Sunny kabullenmek istemese de huzursuzdu.
Savaş çetin geçmişti, düşman da bir o kadar güçlüydü... ama canını sıkan şey bu değildi.
Kabus Yaratığı'nın ölümsüz çıkması da keyfini kaçırmamıştı.
Hatta Ebedi Şehir'i mesken tutmuş bu can vermez iblislerden oluşan devasa bir sürünün varlığı bile içindeki bu yoğun endişenin asıl sebebi değildi.
Hayır...
Sunny'yi asıl düşündüren, o ucube genci bir türlü anlamlandıramamasıydı.
Bu dehşetengiz yaratıkta o kadar tuhaf bir şeyler vardı ki ona bir ucube demenin bile doğru olup olmadığından emin değildi.
İlk olarak, ucube ruhların derinliklerine baktığında görmeye alışık olduğu o manzarayla karşılaşmamıştı. Yozlaşma'nın o iğrenç karanlığı oradaydı, doğru, ama bu habis urun yayılmasına kaynaklık eden o bildik düğüm noktaları yoktu. Bu yüzden yaratığın sınıfını tahmin bile edemiyor, sadece kabaca yüce aşamada olduğunu sezebiliyordu.
İkincisi, Cassie bile bu korkunç iblisin ne olduğunu çözememişti. Yaratığın özüne baktıktan sonra söyleyebildiği tek şey, birkaç gizemli sözcükten ibaretti:
Gasp edilmiş bir kabın içinde gizlenen, daha büyük bir bütünün parçası gibi.
Sonra bir süre sessiz kalmış, tereddütlü bir tonla eklemişti:
Ama parçası olduğu o büyük bütünün kendisi de eksik, tamamlanmayı arzuluyor.
Cassie'nin uyuyan yeteneğinin bu tekinsiz dehşet hakkında bilgi edinememesi zaten başlı başına bir endişe kaynağıydı. Görebildiği o ufacık kırıntıyı tarif edişi ise durumu daha da ürkütücü kılıyordu.
Daha büyük bir bütünün parçası, gasp edilmiş kap, eksik...
Bu da ne demekti şimdi?
Ve bu yozlaşmış ölümsüz, gerçekten de neyin nesiydi?
Sunny içini çekti.
Siyah zincirlerden örülmüş koza hafifçe kıpırdanmaya devam ediyordu; korkunç iblis hala kurtulmak için çabalıyordu. Sunny onu çok fazla zorlanmadan bağlı tutabilirdi... ama bunu ancak ortaya çıkardığı gölgeleri bizzat kontrol ederek yapabilirdi. Zincirleri kalıcı hale getirmek onları zayıflatır, bu da o iğrenç gencin kaçmasına yol açardı.
Bu demek oluyordu ki bu belirli Kabus Yaratığı'nı, hatta belki bin tanesini zapt edebilirdi ama hepsini birden tutamazdı. Çoğunu bile zapt edemezdi ki bu büyük bir sorundu.
Yüzünü buruşturarak başlarının üzerinde dalgalanan denizin siyah dibine, huzursuz yüzeyden yansıyan gümüşi ışığa dik dik baktı.
Aniden bunun da bir nevi siyah gökyüzü olduğunu fark etti.
“Ah... bu tam bir görsel şölen olacak.”
Jet'in yüzünde kasvetli bir ifade vardı, buz gibi bakan gözlerinde karanlık bir duygu gizliydi.
Bir süre öylece bekledi, tırpanına kısa bir bakış fırlattı ve ardından hissiz bir ses tonuyla konuştu:
“Hala geri çekilme şansımız var, biliyorsun.”
Sunny yavaşça başını salladı.
“Hayır. Geri çekilecek bir yer yok.”
Bakışlarını siyah zincir yığınından çekip ona döndü.
“Daha güvenli sulara kaçabiliriz gibi görünebilir ama bu bir illüzyon. Bu dünyada... hatta iki dünyada da güvenli tek bir yer bile yok. Her an, her yer çok daha beter bir cehenneme dönüşebilir. Tüm varoluş bir savaş alanı; eğer sadece bu kadarıyla bile başa çıkamıyorsak, başka bir yerde güvenlik aramanın ne anlamı var?”
Jet keyifsizce hafifçe güldü.
“Yalnız bu sadece bu kadar dediğin şey, ölümsüz yücelerle dolu bir şehir. Üstüne bir de bedava bonus olarak gelen hortlaklar ordusu var. E, ne yapacağız o zaman?”
Sunny bir süre kadını süzdü, ardından karanlık bir şekilde gülümsedi.
“Şimdi... bence birkaç adım geri çekilsen iyi olur.”
Jet kaşlarını çattı.
“Neden? Ne yapacaksın?”
Sunny etrafına bakındı, yüksek binaların arkasından rıhtımın görünmediğini fark etti.
“Sana göstereyim. Burası yeterince uzak sayılır.”
Bunu söyledikten sonra ruhunun derinliklerine uzandı... Ve bir şey çağırdı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.