Sunny kıyıya yaklaştıkça, Doğu Çeyreği’nin kalbi, eğer bu çorak ve ıssız topraklara öyle denebilirse, yavaş yavaş çehre değiştiriyordu. Artık insanların kontrolündeki bölge sınırlarına iyice yaklaştığı için Nightmare adımlarını biraz yavaşlattı.
Sunny, geniş bir alana yaydığı gölge duyusu sayesinde çevreye kılavuzluk ediyor, onları yerel yerleşim yerlerinden, askeri karakollardan ve devriyelerden uzak tutuyordu. Ne de olsa öldüğü sanılan Gölgelerin Efendisi’nin böyle korkunç bir bineğin üzerinde fink attığının fark edilmesi zaten baş ağrıtacak, zahmetli bir işe dönüşürdü.
Dudaklarının arasından hafif bir iç çekiş süzüldü.
Saint ile Slayer arasındaki düello henüz gerçekleşmemişti. Bu durum onu biraz hayal kırıklığına uğratsa da genel olarak halinden memnundu.
Nightmare’in eyerinde hafifçe sallanırken alçak sesle mırıldandı.
Epey güçlendim, değil mi?
Artık bir Supreme mertebesindeydi, üstelik emri altında Saint, Slayer, Serpent ve Fiend gibi dört adet Supreme seviyesinde gölge vardı. Nightmare de yakında daha yüksek bir aşamaya geçecekti, hatta Mimic bile Transcendent mertebesine ulaşmıştı.
Bu, bir zamanlar hayal bile edemeyeceği kadar devasa bir güç miktarı demekti. Yanmış Orman’da geçirdikleri süre boyunca Gölge Lejyonu da epey büyümüş, sessiz askerlerinin arasına kutsal gölgeler katılmıştı.
Böylesine dehşet verici bir güç...
Fani bir insanın değil, ancak bir tanrının harcı olabilirdi. Bunu inkâr etmek yalnızca beyhude bir tevazu gösterisi olurdu. Sonuçta tek başına koca dünyaları fethedip yerle bir edecek güçteydi. Eğer bu tanrısallık değilse, başka ne olabilirdi?
Yine de cevap aslında oldukça basitti. Birini tanrı yapan şey yıkım getirmesi değildi. Başkasının inşa ettiği bir şeyi yıkmayı her budala becerebilirdi. Tanrıları diğer tüm varlıklardan ayıran asıl şey, o büyüleyici yaratım yeteneğiydi ve Sunny henüz sıfırdan bir dünya yaratabilecek durumda değildi.
Tabii mucizevi şeyler ortaya koymaya da tamamen yabancı sayılmazdı.
Elinin tekini kaldırıp göğsüne dokundu. Karanlık Şehir’in demirhanesinde geçirdiği o uzun haftaları hatırlayınca yüzünde yorgun bir tebessüm belirdi.
Kendi elleriyle gölgeye bağlı bir hafıza yarattığı yer orasıydı. Süreç o kadar zorlu geçmişti ki yarattığı yıpranmışlığı henüz üzerinden tam olarak atamamıştı ama elde ettiği sonuçtan son derece memnundu.
Epey zamanımı aldı ama değdi.
Zaten Zihin Dokusu olmasaydı bu iş çok daha uzun sürerdi.
Harabe katedralin devasa salonu derin bir sessizliğe gömülmüştü. Kılıçların Kralı’nın gölgesinin son bir yıldır burada hiç yorulmadan çekiç salladığı düşünülürse, bu sessizlik insana garip geliyordu.
Bunun sebebi, Sunny’nin Zihin Dokusu’nu özümserken baygın yatması ve yavaş yavaş kendine gelmeye çalıştığı sırada Gölge Lejyonu’nun onun ruhuna geri çekilmiş olmasıydı.
Sunny bu yabancı sessizliğe pek kulak asmadı. Katedralin geniş alanına yayılan ve ta uzaklardaki tavana kadar uzanan devasa büyü dokusu modelini incelemeye koyuldu.
Sanırım şimdi her şeyiyle hazır.
Bu doku üzerinde çok uzun süredir çalışıyordu. Kutsama’yı döktüğü andan beri, yani neredeyse iki yıldır bu tasarımı planlıyordu zaten.
İşin büyük kısmını o talihsiz baygınlık sürecinden önce halletmişti fakat Zihin Dokusu, kafasını kurcalayan son pürüzleri çok daha hızlı çözmesini sağlamıştı. Elbette tepesinde süzülen bu devasa doku şimdilik yalnızca teoriden ibaretti; somutlaşmış gölgelerden üretilmiş bir taslak olduğundan, teorideki bu tasarımın pratikte de aynı şekilde hayat bulup bulmayacağını zaman gösterecekti.
Yine de Sunny, yakında veya gelecekte hiçbir zaman bundan daha hazırlıklı olamayacağını çok iyi biliyordu.
Gölgeye bağlı bir hafıza, sıradan olanlardan farklı olmak zorundaydı. Dokusu büyüyüp öğrenebilecek bir yapıya sahip olmalıydı; bu yüzden kalıpları alışılagelmiş yöntemlerin dışına çıkılarak, hem sarsılmaz bir temel barındıracak hem de hareket alanı tanıyacak şekilde tasarlanmalıydı.
Sunny bunu Kutsama’yı yaratırken öğrenmişti. Sistemin kendi tasarımını nasıl geliştirdiğine bizzat şahit olduktan sonra, tamamen kendine ait gölgeye bağlı bir hafıza dövme girişiminde bulunacak kadar öz güven kazanmıştı.
O halde vakit kaybetmeye gerek yok.
Ufukta beliren Rüya Dölü tehdidi ve toplanması gereken iki Weaver soyu parçası daha varken, üzerinde hafif bir telaş hissediyordu.
Gölge Somutlaştırma yeteneğinin üzerindeki hakimiyetini gevşetmesiyle birlikte, tepesindeki siyah ipliklerden örülü devasa örtü dalgalanarak bir gölge seline dönüştü ve eriyip gitti. Bir saniye sonra, karanlığın içinden kararlı adımlarla demirhaneye doğru yürüyen üç suret belirdi.
Bunlar elbette kendi bedenleriydi. Biri Yanmış Orman’daydı, diğer ikisi ise Hollow Dağları’nın güneyinde, Nephis’in yanındaydı. Yani şu an çalışmak için elinde dört çift el vardı.
Unutulmuş Kıyı’nın Karanlık Lordu bile tahtını boş bırakıp kendini gölgeye bağlı hafızayı dövmeye adamış, Gölge Klanı’nın işlerini yürütme görevini tamamen Aiko’ya devretmişti.
Gölge Demirhanesi’nin devasa örsü boş duruyor, arkasında ise Kılıçların Kralı’nın gölgesi sessizce bekliyordu. Suretlerin her biri getirdikleri malzemeleri örsün yıpranmış yüzeyine bıraktı.
Son parçanın örse çarparken çıkardığı metalik tını, en sonunda o derin sessizliği bozdu. Sunny gözlerini aşağı indirdi.
Kış Canavarı’nın ölümünün ardından sonsuza dek donup kalmış gölgeler vardı.
Karanlık Diyar’da bulduğu devasa Ruh Yılanı’nın kemiklerinden alınmış, pürüzsüz fildişi bir parça duruyordu; hani şu Slayer’ı öldürmek için kullandığı kemik kıymığı.
Abanoz Kule’de ele geçirdiği, Nether’ın elmas ipliğinden bir makara vardı.
Kuklacı tarafından dokunmuş siyah ipek teller duruyordu.
Ve son olarak...
Yedi adet demir halka vardı.
Bunlar elbette sıradan halkalar değildi. Güneş Tanrısı’nın, Umut’u zincirlemek için kullandığı ve Sunny’nin Fildişi Kule’nin Geçit Salonu’ndan söküp aldığı antik bir zincirin baklalarıydı.
Ancak hâlâ eksik bir malzeme vardı.
Kendi kanı.
İçini çeken Sunny, Anvil’ın gölgesine bakıp gülümsedi.
Çekicini hazırlasan iyi edersin.
Bugün biraz yardıma ihtiyacı olacaktı.
Çok geçmeden demirhanede ateşler harladı ve çekicin örse vuran tok sesi antik katedralin duvarlarında bir kez daha yankılanmaya başladı.
Sunny, gölgeye bağlı bir tılsım yaratıyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.