Gecegezgini’nin itirafını duyan Naeve’in yüzü kireç gibi bembeyaz kesildi. O ana kadar ifadesizliğini koruyan Kanseyli bile yüzünü asıp derin derin kaşlarını çattı. Jet de huzursuzca kıpırdandı... Ama Sunny’de en ufak bir tepki belirtisi yoktu. Ne de olsa buna benzer bir şeylerin yaşandığından zaten şüpheleniyordu. Yine de bu umursamaz maskesinin ardında, için için bir heyecan kıpırtısı hissetmekten kendini alamadı.
Asterion’un Gecegezgini’ne ihanet edip onu katletmesine heyecanlanmak belki biraz gaddarcaydı; sonuçta bu olay Gece Evi’nin kendi içinden bir Egemen yetiştirmesine balta vurmuş olabilirdi. Ancak Sunny, nihayet bu rüya dölünün güçlerine ilk elden tanıklık etmiş ve bu bilgileri paylaşmaya can atan biriyle karşılaştığı için sadece mutluydu.
Sunny bir an duraksadı.
“Zihinsel saldırılar mı? Tam olarak nasıl bir yeteneği var bu adamın?”
Gecegezgini ona gücenmiş bir tavırla baktı. “Bunca şeyin arasından gerçekten bunu mu merak ettin?”
Sunny ciddi bir suratla adama bakmaya devam etti.
“Evet.”
Gecegezgini hafifçe güldü.
“Bütün yüceler böyle... Her neyse, yargılamak bana düşmez.”
Sunny tek kaşını kaldırınca, Kanseyli pürüzlü bir ses tonuyla araya girdi:
“Gecegezgini hakkında neden kimsenin pek bir şey bilmediğini sanıyorsun? Gizemli ve ele avuca sığmaz bir yapısı olduğundan değil. En yakın müttefikleri de dahil olmak üzere herkesten olabildiğince kaçardı... Çünkü insanlardan nefret eder. Kendini bildi bileli yalnızlığı seven, geçimsiz bir piç olmuştur.”
Gecegezgini sırıttı.
“Doğru. Ama insanların bu kadar çekilmez olması benim suçum değil, öyle değil mi?”
Başını iki yana sallayarak ekledi:
“Sonumun nasıl bittiğini düşünürsek, insanlardan yeterince kaçamadığımı söyleyebilirim.”
Gecegezgini birkaç saniye sustuktan sonra içini çekti.
“Yine de soruna cevap vereyim... O bir zihin okuyucu.”
Sunny’nin kaşları hayretle yukarı kalktı.
“Zihin okuyucu mu? Nasıl yani?”
Gecegezgini yorgun bir tavırla elini yüzünde gezdirdi.
“Rüya dölü... Yükseliş Yolu tarikatının hayatta kalan son üyesi. O bir zihin okuyucu. Gerçi işe böyle başlamamıştı.”
Sunny ve Jet göz göze geldi.
[Cassie, duyuyor musun bunları?]
Çok geçmeden zihninde cevap belirdi.
[Evet.]
Gecegezgini bu esnada anlatmaya devam ediyordu:
“Uykuda Yeteneği, diğer canlıların duygularını hissetmesini sağlıyordu. Bir nevi... empati uzmanıydı. Uyanmış Yeteneği ise biraz sinsiceydi; başkalarının güçlü duygularından beslenmesini, onları tüketmesini sağlıyordu. Onu Ebedi Şehir’e götürmeme sebep olan ise Yükselmiş Yeteneği oldu. Bu yetenek sayesinde kendi duygularıyla başkalarınınkini yönlendirebiliyordu.”
Yüzü ciddileşti.
“Ancak Yükseliş aşamasına geldiğinde yetenekleri bir nevi evrim geçirdi. Uykuda Yeteneği’nin etki alanı genişledi; artık sadece duyguları değil, başkalarının düşüncelerini de kapsıyordu. Yükselmiş Yeteneği de benzer bir dönüşüm yaşadı; kendi düşüncelerini başkalarının zihnine yerleştirmesine izin veriyordu.”
Gecegezgini yüzünü buruşturdu.
“Zaten her zaman ürkütücü bir çocuktu. Bu üç yetenek, onunla aynı ortamda bulunmayı daha da katlanılmaz kılıyordu. Çünkü ne kadar güçlü zihinsel savunmaların olursa olsun, kendi düşüncelerinin ve duygularının gerçekten sana ait olup olmadığından asla emin olamıyordun. Sana ait olsalar bile, seni açık bir kitap gibi okuyabildiğini biliyordun. Onun yanında olmak insanı sürekli huzursuz ediyordu... Tabii insanları rahatlatmak için hangi kelimeleri seçeceğini çok iyi bilmeseydi.”
Gecegezgini acı bir şekilde kıkırdadı.
“Becerikliydi, zahmetsizce insanları büyüleyen bir cazibesi vardı, şeytani derecede zekiydi... Ve güçlüydü. Gerçekten çok güçlüydü. Fakat tüm bunlara rağmen, zaman zaman onun yanındayken tuhaf bir huzursuzluğa kapılmadan edemiyordun. Çünkü arada sırada, kısacık bir an için, gözlerinin derinliklerinde gizlenen çok yanlış, çok karanlık bir şeylerin olduğunu hissederdin. Tabii bu hissi, herkesin ona karşı beslediği ön yargılarla açıklamak çok kolaydı.”
Gecegezgini omuz silkti.
“Sonuçta o bir yabancıydı. Alışık olduğumuz dünyanın sınırlarının dışından gelen biriydi. O Yükseliş Yolu bağnazları zaten her zaman tuhaf bir topluluk olmuştu ve Rüya Aleminde başlarına ne geldiğini kimse bilmiyordu. Bu yüzden o çocuğa karşı güvensizlik hissetmemek elde değildi... En azından diğerleri böyle hissediyordu. Şahsen benim pek umurumda olmazdı.”
Gülümsemesi biraz daha buruk bir hal aldı.
“Belki de olmalıydı.”
Sunny bu sırada Asterion’un yeteneğini düşünüyordu.
“Empati yeteneği, zihin okuma, zihinsel manipülasyon... Peki başkalarının duygularını tüketmek ne anlama geliyordu? Bir tür enerji vampiri gibi miydi?”
Bir süre sessiz kaldıktan sonra mantıksız bir soru sormaktan kendini alamadı:
“Peki ya Aziz Yeteneği? Ya Alanı?”
Gecegezgini ona şaşkınlıkla baktı. “Nereden bileyim? Onu en son gördüğümde... sadece... bir Yükselmişti.”
Sunny yüzünü ekşitti.
“Doğru.”
Bir an durakladıktan sonra sordu:
“Peki burada, Ebedi Şehir’de ne bulmayı umuyordu? Ve neden sana sırtını döndü?”
Gecegezgini başının arkasını kaşıdı. “Burada ne arıyordu... Pek emin değilim, çünkü bana söylediği her şey yalan çıktı. Ne aramış olursa olsun, bulmayı başaramamış olmalı. Anlarsın ya, ikimiz de çok zayıftık. Burası hakkında tek bildiğimiz, benim bir Uykuda iken burada gördüklerimden ibaretti. Bu yüzden kendimizi gözümüzde fazla büyütmüş, Ebedi Şehir’i ise hafife almış olabiliriz. İki Usta burada ne yapabilirdi ki? Buradan canlı kurtulabildiği için yatıp kalkıp dua etmeli.”
Gecegezgini, Sunny’ye karanlık bir bakış fırlattı.
“Bana neden sırtını döndüğüne gelirsek... Belki de başından beri asıl amacı buydu. Bunun mümkün olabileceğini hiç düşünmemiştim ama Fırtına Tanrısı’nın soyunu kendi bünyesine katmak istiyordu. İlahi soylar normalde bir arada var olamaz, ancak konu rüya dölü olunca bir şekilde bunu başarabiliyorlar... Bunu çok geç öğrenmiş olsam da.”
Gümüş rengi gözleri tehlikeli bir şekilde parıldadı.
“Deniz Feneri’ne girip benim uzun zaman önce yaptığım gibi soyu kendi rızasıyla almayı deneyebilirdi ama o beni arkamdan bıçaklamayı seçti. Yiğidi öldür hakkını yeme, amacının beni katletmek olduğunu sanmıyorum. Ama ben boyun eğmeyecek kadar inatçıydım, o yüzden sonunda canımı aldı.”
Gecegezgini içini çekti.
“Kabus Büyüsü’nün tüm dehşetinden sağ çıkıp da nihayetinde bir insanın eliyle ölmek... Ne boş bir son.”
Bunu söyledikten sonra bakışlarını kaçırdı ve uzaklara dalıp giden bir sesle ekledi:
“Ve bu lanetli şehirde, burada binlerce kez daha ölmeye mahkum olduğunu bilerek yeniden hayata dönmek... Ne acı bir başlangıç.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.