Sunny, Fare Kral’ın öyle sadece akılsız haşerelerden oluşan aleradet bir sürü olamayacağını mantığına oturtmuştu. Daha önce de canavar sürüleriyle savaşmıştı ama hiçbiri bugün karşılaştığı bu düşmana benzemiyordu. Karşısındaki varlık gerçekten bir sürüydü belki ama tek bir irade tarafından yönetiliyordu.
Bu durum, o iradenin tek bir kaynağı olduğuna işaret ediyordu. Avcı’yı çılgınca bir açlıkla yutmak için yanıp tutuşan o iğrenç farelerin, o sayısız lejyonun çıkış noktası tek bir yerdi. Böyle olmasa bile Kar Tiranı, Fare Kral’ı zaten buna zorlardı.
Ne de olsa Kar Canavarı figürünü bir şekilde kontrol etmesi gerekiyordu. Sunny, düşmanının her bir fareyi boyunduruk altına almak için sonsuz sayıda görünmez ipi özgürce yaratabileceğine pek ihtimal vermiyordu.
Bu yüzden, tek bir fareye bağlı tek bir ip olması gerektiği teorisini yürütmüştü. O fare, kıpır kıpır kımıldayan haşere denizinin bir yerinde gizlenen Fare Lejyonu'nun komutanıydı. Kar Tiranı’nın bu Lanetli Canavar’ı kontrol etmek için kullandığı kukla ve aynı zamanda onun kaynağıydı.
Sayısız haşere arasında tek bir fareyi bulmak imkansız bir görev gibi görünüyordu. Samanlıkta iğne aramaktan çok daha zordu. En azından samanlıktaki iğne de saman da durduğu yerde dururdu; çöken bir dağın sarsılan yamaçlarında köpüren bir kana susamışlıkla kaynamaz, çırpınmazdı.
Ama bu görevi başarabilecek biri varsa, o da Kai’ydi.
Görünmez iplerin varlığını hepsinden önce o fark etmişti. Sunny kendisinin bile bunları algılayabileceğinden emin değildi ama Kai görebiliyordu.
Orijinal fareyi sayısız kardeşinden ayıramsa bile, Kar Tiranı’nın ipini yeniden yakalayabilirdi. Ve sonra… o ipi hedefe kadar takip edebilirdi.
Sunny, düşmanının kendi gücünü ona karşı bu şekilde kullanmayı planlıyordu.
Tabii sorun…
Kai başarılı olana kadar Avcı ile birlikte hayatta kalmak zorunda olmalarıydı.
Bu sadece zor olmakla kalmıyor, her geçen an daha da imkansız hale geliyordu.
Avcı, kan ve parçalanmış et kasırgası içinde dağ boyunca ilerleyen karanlık bir fırtına gibiydi. Geçmişte de hafife alınmayacak bir güçtü, kötücül ve tekinsiz bir güç… Fakat şimdi gölgeler ve küllerle beslendiği, bizzat Ölüm Hükümdarı’nın örsünden çıkmış efsunlu silahlar kullandığı için dehşet verici kötülüğünü izlemek hayranlık uyandırıyordu.
Dağ tamamen kaynaşan farelerle kaplanmıştı, bu yüzden Avcı ancak ardında bıraktığı korkunç katliamın izinde var olabiliyordu. Biçici kılıcıyla kendine bir yol açmak zorundaydı. Bu yetmediğinde de Kai’nin yok edici bombardımanının yarattığı anlık güvenli adacıklara kaçıyordu. Sunny, bu tehlikeli savaşın çılgınca ritmine ayak uydurarak gölgelerin arasından ona rehberlik ediyordu.
Kıyım hayal gücünün ötesindeydi.
Gün batımının kızıl parıltısı, çamur kayması gibi üzerlerine çöken haşerelerin karanlık ve çırpınan duvarları, rüzgarda süzülen kırmızı sis bulutları… Bütün bu manzara inanılmazdı.
Ancak en kötüsü gürültüydü. Sayısız kudurmuş farenin çıkardığı o kulak tırmalayıcı, sağır edici gürültü iğrençti, dehşet vericiydi ve kelimelerle tarif edilemezdi… Avcı’nın işitme duyusu inanılmaz derecede keskin olduğu, kilometrelerce öteye düşen tek bir iğnenin sesini bile duyabildiği için bu gürültü daha da çekilmezdi.
İş o raddeye geldi ki Sunny halüsinasyon gördüğünü sandı. Gölgesi'ni parçalamak için koşturan sayısız haşerenin hışırtısından doğan delice seslerin uğultusunu duyuyordu. Bu sesler gerçek sesler değildi, söyledikleri kelimeler de gerçek kelimeler değildi… Yine de bir şekilde, en azından zaman zaman, ne dediklerini hayal meyal anlayabiliyordu.
"Açız… açız… biz açız… biz, açlığız…"
Zihninde duyduğunu sandığı şey buydu. Anlamını yitirene kadar, sayısız kudurmuş ses tarafından sayısız kez tekrarlanıyordu.
Avcı hiç durmadan hareket ediyor, kendisini yutmayı hedefleyen sürünün uzantıları arasındaki boşluklarda dans ediyordu. Hareketleri hızlı ve zarifti ama sergilediği katliam son derece vahşiceydi, bütün dağı yavaş yavaş kırmızıya boyuyordu. Sunny, sergilediği şiddetin korkunç boyutundan dehşete düşse de aynı zamanda kendini bu manzaraya kaptırmış buldu.
Bir ustanın en iyi yaptığı işi yapmasına tanıklık etmek, bunu onunla birlikte tecrübe etmek, her adımı, kas kasılmasını ve kılıcın titreyişini hissetmek gerçekten büyük bir sevinç kaynağıydı.
Avcı’nın savaş tarzına artık iyice alışkındı ama yine de onun daha önce hiç böyle sınırlarını zorladığını hissetmemişti. Şimdi bu karanlık gösteriyi en ön sıradan izleyen Sunny, Gölgesi’nin kılıcını savuruşundaki daha ince detayları ayırt edebiliyordu.
Avcı’nın savaşma şeklinde tarifsiz bir… samimiyet vardı. Duygularının ne kadar saf göründüğünü daha önce de fark etmişti ve bu saflık her hareketine yansıyordu. Bu korkunç dansında hiçbir gösteriş, hiçbir tereddüt yoktu; sadece sakatlamak, parçalamak ve öldürmek için samimi, saf ve sarsılmaz bir kararlılık vardı.
Bu, Avcı’nın savaş tarzının basit ya da kaba olduğu anlamına gelmiyordu, kesinlikle öyle değildi. Büyüleyici derecede güzeldi.
Sadece kendini hiç tutmadan, her hareketine tamamen adamıştı.
Niyeti ve eylemleri kusursuz bir şekilde birdi.
Bu garip bir varoluş haliydi; Sunny’ye ve çoğu insana yabancı gelecek bir haldi. Ne de olsa insanların sayısız düşüncesi, sayısız tecrübesi vardı. Bu derecede tek bir amaca odaklanmış bir kesinlik, çoğu insan için imkansızdı, hatta aksi takdirde zararlı olurdu.
Ama Avcı bunu başarıyordu. Hem de muazzam bir şekilde başarıyordu.
Kararlılığının samimiyeti, İrade’yi ne kadar verimli kullanabildiğini de etkiliyordu. Niyeti ile eylemleri arasında hiçbir bariyer olmadığı için zihnindekini harekete dönüştürürken hiçbir şey boşa gitmiyordu. Sonuç olarak, çok daha az çabayla çok daha fazlasını başarabiliyor, Sunny’yi hayrete düşüren bir beceri ve verimlilik seviyesi sergiliyordu.
İrade’yi inanılmaz bir incelikle kullanıyordu.
Avcı ve Sunny’nin hâlâ hayatta olmasının, nispeten yara almadan dayanabilmesinin sebebi buydu.
Ancak…
Geçen her bir anla birlikte sürü daha da büyüyordu.
Avcı’nın kıpır kıpır eden fare kütlesinde açtığı yollar daralıyor, o boşlukların açık kalma süresi kısalıyor ve onları çevreleyen haşere duvarları daha da yükseliyordu.
Fare Kral onları bu iğrenç kütlesinin altına gömmeden önce daha ne kadar dayanabileceklerinden emin değildi.
'Hadi ama Kai…'
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.