"Cassie! O şey gittikçe yaklaşıyor!"
Açılan felaket harbinin ötesinde, Kanakht'ın Eti gölün ortasına ulaşmıştı bile. Düş Kapısı çoktan kaybolup gitmiş, o devasa dehşet ile harabeye dönmüş sahil arasında hiçbir engel kalmamıştı. Yaratık, göz çukurlarındaki karanlık ve kanlı yarıklardan saçılan tekinsiz bir kinle aşağıya, üzerlerine bakıyordu.
Çıkık çenesi sallandıkça, onu tutan esnek kas lifleri zorlanıyordu.
Lanet olsun, bu şey neden bu kadar ürpertici!
Jet, Lanetli Gezgin'in hayaletimsi kılıcından geriye doğru kaçındı. Ondan daha fazla kaçamayacağını biliyordu. Gölge Lejyonu'nun iyice zayıflayan formasyonu geriletilmiş, Koyu Kale'nin surlarına kadar çekilmek zorunda kalmıştı. Bir adım daha geri atacak olurlarsa yenilgi kaçınılmaz hale gelecekti.
Devi kafana takma Jet. Zaten kendi başındaki dert sana yetiyor!
Jet gülümsedi.
Cassie haklıydı, zerre şüphe yoktu.
Ebedi Şehir'in kalıntıları üzerine bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Fildişi Adası, Saray'ın üzerindeki karanlık gökyüzünde donsun diye bırakılmış gibi duruyor, etrafından şelaleler akıyordu. Metal duvarları içe doğru bükülürken inleyen Saray ise yavaş yavaş kendi içine çöküyordu.
Tam o sırada kör edici beyaz bir ışık dünyayı bir kez daha aydınlattı. Ancak bu kez sönmedi, aksine daha da parladı. Sanki yıkılan Saray'ın arkasından yeni bir güneş doğuyordu. Ebedi Şehir, Fırtına Denizi'nin dibine battığından beri ilk kez gündüzü karşılıyordu.
Anlaşılan Nephis işi ciddiye almaya başlamıştı. Tam sırası.
Jet, soğuk ve hesapçı bir nefretle Lanetli Gezgin'e gözlerini dikti.
Yapabilir miydi? Mümkün müydü?
Kanakht'ın Kalbi'nin kılıcına bağlanan ruhu, ona tek bir kalp atışı süresince zamanı dondurma yeteneği veriyordu... En azından Büyü böyle tanımlamıştı. Yine de bir kalp atışı, zamanı ölçmek için pek güvenilir sayılmazdı. Sonuçta şartlara göre her kalp farklı ritimde atardı. Mesela Jet'in kalbi bazen hiç atmıyordu.
Bu yüzden, durdurulmuş zamanın içinde tek bir an hareket edebileceğini söylemek daha doğru olurdu. Jet o tek bir an içinde bu uğursuz tayfı katledebilir miydi? Bilmiyordu.
Daha da kötüsü, zamanı dondurduğunda Lanetli Gezgin'in hareketsiz kalıp kalmayacağından emin değildi. Kanakht'ın Ruh gücünü gasp etmişti, yani onun İradesini de ele geçirmişti. İradeye hükmedenler ise genelde bundan yoksun olanların güçlerine direnebiliyordu.
Jet, Lanetli Gezgin'e bakarken gözleri sürekli adamın elindeki o ruhani, yeşilimsi parıltıyla ışıldayan hayaletimsi palaya kayıyordu.
Kanakht'ın Ruhu.
Tam o sırada pala, soğuk ve yeşil bir ışık halasıyla parıldadı. Işık sisin içinde kayboldu ve hortlak ordusunun saldırısına katılmaya hazır sayısız tayf figürü bir anda belirdi.
Aman, lanet olsun.
Öne doğru atıldı.
En fazla ne olabilir ki? Ölürüm, olur biter. Jet, Sis Bıçağı ile ölesiye sert bir iniş vuruşu yaparken kendi şakasına gülümsemeden edemedi. Yüce tayf, tek bir adım gerileyerek bu darbeden kolayca sıyrıldı.
Bir an sonra dengesini kurup bu kontrolsüz saldırının yarattığı açıktan faydalanarak kendi hamlesini yapacak... büyük ihtimalle öldürücü bir darbe indirecekti.
Ama...
Jet, Sis Bıçağı'na uzandı ve Kanakht'ın Kalbi'nin bahşettiği yeteneği harekete geçirdi.
O öldürücü darbenin iki saniye beklemesi gerekecekti.
Etrafındaki zaman akışı bıçak gibi kesildi.
Kanakht'ın Eti'nin o devasa, canavarca figürü adımının ortasında kalakaldı. Yağmur damlaları havada dondu. Ruhani ışıkla dolup taşan sis, anafor gibi dönen ilerleyişini durdurdu. Ürpertici tayfların akını hareketsiz bir tuvale dönüştü; siyah gölgelerin çökmekte olan falanxı, o arka planın üzerine çini mürekkebiyle çizilmiş sabit bir tablo gibi donakaldı.
Kanakht'ın Ruhu, yeşilimsi ışığın bir başka parlamasıyla yavaşça şişiyordu.
Donmuş zamanın içinde tek bir şey hareket ediyordu: Jet.
Kılıcını geriye çekip Lanetli Gezgin'in göğsünü delmeyi hedefledi.
Fakat o uğursuz hortlak da birden hareketleniverdi.
Ağır ağır bakışlarını çevirdi ve doğrudan Jet'e gözlerini dikti. Gövdesi dönmeye, hayalet palasını tutan eli öne doğru ilerlemeye başladı.
Piç.
Jet hâlâ vurup vuramayacağını hesaplamaya çalıştı.
Tek bir darbe yetecek miydi?
Lanetli Gezgin Yozlaşmış bir İblis'ti, yani dört ruh özüne sahipti. Ruhlar genelde tüm özleri yok edilmeden çok önce çökerdi... Ama aynı şey bir tayf, yani kötücül bir iradeyle bezenmiş çıplak bir ruh için de geçerli miydi?
Tek bir kalp atışında onu dört kez kesebilir miyim? Kendine tam olarak güvenemese de yapabileceğini hissetti.
Fakat gözleri...
Gözleri sürekli Kanakht'ın Ruhu'na kayıp duruyordu.
Sonunda, o tek kalp atışlık süreyi sessizce düşünerek harcadı ve ardından kendisi de bir tayfa dönüştü.
Zaman yeniden akmaya başladı.
Kanakht'ın Eti adımını attı. Yağmur damlaları yere düştü. Sis, Gölge Lejyonu ile tayf ordusu arasındaki vahşi savaşın üzerine doğru köpürerek sürüklendi.
Hayalet pala Jet'in kalbine doğru fırladı. Yine de asla göğsünü delemedi.
Çünkü zaman akar akmaz Sis Bıçağı, Lanetli Gezgin'in bileğini biçip koparmıştı.
O uğursuz yaratığın eli ve elinde tuttuğu Kanakht'ın Ruhu havaya fırladı.
Öne uzanan Jet, hayalet palanın kabzasını yakaladı.
Pala avucunun içine girdiği an, iki kılıcı da tutarak geriye doğru fırladı.
Bir elinde Sis Bıçağı, diğerinde Kanakht'ın Ruhu.
Jet, Lanetli Gezgin ile arasına biraz mesafe koydu, yere indi ve karanlık bir tebessümle ona baktı.
"Pek hoşuna gitmedi, değil mi?"
Yüce tayf sessizce öne atıldı. Yine de biraz geç kalmıştı.
Jet aşağıya, Kanakht'ın Ruhu'nu tuttuğu eline baktı.
Nedenini anlamadığı bir şekilde, eli her zamankinden daha saydam görünüyordu. Rüzgarda dağılan bir sis bulutu gibi hızla bulanıklaşıyordu...
Ve o tekinsiz yeşil palanın içine çekiliyordu.
Jet'in tebessümü biraz soldu.
"Sıçayım."
Bir sonraki an, ruhani bir ışık patlamasıyla ortadan kayboldu.
Hayalet pala, parçalanmış zemine düşerek çınladı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.