Bir süre sonra, Sunny ve Jet kendilerini Gecegezer'in sığınağının dışında, yapayalnız buldular. Gece Hanedanı'nın Azizleri baş başa konuşabilsin diye nezaket gösterip onu Kanfırtınası ve Naeve ile yalnız bırakmışlardı.
Deniz Feneri'nin ışıltısı etraflarını parlak bir tül gibi sarıyor, serin rüzgar yüzlerini okşuyordu.
Uzaklarda bir yerde, Gölge Lejyonu her yönden kuşatılmış halde kıyasıya bir savaşa tutuşmuştu ve yavaş yavaş üstünlüğü ele geçiriyordu.
Sunny içini çekti.
"Gecegezer... Hala hayatta olduğuna inanamıyorum." Yanında duran Jet ona bakıp başıyla onayladı.
"Evet. Onlarca yıl önce öldüğü sanılan çocukluk kahramanlarından biriyle karşılaşmak gibi. Tek fark, kahraman sapasağlam hayatta ve senden daha genç görünüyor... Üstelik onun yerine ölü olan sensin."
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
"Bu da... farklı bir bakış açısı tabii."
Ona yandan bir bakış atıp kaşlarını çattı.
"Eee, ne düşünüyorsun?"
Jet bir an tereddüt etti.
"Bence haklısın. Bu seferden Gecegezer ile dönmek büyük bir kazanç olacak. Görünüşe göre eskisinden de sıra dışı biri haline gelmiş ki eskiden de zaten bir efsaneydi."
Yüzü biraz gölgelendi.
"Yine de ona tamamen güvenebileceğimizden emin değilim."
Sunny tek kaşını kaldırdı.
"Neden ki?"
Jet omuz silkti.
"Kabus Büyüsü'nün ağırlığını taşıyamayıp deliren pek çok uyanmış avladım, biliyorsun. Yaşadıklarını düşünürsek, o adamın ruhunun aslında ne kadar hasar gördüğünü kestiremeyiz. Umalım da iyi olsun... ya da en azından kontrol edilebilir şekilde kırılmış olsun. Ama bunu zaman gösterecek."
Endişeli bir tavırla devam etti: "Anlattığı hikayede de tuhaf bir şeyler var. Sence de öyle değil mi? Güya Düş dölü ona ihanet edip onu öldürmüş... Ama o adam neden sırf Gecegezer'i öldürmek için ta Sonsuz Şehir'e kadar gitme zahmetine girsin ki? Bunu başka herhangi bir yerde de yapabilir ve Fırtına Tanrısı'nın soyunu yine de ele geçirebilirdi. Dahası, Gecegezer'i doğrudan öldürme eyleminin kendisi de garip. Düş dölü onun hayata döneceğini bilmiyor muydu?"
Sunny iç çekerek bakışlarını kaçırdı.
"Belki de Gecegezer'in sonsuza dek Sonsuz Şehir'de çürümesini istemiştir. Ama evet, ben de aynı endişeleri paylaşıyorum. Yine de umarım bunlar gerçekleşmez. Yiğidi öldür hakkını yeme, deliye benzemiyor... ya da en azından doğru türden bir deli gibi görünüyor. Ve inan bana, delilik konusunda epey tecrübeliyim."
Sırıttı.
Birkaç saniye sonra gülümsemesi soldu.
"Her halükarda, şimdilik seferimiz güçlü bir üye daha kazandı. Üstelik Sonsuz Şehir'i bizden çok daha iyi bilen biri."
Jet başıyla onayladı.
İkisi de Deniz Feneri'nin duvarına bakarak bir süre sessiz kaldı. Sonunda Sunny konuştu:
"Bence Naeve içeri girecek. Aether, Kanfırtınası ve Gecegezer'in aksine, o soyu doğrudan özümsemek yerine ona varis oldu. Aradaki farkın ne olduğundan emin değilim ama Gece Hanedanı üyeleri için bu önemli bir detay gibi görünüyor."
Jet hafifçe gülümsedi.
"Mantıklı aslında. Fırtına Tanrısı yolculukların ve rehberliğin tanrısıdır, bu yüzden mirasçıları onun mirasını öylece hazır bulamaz. Ona giden yolu kendileri bulmak zorundalar."
Sunny bir süre sessiz kaldı, ardından meraklı bir tavırla ona bakıp sordu: "Sen deneyecek misin? Yani Deniz Feneri'ne girip Fırtına Tanrısı'nın soyunu almayı?"
Jet biraz duraksadı, sonra başını iki yana salladı. "Hayır. Neden yapayım ki?"
Sunny kaşını kaldırdı.
"Çünkü ilahi bir soya sahip olmak insana güç verir. Gecegezer, Ölümsüz Alev, Cesaret Muhafızı, Ki Song... hatta Düş dölü bile. Hepsi bu kadar büyük işler başarabildiyse, o soya sahip oldukları içindi."
Jet kıkırdadı.
"Ya da belki de o soyları, zaten bu kadar büyük işler başarabilecek karakterde insanlar oldukları için alabildiler."
Sunny'ye bakıp omuz silkti.
"Naeve ilahi bir soyu herkesin bünyesinin kaldıramayacağını, bunun ölümcül bir kumar olduğunu söylemişti. Anladığım kadarıyla başarı, ne kadar güçlü ya da dayanıklı olduğunla ilgili değil; daha çok uyum meselesi. Benimse Fırtına Tanrısı ve onun çeşitli yönleriyle hiçbir uyumum yok. Bu yüzden bu riski almaya niyetim yok."
Bakışlarını kaçırıp tekrar omuz silkti.
"Ve dürüst olmak gerekirse... Ölü tanrıların mirasını devralmakla hiç ilgilenmiyorum. Ne de olsa günün sonunda başarısız oldular. Yani bu bir başarısızlık mirası. Benim buna ihtiyacım yok. Onun yerine kendi mirasımı bırakmayı tercih ederim."
Sunny gülümsedi.
"Ne kadar da kibirli."
Ama bu sözlerde garip bir çekicilik de vardı.
Dokumacı'nın soyunun parçalarını bir araya getirmek için üstlendiği kendi görevi düşünerek içini çekti.
O sırada Jet sordu:
"Peki ya sen?"
Sunny şaşırdı.
"Ben mi? Ha... Ben Fırtına Tanrısı'nın soyunu özümseyemem. Ama yine de onun etkisine maruz kalmaktan fayda sağlayabilirim belki."
Kan Dokusu, Fırtına Tanrısı'nın soyunu yutmuş ve bundan güç alarak gelişmişti. Tabii Sunny'nin gölgelerle doğuştan gelen bir uyumu vardı ve o soy ona bir Görünüş Mirası aracılığıyla, yani Büyü tarafından sunulmuştu.
Bu yüzden, Fırtına Tanrısı'nın soyunu da yutabilme ihtimali vardı.
Ancak Sunny bu riskin buna değip değmeyeceğinden emin değildi.
Ne de olsa kısa bir süreliğine bile olsa iş göremez hale gelirse, Gölge Lejyonu yok olur ve seferleri feci bir şekilde son bulurdu.
İçini çekti.
"Şimdi Deniz Feneri'ne girmem biraz sorumsuzluk olur gibi hissediyorum."
Ardından sırıttı.
"Ama kimi kandırıyorum ki? Tabii ki gireceğim."
Jet dilini şaklattı.
"Ben de tam senin ne kadar güvenilir biri olduğunla övünüyordum."
Göz alıcı gümüş bir ışıltıyla sarmalanmış halde bir süre daha sessiz kaldılar.
Sonunda Jet sordu:
"Gerçekten Sonsuz Şehir'i yok etmeyi deneyecek misin?"
Sunny gülümsedi.
"Elbette. Bunca başarıma rağmen henüz tek bir şehir bile yok etmedim, biliyorsun. Ve böyle bir şey... özgeçmişimde gerçekten harika duracaktır."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.