Karanlıktan Süzülen Mürekkep

Sunny’nin suretlerinden biri Hayal Sarayı’nda hayatın en tuhaf yönlerine tanıklık ederken —ufak patlamalarla yol alan metal kutular ve Dehşet kavramından tamamen bihaber bir şehir dolusu insan gibi— diğer bedenleri bambaşka işlerle meşguldü.

Aslında her zamankinden çok daha fazla boş vakti vardı. Bunun sebebi Katil’in hâlâ ruhunun karanlık alevlerinde dinlenmesi, evrimini sürdürmesiydi. Dolayısıyla onunla her hafta dövüşmek... ya da o amansız kavgaların ardından günlerce yaralarını sarmak zorunda kalmıyordu.

Böylece Sunny, Ariel’in Oyunu’ndan döndüğünden beri aklını kurcalayan o şeyi nihayet hayata geçirmeye karar verdi.

Bilimsel bir makale yazacaktı... Ama öyle alelade bir çalışma değil.

Sunny, yazılmış tüm akademik çalışmaları gölgede bırakacak bir başyapıt ortaya koymak istiyordu. Dünyanın tarihine —başlangıcına, sonuna ve o zamandan beri yaşanan her şeye— dair en kapsamlı, en kusursuz raporu kaleme alacaktı.

Ne de olsa dünyada bu iş için biçilmiş kaftan olan tek kişi kendisiydi. Gerçeklere dair en çok bilgiye sahip olan oydu; tanrılar, iblisler, Dokuzlar... Boşluk ve Unutulmuş Tanrı hakkındaki her şeyi biliyordu. En önemlisi de Dokumacı ve Kabus Büyüsü’nün ardındaki asıl amacı en iyi kavrayan kişiydi.

Elbette zihninde hâlâ bazı boşluklar vardı. Başkalarının elinde de kendisinde olmayan bilgi kırıntıları bulunuyordu. Örneğin Hükümdarlar, belirli konular hakkında ondan çok daha fazlasını biliyordu. Bunların arasında Asterion, muhtemelen Sunny’nin hayal bile edemeyeceği sırları saklıyordu.

Ancak hiç kimse tüm varoluşu şekillendiren bu devasa sistemi, tarihin başaktörlerini ve üstlendikleri rolleri bu denli sistemli ve eksiksiz bir şekilde kavrayamamıştı.

Bilgi güç demekti, bu yüzden Hükümdarların ellerindeki sırları bencilce saklamaları, kimseyle paylaşmamaları şaşırtıcı değildi. Fakat Sunny farklı düşünüyordu. Nephis de öyle olmalıydı, aksi takdirde Dünya’nın kaderinde Rüya Alemi tarafından yutulmak olduğunu haykırdığı o tarihi konuşmayı yapmazdı.

Mademki bu paha biçilemez bilgiye sahipti, onu tüm dünyayla paylaşmalıydı. İnsanların içinde yaşadıkları gerçekliği olabildiğince öğrenmesini sağlamak onun için bir borçtu. Bunu sadece gerçeğin peşinde koşanların bilgiye ne kadar aç olduğunu bildiği için değil, aynı zamanda olabildiğince çok insanın güçlenmesini istediği için yapıyordu.

Ne de olsa insanlık içinde keskin zekaya sahip tek kişi kendisi değildi. Eğer insanlar onun sunduğu bu bilgilerle silahlanırsa, içlerinden bazıları bu bilgileri cephane gibi kullanarak kendi keşiflerini yapabilir, insanlığa kendi yollarıyla yardım edebilirdi.

Zaten insanlığın en büyük gücü de buydu; bilgiyi biriktirme ve sorunları kolektif bir akılla çözebilme yeteneği. Her yeni nesil, kendinden önceki nesillerin öğrendiği ve başardığı her şeyin bir zirve noktasıydı, bu yüzden gelişimleri katlanarak artıyordu.

En azından eski bir akademisyen olan Sunny, buna inanmak istiyordu.

Akademideki görevi ani bir şekilde son bulmuş olabilirdi ama içindeki keşif ruhu hâlâ ilk günkü gibi cayır cayır yanıyordu...

İşte bu ruhla Sunny, Karanlık Kale’deki masasının başına geçti ve önünde duran boş deftere baktı.

Defterin kendisi bile efsanevi bir eser sayılabilirdi. Sunny yazı kağıdı bulmaya üşendiği için gölgeleri kağıt formuna sokup her bir sayfayı kalıcı hale getirmişti. Sonra bu beyaz sayfaları siyah bir iplikle dikmiş, Yanmış Orman’da hakladığı bir Dehşet canavarının derisinden de şık bir kapak uydurmuştu.

Mürekkep ise Unutulmuş Kıyı’dan toplanan malzemelerle hazırlanmıştı... Sunny artık yarı tanrı seviyesinde olduğundan, elinden çıkan her şey teknik olarak efsanevi bir eşya mertebesine erişiyordu.

Yine de bu koca makaleyi bir iletişim cihazında yazmayı çok isterdi ama bunun için uyanık dünyaya gitmesi gerekiyordu. Sunny orada vakit geçirebilecek olsa da uyanık dünya onun için hiçbir zaman huzurlu bir yer olmamıştı.

Böylece iç çeker ve el yazısıyla yazmaya başlar. Yazdığı ilk şey, doğal olarak, son derece sade ve net olan başlığıydı. Defterin ilk sayfasında, kaleminin ucundan dökülen birkaç kelime belirdi:

Her Şeyin Keşif Raporu, Yazar: Hiç Kimse.

Günler sonra —zaten Zihin Dokuması yeteneğini kazanmış olan— Sunny nihayet uyanık dünyaya adım attı.

Keşif raporunu barındıran defter elinde ağır bir kütle gibi duruyordu.

Rüya Alemi’nin tarihine ve kaderine dair bildiği tüm bilgileri bu sayfalara dökmüştü. Ariel’in Mezarı Keşif Raporu, sadece Büyük Nehir Medeniyeti’nin yapısına ve Ananke’nin ona anlattığı Dokuma hikayelerine odaklanıyor, Nehir Ağzı’nda öğrendiği dehşet verici gerçekleri saklı tutuyordu...

Ancak bu kez Sunny elinde ne varsa paylaşmıştı. Dünyanın yaradılışını, tanrıları ve onların unutulmuş kardeşini, iblislerin kökenini, tanrılar ile iblisler arasındaki savaşın nedenini, bu savaşın getirdiği o büyük yıkımı, Dokumacı’yı ve Kabus Büyüsü’nün doğuşuyla hizmet ettiği asıl amacı tek tek yazmıştı.

Yedi İlahi Alem’den de bahsetmişti; Rüya Alemi’nin nasıl var olduğunu, ölümlü alemleri nasıl yuttuğunu, Kabus Büyüsü’nün dünyaları tek tek nasıl enfekte ettiğini ve tüm bu diyarların en nihayetinde Unutulmuş Tanrı’nın büyüyen sınırları içinde nasıl kaybolduğunu anlatmıştı... En son kurban ise Dünya, yani Savaş Alemi olacaktı.

Ve daha pek çok şey...

O kadar çok yazmıştı ki, gölgelerden birkaç el daha yaratıp süreci hızlandırmasına rağmen, parmakları hâlâ kalemi tutmaktan sızlıyor gibiydi.

Aslında Sunny, bu raporun iki farklı versiyonunu hazırlamıştı.

İlk versiyon tüm bu bilgileri en saf ve çıplak haliyle sunuyordu. İkinci versiyonda ise Unutulmuş Tanrı’nın... Rüya Tanrısı’nın adı yerine bilinmeyen bir varlığı işaret eden özel bir rün kullanmıştı.

Çünkü Unutulmuş Tanrı hakkındaki o yasaklı bilgiyi herkesin zihni kaldıramazdı. Doğrusu bunu başarabilecek çok az insan vardı ve onlar için bile bu büyük bir tehlike arz ediyordu. Sadece onun adını anmak bile yaşayanların ruhuna ağır bir yük bindiriyordu, zira dünya hâlâ onun varlığını inkâr ediyordu. Bu yüzden Sunny, tam versiyonu sadece yüksek aşamadaki kişilere vermeyi planlıyordu.

Şimdi geriye kalan tek şey, gerçeği ortaya çıkarmak için harcadığı on yıl süren o uzun görevin meyvesini insanlığa sunmaktı. Dev kapıların önünde duran Sunny, başını kaldırıp alaşımdan yapılmış o devasa duvarın tanıdık siluetini süzdü.

Bunca yıl uzak kaldıktan sonra, nihayet Uyanmış Akademisi’ne geri dönmüştü.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.