Gölge Lejyonu, Karanlık Kale'nin surlarına kadar sıkıştırılmış, mevcudunun üçte birine kadar erimişti. Bütün orduyu yutmakla tehdit eden o kesif sis, bir süredir Kış Canavarı'nın korkunç tipisi sayesinde dizginleniyordu. Ancak yaratığın gölgesi ortadan kalkınca, karanlık pus tüm dünyayı yeniden sardı. Lekeli Arayıcı devrilmiş, ele geçirilmesi imkânsız Amber Kraliçesi bile ağır yaralarla yere serilmişti.
Savaş alanında ne gölgelerden ne de hortlaklardan geriye tek bir ceset kalıyordu. Saray Adası ne kadar parçalanıp yıkılırsa yıkılsın kendini tamir etmeyi sürdürüyordu fakat kıyılarında kopan kıyamet... Sunny'nin şimdiye dek tanık olduğu tüm savaşlardan çok daha dehşet vericiydi.
Ve Sunny bu savaşı kaybediyordu.
Lejyonu en başından beri dezavantajlıydı. Yok edilen her gölgeyle birlikte bu uçurum katlanarak büyüyordu. Asıl felaket ise Sunny'nin bedenleşmiş suretlerinden üçünü geriye çekmesiyle başladı.
Onların desteğinden mahrum kalan Gölge Lejyonu'nun formasyonu, korkutucu bir hızla erimeye yüz tuttu.
Ancak en acil sorun bu bile değildi.
‘O piç...’
En büyük tehdit, Lanetli Gezgin ve elinde tuttuğu o tekinsiz kılıçtı: Büyük Zorba, Kanakht'ın Ruhu.
Tabii bu durum, Kanakht'ın Beden'i sahneye çıkmadan önceydi.
Jet artık yoktu. Gezgin'in karşısında duracak kimse kalmadığı için Gölge Lejyonu'nun formasyonunu tek başına silip süpürebilirdi. Daha da kötüsü, bu meşum hortlak gölgeleri sadece yok etmekle kalmıyor, onları büsbütün siliyordu. Sunny bunun yaşanmasına izin veremezdi.
Gelgelelim elinde pek bir seçenek de kalmamıştı. Gölge Lejyonu zaten can çekişiyordu; ordusundaki savaşçıların pek azı Lanetli Gezgin'i yavaşlatabilir, onunla başa çıkmayı ise rüyalarında bile göremezlerdi. Sunny, Saint'e adamın yolunu kesmesini emredebilirdi elbette ama bu hamle, Saint'in ayakta tuttuğu cephenin anında çökmesine yol açardı.
‘Ne yapmalı?’
O devasa hortlakla bizzat mı yüzleşmek zorundaydı?
Suretlerinden sadece ikisi Saray'ın dışındaydı. Biri Gece Gezen'i kendi firari gölgesine mühürlemekle meşguldü, diğeri ise Kuklacı'yı güçlendiriyordu. Sunny o devasa güveyi kaderine terk edip bizzat savaş alanında tecessüd edebilirdi fakat bu durum, Gölge Lejyonu üzerindeki hassas kontrolünü kaybetmesi anlamına gelirdi. Sonuç, hiçbir şey yapmamak kadar yıkıcı olurdu.
‘Sadece zaman kazanmam gerek.’
Mevcut seçenekleri zihninde hırsla tarttı, en uygun çözümü bulmaya çalıştı ve nihayet en akıllıca hamlede karar kıldı.
Aşağıdaki savaş alanında Lanetli Gezgin, hayaletsi palasını çamurlu topraktan söküp ağır ağır doğruldu. Gölge Lejyonu'nun dağılmakta olan formasyonuna kibirli gözlerle baktı, ardından acelesiz adımlarla oraya doğru ilerlemeye başladı.
Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun içinden üzerine doğru süzülen bir Eşek Arısı'nı, kılıcının zahmetsiz bir savruluşuyla ortadan ikiye ayırdı.
Gözleri daha yükseğe kaydı. Görkemli siyah kulenin en tepesine tünemiş olan devasa güvenin karanlık siluetine kilitlendi. Lanetli Gezgin bir an durup yaratığı süzdü; ardından deniz mavisi soğuk gözlerinde korkunç bir kötülük parıldadı.
Karanlık hortlak, yoluna çıkan gölgeleri umursamazca katlederek ilerleyişini sürdürdü.
Ta ki yağmur perdesinin arkasından, görünmez ve şimşek hızında bir kılıç darbesi inene kadar.
Lanetli Gezgin ancak son salisede tepki verebildi. Palasını hızla kaldırarak saldırıyı blokladı. Çarpışmanın şiddeti adamı birkaç metre geriye savurdu, arkasındaki toprak derin ve pürüzlü bir hat boyunca yarıldı. Bir an hareketsiz kaldı, sonra duruşunu düzeltip karşıya baktı. Yağmurun ve savrulan sisin gizlediği yerde siyah bir figür duruyor, acımasız bir kararlılıkla ona dik dik bakıyordu.
Abanoz rengi bedeni hafif bir zırhla kaplanmıştı, yüzü ise tülle gizliydi. Bir elinde kısa bir kılıç tutuyordu. Tekinsiz hortlağın bakışları altında diğer kılıcını da kınından çekti. İki çelik birden kör edici bir ışıkla parıldayarak sisi aydınlattı ve kadının narin siluetini ortaya çıkardı.
Bu gelen, Dokuzlar'dan Orphne'nin gölgesi, Avcı'ydı.
Sunny ona Karanlık Kale'nin surlarını terk edip savaş alanına inmesini emretmişti. Sonuçta düşmüş bir Dokuzlar üyesinin ruhuyla yüzleşmeye ondan daha uygun kim olabilirdi ki?
Lanetli Gezgin'in hayaletsi yüzü kıpırdamadı fakat deniz mavisi gözlerinin derinliklerinde bir şeyler değişti. Bakışlarına, açıklanamaz bir duyguyla harmanlanmış hafif bir tanıdıklık hissi yerleşti. Binlerce yıldır mühürlü duran dudakları, unutulmuş bir ismi fısıldamak ister gibi ağır ağır kıpırdadı.
Ancak dudaklarından tek bir ses bile dökülmedi. Avcı, bu belirsiz harekete zerre müsamaha göstermeden dehşet verici bir hızla öne atıldı. Arkasında parçalanmış yağmur damlalarından bir iz bıraktı, etrafındaki sis çalkantılı bir nehir gibi dalgalandı.
Lanetli Gezgin yerinden kayarak bu atağı sarsılmaz bir güçle karşıladı. İki gücün çarpışması etraftaki her şeyi yutan parlak bir ışık hüzmesi yarattı. Işıldayan kılıçlar ile hayaletsi pala, kötücül bir iradenin ve sonsuz öldürme niyetinin rehberliğinde ölümcül bir dansa tutuştu. Çeliğin sisin içinde yankılanan çınlamaları korkunç bir melodiye dönüştü.
Gölge ile hortlak, göz açıp kapayıncaya kadar yüz darbe savurdu; etraflarındaki zemin büsbütün yerle bir oldu.
Avcı üstünlüğü ele geçiremedi... Hatta birkaç adım gerilemek ve savunmaya geçmek zorunda kaldı. Yine de yenilmiş sayılmazdı.
En azından birkaç saniyeliğine, bu tehlikeli çatışma hassas bir dengede durmayı başardı. Bu da Lanetli Gezgin'in geçici olarak dizginlendiği ve Gölge Lejyonu'nun formasyonuna ulaşmasının engellendiği anlamına geliyordu.
Sunny'nin tek ihtiyacı olan da buydu.
Çünkü Avcı bu tekinsiz hortlağı daha fazla tutamayacak raddeye geldiğinde, Sunny tüm bu savaşın kaderini tersine çevirecek kadar zaman kazanmış olacaktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.