Kristal Kanatlar

Kristal böceklerin ilki yarıktan içeri sızarken Sunny öne atıldı. Bu devasa, camı andıran ucube yaratıklar şekilsiz arılara benziyordu ama korkunç karıncalardan da bir parça taşıyorlardı. Savaşçı tavırlarını göz önünde bulundurunca onlara Kristal Eşek Arıları demeye karar verdi.

Kristal Eşek Arıları ulu yaratıklardı, kendisi ise yüce bir titandı. Saf fiziksel güç söz konusu olduğunda onun çok daha üstün olması gerekiyordu ama işler kağıt üzerinde göründüğü kadar basit değildi. Ne de olsa o bir insan bedenine sahipti, onların anatomisi ise bambaşkaydı.

Fare de fildi de nihayetinde birer hayvandı ama güçleri bir miydi? Elbette hayır. Benzer şekilde, insanlar aynı rütbede olsalar bile fiziksel açıdan kabus yaratıklarının gerisinde kalabiliyordu.

Yine de Sunny bir titandı; o narin insan bedeni bile bu şekilsiz ucubelerin her birinden daha güçlü, daha hızlı ve daha dayanıklıydı. Üstelik başka bir forma bürünmesine engel olan hiçbir şey yoktu.

Sunny öne doğru atılırken bedeni dipsiz bir karanlık dalgasına dönüştü, ardından dört kollu bir iblisin korkutucu suretinde katılaştı. Bu kez çevredeki gölgelerden bir kabuk yaratmıyordu; doğrudan bir gölge dölüne dönüşmüştü. Zaten kendisi artık bir gölgeden ibaretti. İnsan görünümü sadece büründüğü bir formdu; başka bir formu yeterince iyi tanıyorsa, aynı kolaylıkla o şeye de dönüşebilirdi.

Gölge dölü formu, İkinci Kabus’ta dönüştüğü iblisle neredeyse tamamen aynıydı. Üç metre boyunda devasa bir cüsse, yeşim zırhın simsiyah kabuğuyla kaplı bir beden ve düşmanlarının etini koparıp parçalamaya hazır dört el. Tek bir fark vardı: Başını artık dört değil, yedi boynuzdan oluşan bir taç süslüyordu. Bir anda Kristal Eşek Arıları gözüne o kadar da devasa görünmemeye başladı. Tehditkarlıklarını da yitirmişlerdi.

Yine de hâlâ ulu yaratıklardılar. Sunny onlardan güçlü olsa da onların gaddarlığı karşısında hâlâ incinebilirdi. Üstelik sayıca çok fazlaydılar; seçme şansı olsa bu kadarıyla aynı anda yüzleşmek istemezdi.

Ulu rütbedeki hiçbir varlık hafife alınamazdı. Odachisine daha fazla gölge akıtarak kılıcın boyunu neredeyse üç metreye çıkardı. Tam o sırada, sanki camdan bedenlerinde güneş ışığı depolamışlar gibi Kristal Eşek Arıları göz alıcı bir ışıkla parıldayarak karanlığı kovdu. Üzerine çöken kavurucu sıcaklık dalgasıyla kaşlarını çattı.

İlginç bir yetenekti. Yuvalarını da mı böyle yapıyorlardı? Buzun içinde tüneller eriterek mi? Bunu düşünecek vakit yoktu.

Ucubelerin ilki Sunny’nin üzerine atıldı, daha doğrusu Sunny onun üzerine atıldı. Göğsünü delmek üzere olan kristal bacağı tek hamlede kesip atan Sunny, yaratığa omuzuyla çarptı. Aynı salisede dört elinden ikisiyle yaratığın jilet gibi keskin, ürkütücü kıskaçlarını kavrayıp kafasını yana doğru ittirdi ve bedeninden koca bir parça koparmasını engelledi. Bir an sonra odachisini savurup aşağı doğru indirdi. Çevik kabus yaratığı, yediği darbenin sersemliğiyle gerilese de bu hamleden kolayca sıyrıldı.

Yine de can çekişerek yere serildi; cansız bedeni aniden kırılganlaşarak melodik bir çınlamayla sayısız parçaya ayrıldı. Çünkü Sunny başından beri Kristal Eşek Arısını hedef almamıştı; siyah odachisi, yaratığın gölgesini o camdan bedeninden ayırmış, böylece ruhunu yok etmişti. Gölgesine vursanız bile ulu bir yaratığın ruhunu tek darbede yok etmek kolay değildi. Fakat Sunny’nin öldürme niyeti o kadar ölümcül, katletme arzusu o kadar sarsılmazdı ki siyah namlusunun dokunuşu, adeta ölümün kendi aksini taşıyan tavizsiz bir yıkım getiriyordu.

Kristal Eşek Arısı fazla direnç gösteremeden oracıkta can verdi. Gelgelelim, Sunny onun bedeninin böyle un ufak olacağını tahmin etmemişti. Ulu yaratığın cesedini üzerine doğru gelen diğer ucubelerin üzerine fırlatıp onları yavaşlatmayı planlıyordu.

Bunun yerine, dökülen cam kırıklarının arasından başka bir böceğimsi ucube üzerine atıldı; dişlerini boynuna geçirmesine saliseler kalmıştı. Sunny, odachisini iki eliyle kavrayıp diğer iki eliyle de namlunun arkasını destekleyerek cam kıskaçları engellemek için geriye doğru hamle yaptı. Darbenin şiddeti onu geriye savuracak kadar güçlüydü; ancak Sunny yere yığılıp kabus yaratığının altında ezilmek yerine gölgelerin içine süzüldü. Hemen o an düşmanın arkasındaki gölgeden fırlayarak odachisini indirdi ve rakibini ikiye biçti.

Bir düşman katledildi.

Bir sonraki Kristal Eşek Arısıyla yüzleşmek için dönerken, canla başla onarmaya çalıştığı gölge barikatının çökmeye devam ettiğini gördü. O iki tanesini öldürene kadar dört ucube daha hisarın içine sızmıştı.

Yine de onu şaşırtan bir şey vardı.

Nasıl yani? Bu Kristal Eşek Arıları neden beklediğinden daha zayıftı?

Hâlâ ulu yaratıklardan beklenecek o dehşet verici güce sahiptiler ama bu güç olması gerekenden, yani karlı dağın yamaçlarındaki buz yuvasından kaçtıkları zamankinden çok daha düşüktü.

İki ucube büyük bir hızla üzerine atıldı; parıldayan bedenleri, ışık ve gölgenin baş döndürücü oyununu yaratıyordu. Geçtikleri yerdeki şiddetli rüzgar, yerdeki külleri bir girdap gibi havaya savurdu. Küller... Sunny hareketlendi, odachisini kaldırarak ucubelerden birini şişlerken diğerini havada yakaladı.

Bu kez Nephis’in tavsiyesine uyarak iradesini sadece silahına odaklamak yerine tüm benliğine yaydı. Aradaki farkı hissetmek zor olmadı; sayıca azınlıkta olmasına rağmen artık dünya ona karşı topyekun savaşıyormuş gibi hissetmiyordu. Buz yuvasının iradesi üzerindeki baskısını ezici bir dalga gibi hissettiriyordu ama garip bir şekilde Sunny, o dalgayı kolayca yaran bir balık gibiydi.

Kristal Eşek Arılarından birini yere çarptı; darbenin şiddetiyle tüm Kül Kalesi titrerken yaratığın şeffaf kabuğunda çatlaklardan oluşan bir örümcek ağı belirdi.

İkinci ucube koca odachisine saplanmıştı ama bu onu pek yavaşlatmışa benzemiyordu; tırpanı andıran bacakları yeşim zırhın yüzeyini tırmalarken, Sunny’yi parça pinçik etmek için siyah kılıcın namlusu boyunca aşağı doğru ilerlemeye çalıştı. Bedeninin ağırlığı Sunny’yi sarsacak kadar muazzamdı.

Zırhlı ayağı yerdeki Kristal Eşek Arısının üzerine inerek zaten çatlamış olan kafasını ezdi; aynı anda kuyruğu, diğer kabus yaratığının ince boynuna dolandı.

Bir düşman katledildi.

Dört ayak üzerine, daha doğrusu altı uzvunun üzerine çöken Sunny, kuyruğunu kullanarak ulu yaratığı geriye doğru fırlattı. Bir sapan taşından fırlamışçasına havada süzülen kabus yaratığı, arkadan gelen hemşerilerine çarptı.

Bu dördüncüydü.

Sunny dört Kristal Eşek Arısını öldürene kadar...

Sekiz tanesi daha barikatı aşmıştı. Gölgelerden duvar, onun onarabileceğinden çok daha hızlı çöküyor, yarık her geçen saniye daha da genişliyordu.

Sunny, kristal ucubelerin oluşturduğu güruha kasvetle baktı.

Lanet olsun.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.