasa bir mağaranın içindeki taşlık bir kıyıda duruyorlardı. Onlardan biraz ileride mağaranın duvarı alçalıyor, orada geniş bir tünelin ağzı seçiliyordu.

Yanında, grubun diğer üyeleri de gözlerindeki bezleri çözüyordu. Sunny onlardan yükselen rahatlama iç çekişlerini duyabiliyordu.

Ancak dikkati anında, sakin gri gözlerini çoktan açmış ve arkasındaki bir şeye dik dik bakmakta olan Nephis'e kaydı.

Sunny arkasını dönüp onun gözlerini diktiği yere baktı... ve donakaldı.

Sadece birkaç metre ötede, karanlık nehrin kıyısında bir insan iskeleti duruyordu. Soğuk taşların üzerine oturmuş, sırtı dik bir şekilde yüzünü suya dönmüştü.

Karanlık Şehir'in yer altı mezarlarındaki vahşi hortlakların aksine, bu iskelet son derece huzurlu görünüyordu ve Unutulmuş Sahil'in yozlaşmasından hiç etkilenmemişti.

Burası, Parlak Kale'nin İlk Hükümdar'ının öldüğü yerdi.

Grup üyelerinin sadece unvanıyla bildiği o genç adam, Cassie'ye göre hiçbir canlının canlı çıkamaması gereken o korkunç yerden kaçmak için kullandığı köprünün hemen birkaç metre ötesinde, soğuk yeraltı nehrinin kıyısında can vermişti.

Sise giren herkesin gözlerini her an kapalı tutması gerektiğini bilmeden bile bir şekilde hayatta kalmayı başarmıştı. Ancak sonunda, orada ya da belki de daha ileride aldığı yaralar çok ağır gelmişti.

Yaşamın son kırıntıları da onu terk etmeden önce, Parlak Kale'yi Kabus Canavarları'nın elinden alan, Unutulmuş Sahil'e gönderilen insanların yaşaması için güvenli bir yer kuran ve bu lanetli yerden çıkış yolunu bulmak için bir keşif seferine öncülük eden o genç adam —İlk Hükümdar— oturmuş ve sisli, karanlık labirente doğru bakmıştı.

Arkadaşlarının ve yoldaşlarının can verdiği, onu bu dışlanmış yeraltı dünyasının karanlığında yapayalnız bıraktığı yere...

Nehir kıyısında sessizce oturan iskelete bakan Sunny, içinde derin bir saygı ve keder hissetmekten kendini alamadı.

Bu genç adamla hiç tanışmamıştı ama bir şekilde birbirlerini çok iyi tanıyorlarmış gibi hissettiriyordu.

İnsanların Unutulmuş Sahil'de sahip olduğu her şey, onun cesareti, gücü ve becerisi sayesindeydi.

Son anlarını paylaşacak, son başarılarının öyküsünü anlatacak kimse olmadan bu ıssız yerde tek başına ölmüş olması ne büyük bir trajediydi.

İskelet garip bir şekilde çok iyi korunmuştu. Bağdaş kurmuş, sırtı dik, elleri kalçalarında sanki meditasyon yapıyormuş gibi oturuyordu. İlk Hükümdar'ın kafatası, boş göz çukurlarının karanlığıyla nehre doğru bakıyordu; garip bir şekilde sakin ve huzurlu bir hali vardı.

Ancak Sunny'nin dikkatini çeken şey kemiklerin beyazlığı ya da çıplak kafatasının üzerindeki o ebedi dişlerini göstererek gülüşü değil, başının üzerinde mütevazı bir taç gibi duran ince metal şerit oldu.

Metal şeridin tam ortasında, kafatasının alnının üzerine denk gelen yerde tek bir parlak değerli taş parlıyordu.

Altısı da İlk Hükümdar'ın kalıntılarının etrafında toplanıp bu olağanüstü insana saygılarını göstermek için bir süre sessizce bekledikten sonra Nephis içini çekti ve iskelete yaklaştı.

Nazikçe metal şeridi kavradı ve onu İlk Hükümdar'ın başından çıkardı.

Bir an sonra, şerit aniden sayısız ışık kıvılcımına bölünerek yok oldu ve onun ruh çekirdeğine karıştı.

Sunny'nin gözleri hayretle açıldı.

İlk Hükümdar'ın tacı... bir Hafıza'ydı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.