Sonunda Sunny, kara zırhının yeşim yüzeyinden süzülen parlak lav akıntılarıyla birlikte yükselen dumanların arasından çıkageldi. Omzundaki ateşi silkeleyip attıktan sonra Kai’ye bir bakış fırlattı.
Bitti bu iş.
Sunny yavaşça nefesini verdi.
Görünüşe bakılırsa Tiran, yanardağın derinliklerinde uzun zamandır palazlanıyormuş. Eskiden sadece hizmetkarları yüzeye çıkmaya cesaret edermiş ama Kuzgunyürek nüfusu arttıkça, insan ruhlarının kokusu yaratığın iştahını kabartmış olmalı. Piç kurusu, yukarı tırmanmaya çalışırken magma odasının tavanını havaya uçurmadan önce icabına bakmamız iyi oldu.
Yozlaşmış bir Tiran, Kai için zorlu bir düşmandı; Sunny için de hala belli bir tehlike arz edebilirdi, tabii eğer dikkatsiz davranırsa. Fakat Cassie o iğrenç yaratığın hangi güçlere hükmettiğini ona önceden haber verdiği için işini hem hızlı hem de temiz bir şekilde bitirmeyi başarmıştı.
Aslında vaktinin çoğunu Kabus Yaratığı ile dövüşerek değil, yanardağın derinliklerini inceleyerek geçirmişti. Aşağıda keşfedilecek pek çok ilginç şey vardı.
Sunny bir an ne söyleyeceğini düşündü. Başlangıçta peşimden aşağı inmemene biraz şaşırmıştım Nightingale. Ama lavın içine daldığımda anladım ki... Yüce mertebesindeki bünyeme rağmen orada hayatta kalmak hiç de kolay değildi. Neredeyse diri diri pişecektim. Burası alelade bir yanardağ değil, öyle değil mi?
Kai yavaşça başını salladı.
Değil. Bir Ejderkatili olarak kendi bünyem bana her türlü saldırıya, özellikle de ateş temelli olanlara karşı büyük bir direnç sağlıyor... Ama benim için bile bu yanardağın içindeki sıcaklık katlanılır gibi değil.
İçini çekti.
Yalnız Uluma ve gözcülerinin getirdiği raporları görmüş olmalısın. Kuzgunyürek’in batısındaki topraklar buz tutmuş bir cehennem; oradaki soğuk o kadar mutlak ki Azizler bile sağ çıkamıyor. Oysa o topraklar her zaman donmuş değildi, arkalarındaki teorik okyanus da öyle. Buzun içine hapsolmuş halde keşfettiği yıkılmış medeniyet kalıntıları bunun kanıtı. Dahası da var...
Kai’nin ifadesi ciddileşti.
Kalıntılara bakılırsa soğuk doğuya doğru yavaş yavaş yayılmış olmalı. Eğer bu dağ silsilesi ve o öldürücü soğuğa karşı bir bariyer görevi gören mistik yanardağlar olmasaydı, soğuğun yayılmaya devam ederek sonunda tüm Rüya Alemi’ni buzdan, cansız bir dünyaya çevireceğine inanıyorum. İnsanların Kuzgunyürek’te yaşayabilmesi onlar ve püskürttükleri küller sayesinde mümkün oluyor; buradaki toprak çok verimli ve karların içinde yaşayan o tekinsiz varlıklar donmuş çorak topraklardan bu tarafa geçemiyor.
Bir an duraksadı ve yüzünde hafif bir gülümsemeyle ekledi: Ayrıca bu yanardağların Yeşim Saray ve onun Bileşeni tarafından yaratıldığına, ya da en azından güçlendirildiğine inanıyorum. Yani... Bir bakıma.
Sunny kaşını kaldırdı.
Nephis’in Kuzgunyürek’in Bileşeninin ne olduğundan bahsettiğini, en azından detay verdiğini hiç sanmıyorum.
Kai kelimelerini tartarak konuştu. Biraz karışık bir mesele, değil mi? Hisarlar ve Bileşenleri. Sonuçta Kabus Büyüsü tarafından yaratıldılar ama aynı zamanda Büyü, Hisarların güçlerini yoktan var etmedi. Aksine, çoğu durumda mevcut güç merkezlerinin doğuştan gelen niteliklerini alıp taşıyıcılarının kolayca kullanabileceği şekilde yeniden inşa etti ve hepsine evrensel bir temel kazandırdı. Çoğu Hisar Azizler tarafından yönetilmek üzere tasarlanmış gibi görünüyor ancak Büyük Hisarların açıkça Hükümdarlar için olduğu belli.
Sunny onaylarcasına başını salladı.
Haklıydı... Örneğin Gece Bahçesi, Nephis’in Kapı giriş ve çıkış noktalarını aynı dünyada sabitlemesine olanak tanıyordu. Bu Bileşeni sadece Yüceler kullanabildiğine göre, bir Azizin elinde tutması için yapılmamıştı.
Kai duygusuz bir ses tonuyla devam etti: Bu yüzden Kuzgunyürek’i ve çevresindeki toprakları soğuktan koruyan yanardağların doğrudan bir Bileşen tarafından yaratıldığını söylemek pek doğru olmaz. Daha ziyade, bunlar Yeşim Saray’ın gücüyle var oldular; Büyü ise daha sonra bu güce dayalı bir Bileşen oluşturdu.
Işıltılı yeşil gözleri parladı.
O Bileşen... Dürüst olmak gerekirse buna sadece terrafomlama diyebilirim. Yeşim Saray, çevresindeki toprakları yavaş yavaş dönüştürebiliyor; örneğin havayı ısıtırken aynı zamanda toprağı mistik volkanik küllerle zenginleştiriyor. Sonuç olarak sayısız insan Kuzgunyürek’i çevreleyen bu diyarda soğuktan kaçıp sığınacak bir yer bulabiliyor ve yılda defalarca bereketli hasat toplayabiliyor. Eğer doğru yönetilirse, bu topraklar insanlığın hazine sandığı haline gelebilir.
Başını iki yana salladı.
Tabii bunun tersi de geçerli. Eğer Yeşim Saray’ın hükümdarı isterse, tüm Gözyaşı Nehri Havzası’nı zehirleyerek burayı yaşanmaz bir cehenneme çevirebilir. Ah... Benim Aşkın gücümle pek bir şey başarmam mümkün değil, değişimler çok yavaş ve kademeli olurdu. Ancak Nephis bunu yapabilir.
Sunny miğferini kaşıdı.
Doğru ya... Cassie ve Jet’in bir sürü ünlü bilim insanını uzun soluklu bir araştırma projesine atadığını hatırlar gibiyim.
Kai onayladı.
Kesinlikle. Kuzgunyürek —yani Yeşim Saray— yöneticisine muazzam bir güç sunuyor. Ancak bu çok karmaşık bir ilişki. Sonuçta sağlıklı bir ekosistem inşa etmek zor bir iştir... Mevcut dengeyi iyileştirmekten ziyade her şeyi berbat etmek çok daha kolaydır. Bu yüzden şimdilik her şeyi olduğu gibi bıraktık.
Sunny, Yeşim Saray’ın o görkemli siyah silüetini anımsadı. Kai’nin tarif ettiği güç özünde mistikti ama buna "terraformlama" demesi, Sunny’nin meseleyi farklı bir boyutta düşünmesine sebep olmuştu.
Acaba tüm bu düzeneği bir şekilde Ay’a fırlatabilir miyiz diye merak ediyorum. Ya da Mars’a. Bayağı havalı olurdu, değil mi?
Kendi düşüncelerine kıkırdayıp Kai’ye hak verdi.
Pekala, haksız sayılmazsın. Buradaki yanardağlar özel görünüyor... Ama özellikle de bu yanardağ, bambaşka bir şey.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.