Usta bir aşçı olan Sunny, aynı malzemelerle sayısız yemeğin yapılabileceğini çok iyi bilirdi.
Savaşın da bundan kalır yanı yoktu. Örneğin bu çarpışmada, Gölge Lejyonu’nun üç birliği başlangıçta yozlaşmış ölümsüzlerden oluşan üç sürüyle karşı karşıya gelmişti. Güçleri kabaca eşit olduğundan, iki taraf da diğerini ezemiyordu. Ancak malzemelerin yerini değiştirdiğinde, durum tamamen değişti.
Avcı, Azize’ye destek vermek için harekete geçerek sürülerden birini yok etti. Ardından ikisi birden Karanlık Kale’yi kuşatan ucubelerin üzerine çullandı; onları bastırmaları uzun sürmedi. Avcı’nın dondurucu ve amansız tipinin soğuk kucağına terk ettiği ölümsüzler, köprüyü geçip parka vardıklarında savaş artık gücünü yitirmiş, sona yaklaşmıştı.
Fakat o an gelindiğinde, Gölge Lejyonu’nun tüm gücü ve habis komutanının dört enkarnasyonu, düşman sürüsünün geriye kalan son üçte birlik kısmıyla karşı karşıyaydı. Kuzeyden, savaşın döktüğü kanın kokusuna kapılarak köprüyü geçen daha fazla düşman vardı ama sayıları hiçbir şeyi değiştirmeye yetmezdi.
Hepsini temizleyin.
Azize, Avcı, Yılan, İblis ve Daeron’un gölgesi, sessiz gölgelerden oluşan denizi topyekun bir saldırıya doğru sürükledi. Kısa bir süre için o muhteşem park, dalgalanan kara gökyüzünün altında şiddetli bir savaşın kaynayıp coştuğu, paramparça olmuş bir harabeye döndü.
Ama çok geçmeden, her yer yeniden ilk günkü gibi tertemiz ve güzeldi.
Savaş bitmişti.
Yenilgiye uğrayıp boyun eğdirilen düşmüş ölümsüzler, yavaş yavaş Rüya Laneti pençesine düşüyordu. Bedenleri Karanlık Kale’nin devasa ağzına taşınıyor, gözden kayboluyordu. Ucubeleri zapt etmekle ya da taşımakla uğraşmayan gölgeler ise kuzeye doğru bir savunma formasyonu alarak bir sonraki adadan parka doğru sürüklenen başıboşları geri püskürtmek için hazır bekliyordu.
Rıhtım Adası, Park Adası, Eğlence Adası, Yerleşim Adası... ve Deniz Feneri Adası da dahil. Artık hepsi Sunny’nin kontrolündeydi.
Tabii bunun artık bir önemi yoktu.
Karanlık Kale’nin surlarının üzerinde insan formuna bürünen Sunny, derin bir nefes alarak kuzeye, Saray’ın uzaktaki silüetine baktı.
Şimdi önemi olan tek bir yer var. Çehresi bulutlandı.
Şu anki bölgesinden Sonsuz Şehir’in kalbine doğru düz bir hat çizse bile üç veya dört adayı daha fethetmesi gerekirdi. Elbette düz bir hattan gitmek imkansızdı; komşu adadaki ölümsüzler Gölge Lejyonu’nu kıskaca alıp kuşatır, sayılarını hızla sıfıra indirirdi.
Bu yüzden, eğer Saray’a tam güçle ulaşmak istiyorsa, Sonsuz Şehir’in tüm güney yarısını kontrol altına alarak en az bir düzine adayı daha metodik bir şekilde yavaş yavaş kuşatması gerekecekti.
Doğal olarak buna hiç vakit yoktu.
Kahretsin.
Görünen o ki, geleneksel bir askeri sefer yürütmek onun kaderinde yazılı değildi. Bir kez daha bir numara çevirmesi gerekecekti, üstelik bu sefer her zamankinden çok daha büyük bir ölçekte.
Üç enkarnasyonu surlarda, hemen yanında belirdi; her birinin yüzünde karanlık bir ifade vardı. Bu... gerçekten talihsizce oldu.
Ne? Sonsuz sayıdaki ebedi ucubeyle bitmek bilmeyen bir savaşa girmek zorunda kalmamak mı talihsizlik?
Şey, öyle söyleyince...
Zaten savaşılacak sayısız ölümcül hayalet varken, kimin ebedi kabus yaratıklarının sayısız sürüsüyle uğraşacak vakti var ki?
Değil mi?
Doğru...
Laf salatası yapmanın sırası mı şimdi şapşallar?
Sunny kendi kopyalarına bakıp sırıttı.
Acele edin ve gidin. Bir müze ya da ona benzer bir şey bulmaya çalışın.
Üç enkarnasyonu da sırıttı ve gölgelere karışarak kayboldu.
Olabildiğince hızlı hareket etmek için Gölgelerle Yürüme yeteneğini kullanarak üç komşu adaya dağıldılar. Biri Eğlence Adası’ndaki dükkanların ve işletmelerin arasında mekik dokuyor, diğeri Yerleşim Adası’ndaki en lüks malikaneleri arıyor, sonuncusu ise Rıhtım Adası’nın depolarını ve ofislerini talan ediyordu.
Az çok değerli görünen ne varsa anında Ruh Denizi’ne çekiliyordu. Sunny hafifçe gülümsedi ve memnuniyetle içini çekti.
Ah... yağmalamak. Gerçekten gibisi yok.
Sonra gülümsemesi yavaşça yüzünden silindi. Aşağıya bakarak emretti:
İlerleyin.
Aşağıda, Gölge Lejyonu ileriye doğru yürüyüşe geçti. Aynı anda Karanlık Kale de kımıldayarak üzerinde durduğu tepeyi terk etti. Sessiz gölgelerin düzenli sıralarını takip ederek o da kuzeye doğru sürünmeye başladı.
Kuzeye, adanın uzak ucuna doğru ilerledikledikçe, iç adalardan gelen daha fazla ölümsüz onlara saldırdı; tabii ki sayıları Gölge Lejyonu için tehdit oluşturamayacak kadar azdı. Hatta birçoğu, Sunny’nin ürkütücü derecede sessiz ordusunun öncü birliğine bile ulaşamadan Sunny’nin Gölgeleri tarafından biçildi.
Yozlaşmış ölümsüzlerin ana kütlesi henüz yaşadıkları adaları terk etmemişti. Daha da önemlisi, büyük bir kısmı Uçan Hollandalı’nın hayalet ordusuyla savaşmak için kuzeye, gizemli Kabus Yaratığı ile savaşmak içinse doğuya göç etmişti; Sunny en son vardığı için onun ve kuvvetlerinin üzerindeki baskı hafiflemişti.
Bu iğrenç et yığınının altında henüz ezilip kalmamasının sebebi buydu.
Yine de, Gölge Lejyonu adanın kuzey ucuna ulaştığında, o ana kadar verdikleri kısa çatışmalar kesintisiz bir saldırı dalgasına dönüştü. Sessiz gölgeler için ciddi bir risk oluşturmayacak kadar az sayıda düşmüş ölümsüz vardı ama bu sayı Sunny’yi yeniden Kuklacı’yı güçlendirmeye zorlayacak kadar artmıştı.
Üstelik köprüden geçenlerin sayısı daha da artıyordu ki bu da beladan başka bir şey vaat etmiyordu.
Tabii, bir şey müthiş bir hızla köprüye çarpmadan hemen önceydi bu. Çarpışmanın etkisiyle her yöne yıkıcı bir şok dalgası yayıldı.
Bir an sonra, ikinci bir gülle köprüye çarparak bir düzine ucubeyi kızıl bir sise dönüştürdü. Kuklacı ve onunla birlikte Sunny de gözlerini batıya dikti.
Orada, Park Adası’nın sınırları aniden parıldayan bir yıldız ışığıyla aydınlandı.
Sunny içinden gülümsedi.
Teknemiz geldi...
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.