İnce Gümüş İplik

Sunny bir kez daha Kai ile Katil’e, Hakikat Tapınağı’na kurban etmeleri için yeşimden birer canavar figürü verdi. Her şey daha önce nasıl olduysa yine öyle cereyan etti. Sunak üzerine koyulan figürler küle dönüşüp bedenleri tarafından emildi. Ruh çekirdeklerini zaten çevreleyen o tek halkanın yanına ikinci bir halka daha eklendi…

En azından Kai’nin ruh çekirdeği için durum böyleydi. Katil söz konusu olduğunda ise Sunny, kızın akıl almaz derecede karanlık özünün kalbinde parıldayan o kor parçasına ne diyeceğinden tam olarak emin değildi. Bir ruhun gölgesine hapsolmuş çekirdek kırıntısı demek belki daha doğruydu.

O kor parçasına bakarken Eurys’nin bir zamanlar söyledikleri aklına geldi. Gölgeleri tam anlamıyla tamamlanmamıştı… Onları tamamlamanın bir yolu varsa bile Sunny bunun ne olduğunu bilmiyordu. Hatta bunu yapmanın bir gereği ya da faydası olup olmadığından bile emin değildi.

Bildiği tek şey, Katil’in kendi kılıcıyla can vermeden önce tam bir varlık olduğuydu. Şimdiyse tıpkı diğer Gölgeleri gibi kendi bedeninin, kendi varlığının bir parçası hâline gelmişti.

Günün birinde çözülmesi gereken bir başka gizem daha…

İkinci kül halkası Kai ile Katil’i çok daha güçlü kılmıştı. Bu durum aynı zamanda Sunny’nin onlara kendi İradesi’nden çok daha fazla aktarabilmesine olanak tanıyordu. Artık ikisini de Büyük Kabus Yaratıklarıyla savaşmaya gönderirken arkalarında gözü kalmayacaktı.

Lanetliler konusuna gelince… Açıkçası Sunny bile o yaratıklarla yüzleşirken kendine pek güvenemiyordu. Yine de yoldaşları onun İradesi’yle bu kadar güçlenmişken, en azından Lanetlileri devirmesine yardım edebilirlerdi. Okları, o düşmüş tanrıların etinden tek bir çizik bile bırakmadan sekip gitmeyecekti artık.

Bu da bir şeydi.

Aslında az uz bir kazanç sayılmazdı. Kurdun ve sürüsünün gölgeleri de artık kendi ruhunda dinleniyordu. Sunny, Kutsal İblis’in gölgesini çağırabildiği sürece bu küçük ordusu muazzam bir güce ulaşacaktı.

Yine de…

Avucunun içinde kalan üçüncü yeşim figürü, Kar İblisi figürünü inceledi.

Kendisi de güçlenmek istiyordu. Kar Hükümdarı’nın uktelerinden beşi, üçü Lanetli olmak üzere çoktan onun elinde can vermişti. Fakat bu savaş deneyimleri ona güven vermek yerine içindeki kaygıyı daha da tırmandırıyordu.

Kurt ile olan savaşı kıl payı kazanmıştı. Sonunda galip gelmişti, hatta görkemli bir zaferdi bu. Yine de orada can vermesinin ne kadar işten bile olmadığını kendisinden iyi kimse bilemezdi.

Peki ya Lanetli bir Şeytan’la nasıl savaşacaktı?

Cani ile İblis arasında niteliksel bir güç sıçraması vardı, çünkü İblisler akıl sahibiydi. Ancak İblis ile Şeytan arasında da bir o kadar büyük bir uçurum bulunuyordu; zira Şeytanlar melun ve dehşet verici güçlere hükmediyordu. Düşmüş bir ilah tüm gücünü üzerine saldığında ne yapacaktı?

Ya o ilahın yanında sadece canavarlar değil, Caniler hatta daha yüksek Sınıftan yaratıklar yer alırsa?

Demek ki Sunny daha fazla güce sırt çeviremezdi.

Fakat diğer yandan, hakikati de öğrenmek istiyordu.

Kar İblisi figürünü Hakikat Tapınağı’na kurban etmekten elde edeceği güç artışı, önemsiz olmasa bile en fazla kısıtlı kalacaktı. Kai ve Katil külün yardımıyla onun İradesi’ni ödünç alabiliyordu, ama Sunny neyi ödünç alacaktı ki? En fazla gücü birazcık artardı.

Oysa bilgi, tüm güçlerin kaynağıydı. Bunu bizzat Dokumacı’nın kendisi söylememiş miydi? Dolayısıyla kullanışlı bir hakikati öğrenmek, bir figürü kurban etmekten çok daha büyük bir güç getirebilirdi.

Ya da getirmeyebilirdi.

Kararımı verdim.

Sunny derin bir iç çekti.

"Sanırım bu şeyi lavın içine fırlatacağım."

Yeni kazandığı güce alışmak için yayını germekte olan Kai, göz ucuyla ona baktı.

"Sen nasıl uygun görürsen."

Ardından yayını indirip tam olarak ona döndü. Yüzünde tuhaf bir ifade vardı; tam bir kaş çatma sayılmazdı ama ona benziyordu.

Sunny tek kaşını kaldırdı.

"Ne oldu?"

Kai bir süre sessiz kaldı, sonra başını iki yana salladı.

"Yok bir şey. Sadece… o İblis. Onunla savaşırken tuhaf bir şey gördün mü?"

Sunny gözlerini kırpıştırdı.

"O İblis kadim bir tanrıydı, her yeri tuhaftı zaten. Tam olarak ne demek istiyorsun?"

Kai biraz tereddüt etti, sonra omuz silkti.

"Şey… Pirinç devle savaşırken bir şey görür gibi oldum. Yani senin şu solucanın devle savaşmasına yardım ederken."

Bolluk’un adı geçince yüzünün biraz ekşimesi Sunny’nin dişlerini göstererek sırıtmasına yol açtı.

"Nadir bir hisse mi kapılıyorum yoksa? Bolluk’a karşı bir tiksinti mi bu? Yapma ama Kai, alt tarafı bir solucan… Gerçekten devasa, kutsal bir solucan. Aslında bakarsan neredeyse bir ejderha sayılır. Ejderhalar ve kanatlı yılanlar akrabadır, bu durumda bir nevi kardeş sayılmaz mısınız?"

Kai ürperdi.

"Hiçbir solucan benim kardeşim olamaz, kalsın! Lütfen şöyle korkunç şeyler söyleme Sunny!"

Sunny kahkahayı bastı.

"Peki, tamam. Bu kadar alınmana gerek yok. Her neyse, ne gördün ki? Senin görünün ne kadar özel olduğunu ikimiz de biliyoruz Kai, o yüzden gördüğün şeyi hafife alma sakın."

Sunny Rütbe olarak Kai’den yüksekti ve kıyaslanamayacak kadar güçlüydü ama bu durum her konuda arkadaşından üstün olduğu anlamına gelmiyordu. Algı söz konusu olduğunda örneğin, Kai ondan veya başka herhangi birinden katbekat ilerideydi. Bu yüzden Sunny, Kai’nin gördüğü her şeyi ciddiye alma eğilimindeydi.

Kai kaşlarını çatarak bir süre duraksadı, sonunda konuştu:

"Savaş sırasında… birkaç kez devin arkasındaki havada bir şeylerin parıldadığını görür gibi oldum. Ama ne zaman daha yakından bakmaya çalışsam orada hiçbir şey yoktu. Yanlış gördüğüme kanaat getiriyordum, fakat az sonra yine o parıltıyla dikkatim dağılıyordu. En sonunda…"

Bir an durakladı, ardından ekledi:

"Sırtından uzayıp uzaklarda kaybolan gümüş bir iplik fark ettiğimi sandım. O kadar ince, o kadar hafifti ki neredeyse yok gibiydi. Ben bile net göremedim. Sonra göz açıp kapayıncaya kadar kayboldu, bu yüzden hepsini kafamda uydurmadığımdan emin olamıyorum. Savaş oldukça kargaşalıydı neticede."

Sunny ona bakarak bir süre sessiz kaldı.

"Şu Kar yaratıklarının hepsinde tuhaf bir şeyler olduğunu söylememiş miydin? Onların sırtından uzayan tuhaf iplikler de olabilir mi acaba?"

Sunny’nin kendisi herhangi bir iplik görmemiş ya da sezmemişti. Fakat bu ipler Kai’nin dediği gibi sonsuz derecede inceyse, yere gölge düşürmezlerdi; bu yüzden de hissedeceği bir şey olmazdı.

Yine de bu durum kulağa oldukça şüpheli geliyordu; zira zihninde kuklacının ipleriyle oynatılan kukla imgeleri canlanmıştı. Kar Hükümdarı figürlerini bir şekilde kontrol ediyor olmalıydı, bu yüzden Sunny bu imgeye güçlü bir tepki verdi.

Kai omuz silkti.

"Bilmeme ki."

Sunny içini çekti.

"Önümüzdeki günlerde bu ipliklere dikkat et o zaman. Başka bir tane daha fark edersen bana haber ver."

Bunu söyledikten sonra arkasını dönüp tapınaktan ayrıldı.

Platformun kenarına kadar yürüyüp lav gölüne baktı. Buradaki sıcaklık neredeyse katlanılmaz boyuttaydı, bu yüzden oyalanmayıp yeşim figürü doğrudan göle fırlattı.

Figür foşurdayan lavların arasında kaybolurken birkaç adım geri çekilip yere oturdu.

Bakalım…

Sunny, cevabını en çok merak ettiği sorulara odaklandı; bu sayede bu kez elde edeceği hakikatin yönünü etkileyebilmeyi umuyordu.

Dünyanın sonu nasıl gelmişti? Tanrılar nasıl ölmüştü? Dokumacı ne…

Derken birdenbire, bambaşka bir yerde buldu kendini.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.