Serap Şehri'nin Kara Gölgesi

Sunny kabuslarla dolu bir rüyaya daldı.

O rüyada, grotesk canavarların gerçek olduğu, insanların doğaüstü yeteneklere sahip olduğu ve insanlığın üzerine çöken karanlık tarafından yutulmaya yüz tuttuğu, ölmekte olan bir dünyada yaşıyordu. Dünya uçsuz bucaksız bir savaş alanıydı ve her gün, hayatta kalma uğruna verilen o kanlı kavgada sayısız can yitip gidiyordu.

Sunny de o dünyanın en güçlü isimlerinden biriydi; çamur, kan, kalp kırıklığı ve ihanet dikenleri arasından tırnaklarıyla kazıyarak gücün zirvesine tırmanmıştı. Sorumluluğun ezici ağırlığı altında beli bükülüyor, geçmişteki günahlarının acımasız yükünü omuzlarında taşıyordu.

...Ayrıca nefes kesici, akıl almaz derecede güzel ve seksapeli tavan yapmış bir sevgilisi vardı.

Sunny, canavarların ve süper güçlerin varlığını bir yere kadar kabul edebilirdi ama bu son detay, tüm bunların bir rüya olduğundan kesinlikle emin olmasını sağlamıştı.

Ah...

Alarmın kulak tırmalayan sesiyle uyandı.

"Uyan Sunny! Uyan Sunny! Uyan Sunny!"

Bok.

Telefonuna uzanıp alarmı kapatmak için debelendi, sonra yatağında dikilip sersemlemiş, kan çanağına dönmüş gözlerle etrafına bakındı.

Odası karanlık ve darmadağındı; her yeri bayat bir hava ve boş şişeler sarmıştı. Televizyon açıktı; Valor Grubu’nun yeni ve abartılı alışveriş merkezinin renkli reklamı dönüyordu. Genç CEO, tezahürat yapan bir kalabalığın önünde kırmızı kurdeleyi kesiyor, sade gülümsemesi kamerayı kör ediyordu...

Sunny, gözlerinde derin bir karanlıkla bir süre televizyona dik dik baktı, sonra telefonunu ekrana fırlattı. Ekran tuzla buz oldu ve oluşan çatlak ağı o gülümseyen yüzü çarpıtarak Sunny’nin sanki kırık bir aynaya bakıyormuş gibi hissetmesine neden oldu.

Sunny aniden tamamen ayıldı.

"Hayır, olamaz! Kahretsin!"

Yataktan fırladı, bu sırada birkaç boş şişe yerde yuvarlanırken aceleyle televizyonun yanına gitti. Telefonunun ekranı da çatlamıştı ama neyse ki hala çalışır durumdaydı. Saati ve tarihi kontrol etti, sonra rahatlamış bir şekilde içini çekip yavaşça doğruldu.

Hala o lanet olası kabusun etkisinden kurtulmaya çalışırken birkaç küfür mırıldandı ve pencereye yöneldi. Panjurları açarken ışıktan yüzünü buruşturup dışarıya baktı.

Şafağın loş, eflatun ışıltısı solgun vücuduna vuruyordu; şekilli kaslarını, onursuzluk nişaneleri gibi vücuduna yayılmış yara izlerini ve kollarını, gövdesini saran siyah bir yılanın ürkütücü dövmesini aydınlatıyordu.

...Bir polis memurundan tam olarak beklenecek bir görüntü değildi ama Sunny, doğru yolu bulmadan önce çalkantılı bir hayat sürmüştü.

Pencerenin ardındaki şehir, yağmurdan bir perdenin arkasına gizlenmişti. Arabalar sabah trafiğine yakalanmamak için acele ediyor, arkalarında kızıl bir parıltı bırakıyorlardı. Orada burada, alacakaranlık gökyüzüne karşı yükselen kırmızı neon haçlar, kaybolmuş ruhlar için birer deniz feneri gibi parlıyordu; çevrelerindeki sayısız dükkan ve restoran, açgözlülük ve oburluk tapınakları gibi kapılarını açmaktaydı.

Tüm bunların üzerinde, camdan gökdelenler devasa katedraller gibi yükseliyordu. Holding ofislerinin derinliklerinde asıl güç barınıyordu.

Sokaklar kirliydi, apartman daireleri dökülüyordu ve insanlar bitkindi; trafik yüzünden dar kaldırımlara hapsolmuş, donuk gözlerle gidecekleri yere yürüyorlardı.

Tüm bunlarda tuhaf bir terslik vardı, sanki kabuslarındaki dünya çok daha gerçekmiş gibi hissediyordu.

...Şehrin etrafında hiçbir bariyer yok.

Bu çok garip bir düşünceydi ama yine de Sunny, ufukta devasa hava filtrasyon bariyerlerinin olması gerektiği hissinden bir türlü kurtulamıyordu.

Ama ne için?

İyice kafayı yedim herhalde.

Her halükarda, Serap Şehri’nin üzerinde güneş yükseliyordu.

Yeni bir günle yüzleşme vaktiydi...

Bugün Sunny, eli yüzü düzgün görünmek için gönülsüzce bir çaba sarf etti. Duş aldı, tıraş oldu ve bulabildiği en az kırışık kıyafetleri giydi. Siyah bir kot, gri bir tişört ve göze batmayan bir ceket... Kıyafetler onun o sert, keskin yanını gizliyordu ama bakışlarında hala bir şeyler olmalıydı ki binanın arkasında aylaklık eden bir sarhoş, Sunny’nin tek bir bakışıyla geri çekildi.

Sunny, adamın sendeleyerek uzaklaşmasını soğuk ve kasvetli bir ifadeyle izledi. Adam gerçek bir sarhoş gibi görünüyordu ama asla emin olunamazdı; dikkatli olmakta fayda vardı.

Yalpalayan figür köşeyi dönüp kaybolduğunda, Sunny eski ve hırpalanmış arabasına binip anahtarı kontağa taktı.

Şehir sokaklarında sürerken, Antarktika Merkezi'nin karanlık ve ıssız sahil yolunu düşünmeden edemedi. Hayır... Bu başka bir kabustaydı. Gerçeklik burasıydı, öyleyse neden böyle korkunç şeyler düşünüyordu?

Radyoda kulağa hoş gelen bir şarkı çalıyordu; ona o rüyalarda, sadece fıstık gibi bir sevgilisi olmadığını, aynı zamanda gerçek bir pop yıldızıyla arkadaş olduğunu hatırlatıyordu. Üstelik başarılı bir işi vardı, bir şatoda yaşıyordu, dünya tatlısı bir küçük kız kardeşe göz kulak oluyordu ve... flüt mü çalıyordu?

Neler oluyor böyle...

Rüyalar gerçekten tuhaf yerlerdi.

Oysa Sunny pek de hayal gücü geniş biri sayılmazdı. Bilinçaltı tüm bunları nasıl kurgulamıştı?

Başını iki yana sallayarak bir trafik ışığında durdu ve yoldaki her sürücünün ona baktığına dair o paronayak hisle mücadele etti.

Bir süre sonra Sunny varacağı yere ulaştı... Burası şehrin dışındaki prestijli bir psikiyatri hastanesiydi.

Arabasını kilitleyip küçük bir parkı geçerek girişe yürüdü ve güvenlik görevlisine giriş kartını gösterdi. Bu huzurlu görünen hastanede pek çok nüfuzlu kişi tedavi görüyordu, bu yüzden güvenlik gerçekten sıkıydı; o muazzam bina aslında bir kaleden farksızdı ve içeride onun gibi sıradan insanların girmesine izin verilmeyen pek çok yer vardı.

Sunny’ye gelince, o nüfuzlu biri değildi. Ancak üstlerini zor durumda bırakan bir mevzuda kamu görevlisi olduğu için, onu zorunlu psikiyatrik danışmanlık alması için buraya göndermişlerdi.

Aylar önceydi. Ve bugün... bugün, tanrılar izin verirse, son seansı olacaktı. Eğer her şey yolunda giderse görevine iade edilecek ve işine dönecekti. Tam zamanıydı; Sunny, bunca zamandır peşinde olduğu piç kurusunun yakında tekrar saldıracağına dair bir his taşıyordu.

İçeri alınırken, "tanrılar" kelimesini çoğul kullandığını fark edince kaşlarını çattı.

Topla kendini, kahretsin.

Bugün işleri berbat edemezdi.

Kısa süre sonra rahat bir koltukta otururken terapistiyle karşı karşıya geldi.

Terapisti, nispeten genç olmasına rağmen psikiyatri dünyasında oldukça önemli bir isimdi. Sessiz ve son derece profesyoneldi; bu yüzden ilişkilerinin zorunlu doğasına rağmen Sunny ondan pek nefret etmiyordu. Kadın, o aklından geçenleri anlatırken çoğunlukla orada sessizce oturuyordu, bu yüzden sevilmeyecek pek bir yanı yoktu.

Şey... Bir durum hariç.

Terapistinin bu kadar lanet olası derecede güzel olmaya hiç hakkı yoktu. Gerçekten nefes kesiciydi, hatta bu durum gerçeküstüydü ve dikkatini dağıtıyordu.

Teni saf beyaz kaymaktaşı gibiydi, gözleri iki oniks mücevheri andırıyordu ve yüz hatları neredeyse insanlık dışı bir kusursuzluktaydı. Sanki doğmamış da, çılgın bir heykeltıraş tarafından taştan yontulmuş gibiydi. Bu yüzden, güzel olması gereken şey biraz ürkütücü, hatta akıldan çıkmayan bir hal alıyordu.

Her zamanki duygusuzluğu, genel izlenimi daha da rahatsız edici kılıyordu.

Kadının kayıtsız bakışlarıyla karşılaşınca Sunny kendini gülümsemeye zorladı.

"Günaydın doktor."

Kadın ona sakince baktı...

Ve sonra hafifçe gülümsedi.

Gülümseme yüzünü tamamen değiştirdi; onu seyretmesi hem dayanılmaz derecede cezbedici hem de neredeyse acı verici bir hale getirdi. Kutsal bir şeye, belki de yaşayan bir azizeye bakmak gibiydi.

"Günaydın Dedektif. Kahve ister misiniz?"

Nedense Sunny, büyüleyici güzellikteki terapistin konuştuğunu duyduğunda içinde derin bir yanlışlık hissetti.

Ayrıca bir sebepten ötürü, sorusuna dürüstçe cevap vermesi gerektiğini hissetti.

Sunny omuz silkti.

"Olur. Neden olmasın?"

...Hayatındaki diğer tüm felaketler gibi, bu yıkım da güzel bir kadının gülümsemesi ve bir fincan kahveyle başlamıştı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.