Kül ve Hakikat

Slayer bıraktığı yerde, Tapınak’ın karanlığında sessizce bekliyordu. Gün doğmuş, cavlak kalmış tapınağın kavrulmuş salonuna, çatıdaki yarıktan ve heybetli kapıların arasındaki devasa çatlaktan biraz ışık süzülmeye başlamıştı. Yine de gölgeler salonun büyük kısmını yuttuğundan, hareket etmeyen figürü tamamen görünmez hâldeydi.

Tabii ki Sunny karanlıkta görebiliyordu, bu yüzden kızın ondan saklanması imkânsızdı.

İçini çekti.

Slayer tuhaf bir Gölge’ydi.

Zamanında ölümlü bir kadının gölgesiydi. Kadın ölmüş, gölgesi de bütün gölgelerin gittiği gibi Gölge Diyarı’na gitmişti… Ancak oraya ulaştığında, diğerleri gibi yok olmayı reddetmiş, hayatta kalmak için kendisi gibi olanları avlamaya başlamıştı. Benlik duygusu çok güçlü olduğu için miydi yoksa başka bir sebebi mi vardı, Sunny bilmiyordu. Her halükarda, boyun eğmeyi reddeden o inatçı tavrı sonunda meyvesini vermişti. Slayer sıradan bir gölge olmaktan çıkıp bir Gölge Yaratığı olarak yeniden doğmuştu.

Geçen zaman, orijinal benliğinden kalan son kırıntıları da silip atmış, onu Sunny’nin karşılaştığı o vahşi, acımasız avcıya dönüştürmüştü. O zamanlar geçmişini bir kenara bırakın, kendi adını bile hatırlamıyordu.

Sonra bir kez daha öldürülmüş ve tekrar doğmuştu… Bu kez onun Gölge’si olarak.

Yani Slayer ne insandı ne de bir yaratık; ikisinin arasında bir şeydi. İnsanlar gibi bir Unsur’a sahip değildi ama bir Canavar’dan çok daha zeki ve çok daha ölümcüldü.

Yani aslında özel bir gücü yoktu. Elinde sadece becerileri, keskin zekası, korkutucu öldürme niyeti ve inatçı iradesi vardı. Gölge Diyarı’nda binlerce yıl boyunca bu silahlarla hayatta kalmış; obsidyen parçalarından oklar ve silahlar yontmuş, düşmanlarına tuzaklar kurmuş ve yakından bir öz fırtınası geçerken saklanmayı başarmıştı.

Belki de durum her zaman böyle değildi. Ne de olsa gölge özü yerine ruh özüyle dolu tuhaf bir Gölge’ydi; tam Yüce sayılmazdı ama Yüce altı da değildi. Belki de Slayer, o ışıltılı ruhu bozulup ilk formunu kaybetmeden önce gerçekten bir tür güce, hatta bir Unsur’a sahipti.

Belki bir gün Unsur’unu geri kazanabilirdi.

Her halükarda, Sunny Sırf Slayer’ın özel güçleri yok diye onu küçümseyecek ya da daha az bir tehdit olarak görecek değildi. Sonuçta o güçler olmadan da inanılmaz derecede ürkütücüydü ki buna bizzat kendisi şahitti.

Yine de Hakikat Tapınağı’nın onu nasıl güçlendireceğini çok merak ediyordu.

Aynı şey Kai için de geçerliydi… Aslına bakılırsa Sunny, Hakikat Tapınağı’nın nasıl çalışması gerektiği hakkında en ufak bir fikre sahip değildi. Tek bildiği Seishan’ın söylediğiydi: Bu meydanda düşman bir figürü öldürmek, bir şekilde öldüren kişiyi daha güçlü kılıyordu.

Hepsinin acilen güçlenmeye ihtiyacı vardı, bu yüzden bu durum gerçekten büyük bir şanstı.

Yeşim figürlerin görünüşe göre cinayetlerin yerine geçebilmesi de öyleydi.

Ariel’in Oyunu ne yapacak acaba?

Onlara büyüleyici bir lütuf mu ihsan edecekti? Figürü daha yüksek bir Sınıf’a mı evriltecekti? Yoksa ellerine büyülü silahlar ve ekipmanlar mı verecekti?

Bu lütuflar kalıcı mı olacaktı, yoksa tahtadan ayrılır ayrılmaz yok mu olacaktı?

Yakında öğrenecekti.

Sunny tam Tapınak’ın merkezine doğru ilerlerken, Kai yukarıdan süzülüp yanına indi ve gülümsedi.

“Sunny… büyü işini bitirdin mi?”

Sunny yorgun ama hoşnut bir ses tonuyla başını salladı.

“Zorluğuna rağmen gayet güzel oldu. Ah, ben bir dahi değil miyim ya? Başka kim bu kadar çığır açıcı bir şey icat edebilirdi ki, ha?”

Beklenti dolu bir ifadeyle Kai’ye baktı, bir an sessiz kaldıktan sonra ekledi:

“Çığır açıcı. Anladın mı? Dağı deldim hani?”

Kai birden öksürük krizine tutuldu.

“Oh… evet. Volkan bayağı sallanıyordu. Patlayacak diye korktum.”

Sunny hafifçe kıkırdadı.

“O sadece bendim, dağı kazıyordum. Gel, biraz sonra ne yaptığımı detaylıca anlatırım.”

İki altara doğru yürürlerken Slayer da arkalarından sessizce geliyordu. Sunny, Kai’ye meraklı bir bakış attı.

“Düşmanı izlemekten döndün, değil mi? Eee, kuzeyden gelen konuğumuz kimmiş?”

Kai hafifçe kaşlarını çattı.

“Şey… Bir Canavar. Ama tek bir canavar değil.”

Sunny tek bir an duraksadı ve gözlerini kırpıştırdı.

“Bana onlardan bir yüz tane daha olduğunu söyleme sakın?”

Kai başını hafifçe iki yana salladı.

“Yok. Bir düzine kadarlar… bir sürü yani. Kardan yapılmış hayaletimsi kurtlara benziyorlar.”

Sunny sırrıdı.

“Bir sürü mü? Sonunda güzel bir haber!”

Bu aslında berbat bir haber olabilirdi ama Sunny aksine inanıyordu. Lanetli Olanlar’ın sürü halinde gezecek kadar bol olduğuna inanmıyordu… Bu yüzden Kar Kurtları Büyük Canavarlar olmalıydı. Bu da aynı anda üç Lanetli Kâbus Yaratığı ile savaşmak zorunda kalmayacağı anlamına geliyordu.

“Harika, harika… Ne kadar çok, o kadar iyi!”

Parlak bir gülümsemeyle iki altara yaklaştı ve onları dikkatle inceledi.

Sağdaki altar, Kül Kalesi’ndeki altar ile neredeyse birebir aynı görünüyordu. Soldaki ise oldukça farklıydı.

Bir zamanlar üzerine bazı rünler ve oymalar işlenmiş olabilirdi ama geçen zaman her şeyi düzleştirmiş, silip atmıştı. Şimdi altar sadece kurumla kaplıydı.

Yine de Sunny, altarın ortasındaki yeşim bir figürün tam sığacağı büyüklükteki girintiyi görebiliyordu.

İçini çekti.

Ağzımı sulandıran iki hakikati öğrenme fırsatım da böylece uçup gitti…

Komikti aslında. Hakikat Tapınağı’nın hakikatlerin öğrenildiği bir yer olmasını beklemişti ama bunun yerine güç kazanmak uğruna hakikatleri kurban edecekti.

“Al, bunu tut.”

Yeşim figürlerden birini Kai’ye, diğerini de Slayer’a uzattı.

Kai kaşını kaldırdı.

“Ben mi? Kendini güçlendirmeye çalışırsın sanıyordum.”

Sunny umursamaz bir tavırla elini salladı.

“Ben zaten yeterince güçlüyüm, o yüzden belki sonra. İkinizin şu anda daha işe yarar hâle gelmesi gerekiyor.”

Bir adım geri çekilip altara doğru bir işaret yaptı.

“Hadi. Kar Canavarı figürünü üzerine koy.”

Kai biraz tereddüt etti.

“Şey… peki koyduğumda ne olacak?”

Sunny sırrıdı.

“Hiçbir fikrim yok! Yakında öğreniriz, değil mi?”

Kai kaşlarını hafifçe çattı.

“Kendin denemeden önce kötü bir şey olup olmayacağını görmek için… beni önden sürmüyorsun, değil mi?”

Sunny ona sitemkar bir bakış attı.

“Tabii ki hayır.”

Gülümsemesi geri geldi.

“Amacım bu olsaydı, önden Slayer’ı gönderirdim!”

Slayer’a baktı, ensesini kaşıdı ve alçak sesle ekledi:

“Bunun, onun bir Gölge olarak güvenilmez bir test konusu olmasıyla kesinlikle bir ilgisi yok… inan bana…”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.