Gölge Lejyonu, Saray Adası'nda hortlak ordusunun öncü birlikleriyle çatışmaya girdi. Çarpışmanın şiddetinden yer sarsılıyor, göl devasa dalgalarla çalkalanıyordu. Hollandalı ise uzakta belirmiş, giderek yaklaşıyordu.
Doğu kıyısında Nephis, suyun tam kenarına yumuşakça indi. Kutsama’ya yaslanarak gölün karşı kıyısındaki Ebedi Şehir’in harabelerine baktı. Yıkıntıların arasında bir yerlerde gizlenen o gizemli varlık henüz ortaya çıkmamıştı; Baskı onu yavaşlatıyordu ama buraya varması yakındı.
Sarayın surlarında, kapıların tam üzerindeki Cassie, başını Sakin Dansçı’nın kabzasına dayamış duruyordu. Göz bağını çıkarmıştı. Naeve’nin alevlerinin can çekişen ışığı, kızın büyüleyici mavi gözlerinde yansırken yüzünü savaş alanına dönmüştü.
Gölün çok ötelerinde, ezilmiş etlerden oluşan iğrenç nehirler yavaşça tek bir noktaya doğru birleşiyordu.
"Ah... Hiç hoşuma gitmedi bu."
Sarayın girişindeki zifiri karanlıkta bekleyen Sunny, karmaşık bir ifadeyle etrafı süzdü. Kanakht’ın Eti’nin henüz en korkunç yüzünü göstermediğine dair içine meşum bir his doğmuştu.
“Acele etmeliyiz.”
Gecegezen tek kaşını kaldırdı.
“Nereye acele ediyoruz?”
Saray adanın neredeyse tamamını kaplayacak kadar devasaydı. Sadece bununla da kalmıyordu; karmaşık bir hava köprüsü labirentiyle birbirine bağlanmış sayısız kulesiyle inanılmaz derecede yüksekti.
Şu anda içinde bulundukları geniş koridor; duvarları, tabanı ve tavanı arasında hiçbir birleşme yeri olmayan devasa bir metal tüneli andırıyordu. Her yüzeyi kaplayan derin çizikler ve yer yer büyüyen tekinsiz, karanlık küf tabakalarıyla tam bir harabe halindeydi. Küflerin arasında ürpertici siyah çiçekler açmıştı; hava toz ve polenlerden ağırlaşmıştı.
Sanki zamanında devasa bir şey bu koridordan geçip gitmiş, geçerken de duvarlara kan sıçratmıştı. Sonra o kan kurumuş ve nihayetinde bu uğursuz küflere hayat vermişti.
Sunny gölge duyusunu salıverebilseydi, tek bir anda bütün Saray’ı tarayabilirdi. Ancak Ebedi Şehir’in diğer her yerinde olduğu gibi burada da duyuları baskılanıyordu; hatta içeride, dışarıya kıyasla çok daha fazlası hissediliyordu. Önlerindeki yüz metreyi bile zor seçebiliyor, duvarların arkasında ne olduğunu hiç hissedemiyordu.
Uçuşan polen bulutlarına tedirgin bir bakış atan Sunny, nefesini tutup sakin bir tonla cevap verdi:
"Gecegezen sensin. Senin soyunun harika birer rehber olduğu söylenir. Öyleyse neden bizi bu lanet yerin kalbine götürmüyorsun?"
Gecegezen, gümüş ipliklerle işlenmiş koyu mavi kumaştan kare bir parçayı andıran bir Hafıza çağırdı. Kumaşı bir kez katlayıp boynuna bağladı. Yüzünün alt kısmını örtecek şekilde yukarı çekerek derin bir nefes aldı ve omuz silkti.
“Hallederiz.”
Sunny birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
“Bir dakika, ciddi misin? Ben... şaka yapıyordum.”
Gecegezen kıkırdadı.
“Yeteneklerimin istediğim yere ulaşmamı sağladığını söylediğimi sanıyordum.”
Sunny bir an sessiz kaldı. “Önden buyur o zaman.”
Gecegezen’in yere oturup bir süre meditasyon yapmasını, ardından mistik bir geçit açmasını bekler gibiydi ama genç adam sadece yürümeye başladı. Sunny bir an tereddüt etti, sonra yerdeki huzursuz edici derecede kalın küf yığınlarına basmamaya dikkat ederek onu takip etti.
Çevresini büyük bir dikkatle gözlemliyor, her türlü saldırıyı püskürtmeye hazır bekliyordu. Ancak aradan birkaç dakika geçmesine rağmen karanlıktan üzerlerine fırlayan tek bir yaratık bile olmadı.
Bunun yerine, aniden zihninde Cassie’nin sesini duydu:
[Sunny...]
Hafifçe kaşlarını çattı.
[Hollandalı hakkında bir şey mi öğrendin?]
Kısa bir sessizlik oldu, ardından kız tekrar konuştu:
[Hayır, her ne kadar yaklaştıkça onu daha net algılayabilsem de... Konu Kanakht’ın Eti ile ilgili.]
Sunny, duyacağı şeyden hoşlanmayacağını sezerek dudaklarını büktü.
[Ne oldu?]
Cassie’nin sesi kasvetli geliyordu:
[Evrim geçiriyor.]
Bunu duyan Sunny’nin neredeyse ayağı takılıyordu.
[Ne yapıyor dedin?]
Kız derin bir iç çekti.
[Sanırım uzun zamandır evrimin eşiğindeydi. Belki Hollandalı ile savaşırken bir şey kazandı, belki de Baskı’ya direnmek bir tetikleyici görevi gördü. Her halükarda, Büyük Dehşet konumundan Büyük Titan konumuna evrilme sürecinde. Ve bu evrim çok hızlı gerçekleşiyor... Fazla vaktimiz yok.]
Sunny avazı çıktığı kadar sövdü.
Sanki başındaki dertler yetmiyormuş gibi.
"Lanet bir Büyük Titan, kahretsin!"
Yüzü iyice karardı.
Sunny henüz bir Büyük Titan ile savaşmamıştı, nerede kaldı onu öldürecek. Unutulmuş Sahil’in Karanlık Denizi’ne bakıp bir gün onu katletmeyi planlayarak çok zaman geçirmişti ama o gün henüz çok uzak bir gelecekti.
"Her şey yolunda gidecek. Bir zamanlar Lanetli bir Hükümdar öldürdüm ben. Bir Büyük Titan bundan daha kötü olamaz ya. Kesinlikle olamaz. Ölümsüz olsa bile..."
Yüzü çöktü.
Gecegezen kafa karışıklığıyla ona baktı. "Neden küfredip duruyorsun?"
Sunny yavaşça nefes verdi.
Bir an sessiz kaldıktan sonra kısık bir sesle konuştu:
"Kanakht’ın Eti... Görünüşe göre evrim geçiriyor."
Gecegezen bir süre ona baktı, sonra başını başka yöne çevirdi.
“Ah. Mantıklı.”
Sunny’nin ağzı açık kaldı.
"Mantıklı mı? Nasıl mantıklı olabilir ki bu?"
Rehberi öksürdü, sonra omuz silkti.
"İşler böyle yürür. Kabus Yaratıklarının evriminde genelde belirli bir düzen vardır, bilirsin. Bir İblis’in, Canavar’a dönüşmek için doğaüstü güçler geliştirmesi gerekir. Canavar’ın, Hükümdar olmak için daha küçük yaratıklar üzerinde hakimiyet kurması ve bir bölge sahiplenmesi gerekir. Bir Hükümdar ise..."
Gecegezen bir saniye durakladı ve yüzünü buruşturdu.
“Hükümdarların genelde hizmetkarları olur ama daha yüksek rütbeli yaratıkların olmaz, bilirsin değil mi? Çünkü yetkilerini dışarıya yansıtmalarına gerek kalmaz. Bunun yerine onu içselleştirip eksiksiz bir varlığa dönüşürler; kendi kendine yeten, kendi içinde bütün bir güç olurlar. Her neyse, Hükümdarlar Dehşet’e yükselişlerini beslemek için genelde hizmetkarlarını tüketirler. Dehşetlerin ve Titanların bu yüzden neredeyse hiç hizmetkarı yoktur.”
Sunny, Birinci Nesil bir fosilin Kabus Yaratıklarını Üçüncü Nesil insanlardan nasıl daha iyi anlayabildiğine şaşırarak adama baktı. Hatta Kabus Zinciri’nden sonra Uyanmış olanlara dördüncü nesil deniyordu ve onların da bir şeyden haberi yoktu.
Geriye dönüp bakıldığında Gecegezen’in söyledikleri son derece mantıklıydı. Sunny’nin kendi gözlemleriyle de uyuşuyordu. "Hizmetkarlarını tüketmek, ha..."
"Peki ya Dehşetler? Onlar genelde Titanlara nasıl evrilir?"
Gecegezen yüzünü buruşturdu.
"Dehşetlerin genelde tek bir amacı vardır; yayılmak, büyümek. Ancak kritik bir kütleye ulaşacak kadar yayıldıp büyüdüklerinde, tam tersini yapmak zorundadırlar. Kendilerini bütünleştirip evrilmelidirler. Titan olmaları ancak böyle mümkün olur fakat doğal olarak pek azı bunu başarabilir. Evrimin son aşamalarını beslemek için de muazzam miktarda ruh özüne ihtiyaç duyarlar, bu yüzden süreç genelde korkunç boyutlarda bir katliamla noktalanır."
Sunny başını hafifçe yana eğdi.
"Kendilerini bütünleştirmek mi?"
Garip bir şekilde bu durum ona yıldızların doğuşunu hatırlatmıştı. Dağınık gaz ve toz bulutlarının —yani maddenin— kütleçekimsel çökmeyi başlatmak için belirli bir yoğunluk eşiğine ulaşması gerekirdi. Sonra ısı ve ışık saçan korkunç bir patlamayla, nükleer füzyon sayesinde bir yıldız doğardı.
Sunny bunu düşünürken Gecegezen yüzünü buruşturmaya devam etti.
"Kanakht’ın Eti binlerce yıl önce Ebedi Şehir’in tüm halkına yayıldı. Bence evrilmek için sadece yakıta ihtiyacı vardı ve Hollandalı da o yakıtı bu lanet yere bizzat getirdi."
Sunny öfkeyle yere baktı.
"Lanet Hollandalı..."
Öne doğru birkaç adım daha atarak içini çekti. "Bu ne böyle? Resmen hile bu. Ben Titan olmak için sözün onun anlamıyla Gölge Diyarı’na inip ölü bir tanrıyı katletmek zorunda kaldım."
Gecegezen kıkırdadı.
“Ha. Komik adamsın.”
Sunny acı acı gülümsedi.
“Şaka yapmıyorum ki... Keşke yapıyor olsaydım...”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.