Gözyaşı Nehir o kadar devasaydı ki ucu bucağı yokmuş gibi görünüyor, Düş Alemi'nin çok sayıda bölgesinden geçerek akıyordu. Aslında kendi tuhaf gizemleri ve gelişen ekosistemiyle başlı başına bağımsız bir bölgeydi. Bu tehlikeli dünyanın o dehşet verici enginliğindeki her şey gibi öldürücü, ama yine de gelişen bir ekosistem.
Bu devasa nehir, Aynehri Ovası'nın ulu şelalesi Ağlayan Tanrıça'dan doğuyor, ağzı ise güneyin sisli Fırtınadenizi kıyılarına kadar uzanıyordu. Eskiden Song Hanedanı'nın Hisar Şehirleri'ni birbirine bağlayan büyük bir su yolu olarak hizmet verirdi. Şimdiyse bu şehirler hızla genişlediği için nehrin üstlendiği bu kritik rol çok daha hayati bir hal almıştı.
Doğu'nun savaşçı tüccarlarının kervanları neyse, West'in kale gemileri de Gözyaşı Nehir havzasındaki serpiştirilmiş şehirleri bir medeniyet yapan şeydi. Yara izleriyle dolu, heybetli ve ağır zırhlı bu gemiler; tehlikeli suların ötesine mal, kaynak, insan ve bilgi taşıyordu.
Ancak hiçbiri şu anda Gözyaşı Nehir üzerinde süzülen o devasa gemi kadar korku uyandırıcı ve görkemli değildi.
Gece Bahçesi akıntıyla birlikte güneye doğru süzülüyordu. Birkaç gün önce karanlık derinliklerinden kaçtığı Fırtınadenizi'ne geri dönüyordu. Fildişi Adası, sanki bu Büyük Hisar'a evine kadar eşlik ediyormuş gibi tepesindeki gökyüzünde süzülmekteydi.
Jet o sırada bahçesindeydi, tuhaf bir ifadeyle etrafı inceliyordu.
Diktiği kutsal ağaçlar sadece birkaç gün içinde epey büyümüş, dalları altın sarısı meyvelerle dolup taşmıştı. Aralarında rengârenk mücevherleri andıran sayısız çiçek açmış, süs çalıları ise uzayıp vahşileşmişti.
"Bir bahçıvan mı tutmam gerekiyor acaba?"
Sesi biraz sıkıntılı geliyordu.
Tam o sırada gökyüzünden siyah bir karga süzülüp omuzuna kondu.
"Jet! Jet!"
Göz ucuyla kuşa bakıp kaşını kaldırdı.
"Ha? Ne var?"
Karga yanağını gagalamaya başladı.
"Meyve! Meyve!"
Dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.
"Ne olmuş meyvelere?"
Tam o anda ikinci bir karga aşağı süzülüp diğer omzuna kondu.
"Ne demek ne olmuş? Onlar kutsal meyve değil mi? Bu kadarı sana bir süre öz sağlamaya yeter..."
"Tüh, kahretsin! Bu da ne?!"
Jet irkilip geriye doğru çekildi ve ikinci kargayı omzundan itti. Havadayken dengesini kaybeden karga bir ağacın gövdesine çarptı ve acınası bir şekilde yere düştü.
Yerde, soluk tenli ve kuzgun karası saçlı genç bir adama dönüştü. Rahatça ağaca yaslanmış, yerde oturuyordu.
Sunny sırıttı.
"Bu tepki de neydi böyle?"
Jet gözlerini açmış ona bakıyordu.
"Ne zamandan beri... Neyse, boş ver."
İçini çekti. Ardından uzanıp altın meyvelerden birini kopardı. Sunny'nin yanına yürüyüp oturdu ve meyveden sulu bir ısırık aldı.
İkisi bir süre rahatlatıcı bir sessizlik içinde masmavi gökyüzünde süzülen bulutları izledi. En sonunda Jet konuştu:
"İnsanlar sahip oldukları şeylerin değerini ancak kaybedince anlıyor. Gökyüzüne daha önce hiç özel bir dikkat göstermemiştim ama o kadar zaman su altında kaldıktan sonra... Tanrılarım, ne kadar güzel bir manzara. Bir daha asla derinlikleri keşfetmek istemiyorum."
Sunny gülümsedi.
"Ben de. Yine de... o kadar da kötü değildi, değil mi? Çok şey kazandık."
Tam da beklendiği gibi, Ebedi Şehir'e yapılan sefer epey olaylı geçmişti. Tabii Sunny ölümsüz mahluklardan oluşan bir sürüye karşı küçük çaplı bir savaş yürütmeyi beklemiyordu. Fakat elde ettikleri ganimet de bir o kadar büyüktü.
Her şeyden önce Gece Bahçesi'nin yenilenme sürecini başlatmayı başarmışlardı.
Sunny, Jet'e meraklı bir bakış attı.
"Bu arada. Geminde tam olarak ne değişti?"
Jet, iyice kontrolden çıkmış bahçeye bakarak bir süre sessiz kaldı.
"Hâlâ çözmeye çalışıyoruz. Ama bazı şeyleri sen de zaten fark etmiş olmalısın... Buranın toprağı her zaman açıklanamaz şekilde verimliydi, yılda defalarca ürün almamızı sağlardı. Ama şimdi, o besleyici etki kat kat daha güçlü hale geldi. Gerçekten olağanüstü."
Sunny başıyla onayladı.
Etraflarındaki ağaçlar eskisine kıyasla belirgin şekilde daha uzundu, çalılar ise başını alıp gitmişti. Aynı şey bu devasa geminin her yerinde yaşanıyordu. Her şey eskisinden çok daha hızlı büyüyor, çiçek açıyor ve meyve veriyordu. Üst güverteler adeta bir balta girmemiş ormanı andırıyordu; Gece Bahçesi artık adına gerçekten layık görünüyordu.
Jet derin bir nefes aldı.
"Orada burada, yerli bitkilerin çeşitli türleri durup dururken bitti. Biraz tuhaflar... Mesela su deposundaki belli bir alg türü oksijen üretiyor. Yani bunu tamamen kendi kendine yapıyor, güneş ışığına veya karbondioxide ihtiyacı yok. Başka türler başka faydalı işler yapıyor. Şimdiden konuşmak için erken ama sanırım Gece Bahçesi artık tamamen kendi kendine yetebiliyor. Her türlü ortamda binlerce yıl boyunca sürüklenebilir ve gemideki insanlar yine de rahatça yaşayabilir. Yani... Yaşlılıktan ölürler elbette. Ama en azından huzur içinde yaşayıp ölmüş olurlar."
Kıkırdadı.
"Gemiyi çevreleyen koruma kalkanı da çok daha gelişmiş gibi görünüyor, hem de daha güçlü. Dürüst olmak gerekirse neyin değiştiğini tam olarak bilmiyoruz ama değişimler inanılmaz derecede derin. Sanki Gece Bahçesi Boşluk'a dalmaya hazırlanıyor gibi."
Jet bir an duraksadı, ardından uzaklara dalarak ekledi:
"Sence Huzur İblisi bu gemiyi bunun için mi inşa etmişti? Bir Boşluk Gemisi olması için mi?"
Sunny tereddüt etti.
"Bilmeyorum. Belki başlangıçta öyle değildi. Ama binlerce yıl boyunca denizlerde ve göklerde dolaşıp tüm varoluşu keşfettikten sonra, ötesinde ne olduğunu merak etmiş olabilir. Tabii... Muhtemelen orayı keşfetme fırsatı bulamadı. Önce Kıyamet Savaşı patlak verdi."
Jet iç geçirdi, sonra başını salladı.
"Haklısın. Neyse, bunun dışında Gece Bahçesi artık bana... Portal diyelim ister, geçitler açma imkanı tanıyor. Uzaydaki iki noktayı birbirine bağlayan yarıklar. Ancak bu yeni Bileşen'i pek kullanamıyorum çünkü bunu yapabilmek için önce başka bir yeni işlevi çözmemiz gerekiyor. Navigasyonla ilgili bir şey ama nasıl çalıştığını kimse bilmiyor. Bu yüzden öğrenene kadar bu portalları sadece doğrudan görüş alanım içindeki yerlere açabiliyorum." Gülümsedi.
"Gövdenin kendini çok daha hızlı onarabilmesi gibi pek çok küçük değişiklik de var. Seni bunlarla sıkmayayım."
Sunny arkasına yaslanıp gökyüzüne baktı. Gece Bahçesi çok daha dayanıklı bir hale gelmişti... Sadece bu bile seferi zahmete değer kılmaya yeterdi. Fakat başka kazanımlar da vardı.
Sunny'nin Hipodrom'dan kurtardığı efsunlu silah cephaneliği insanlığın güçlerine güç katacaktı. Çeşitli bölgelerden yağmalanan kalıntılar da öyle.
Mükemmel Taklitçi, düşen ölümsüzlerin bedenleriyle beslendikten sonra düzenli olarak öz sikkesi üretmeye başlamıştı. Sunny, Kuklacı'yı kullanarak Gölge Lejyonu'nu kontrol etmeye iyice alışmış, karanlık ordusunun gücünü muazzam miktarda artırmıştı.
Naeve, insanlara Fırtına Tanrısı'nın Soyu'nu bahşetme gücüne sahip bir yıldız ışığı haznesi taşıyan bir Hatıra ile dönmüştü. Jet ruh çekirdeğinin hacmini büyük ölçüde büyütmüş ve Sis Bıçağı'na iki güçlü ruh hapsetmişti.
Karabasan, Yüce seviyeye ulaşmıştı.
Nephis, Uzmanlık Mirası'nın bir başka dalında ustalaşmaya biraz daha yaklaşmıştı.
Gecegezen, insanlığın kucağına geri dönmüştü.
Ve Sunny'nin kendisi...
Sunny, Dokumacı'nın Soyu'nun altıncı parçasını bulmuştu.
Henüz özümsemediği bir parçayı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.