"Hadi ama!"
Sunny dengesini koruyabilmek adına sendeleyerek geniş koridorun metal duvarına dayandı. Şansına bak ki duvarı küf kaplamıştı ve eli temas eder etmez küf hızla kendi tenine de yayılmaya başladı. Dehşet verici bir şeye dönüşen eline tiksintiyle baktı; ardından Kan Dokusu'nun bu hızla yayılan mantara vahşi bir açlıkla saldırdığını hissedince yüzünü buruşturdu. Bu ızdırabı daha fazla çekmek istemediği için bütün kolunu gölgeye dönüştürdü. İğrenç siyah birikintilerin yere düşüşünü izledi ve hepsini acımasızca ezdi.
Ardından kolunu yeniden etten kemikten bir hale getirdi, çaktırmadan Zırh'ı çağırıp bedenini siyah yeşimden bir kabukla kapladı. O sırada Becerikli Bileklik hâlâ kulağına fısıldıyordu:
Gölgelerinizden biri yok edildi.
Gölgelerinizden biri yok edildi.
Gölgelerinizden biri...
Sunny'nin yüzü aniden karardı.
"Demek sonunda oldu."
En nihayetinde gölgelerini geri dönülemez şekilde ortadan kaldırabilen bir varlıkla karşılaşmıştı.
Ebedi Şehir'in ölümsüzleri de tayf ordusunun hayalet savaşçıları da tek bir gölgeyi bile yok etmeyi başaramamıştı. Ancak Uçan Hollandalı'nın kaptanı, elinde ustalıkla savurduğu zümrüt yeşili hayaletimsi palasıyla Gölge Lejyonu'nun tepesine bizzat indiği anda düzinelercesi göz açıp kapayıncaya kadar yok olmuştu.
Piç herif inanılmaz güçlüydü.
Hatta dehşet vericiydi.
Üstelik bu, Sunny'nin şu andaki en büyük derdi bile değildi.
Gecegezen arkasını dönüp sorgulayan gözlerle ona baktı.
"Ne oldu?"
Sunny birkaç saniye duraksadı.
"Hollandalı'nın kaptanı. Meydana kendi indi. Ve kendisi... hiç de yabancı bir yüz değil."
Sunny bu meşum zevzek mahluku elbette anında tanımıştı. Son gördüğünden bu yana bir tayfa, hatta üzerine bir Dehşet Yaratığı'na dönüştüğü için çok değişmişti ama onu başkasıyla karıştırmak imkansızdı.
Hollandalı'nın kaptanı...
Sunny! Hollandalı'nın ne olduğunu çözdüm. Cassie'nin acil koduyla zihnine düşen sesi içini çekmesine neden oldu.
Demek Sunny lanetli geminin kaptanını tanımış, Cassie ise geminin özünü kavramıştı.
"Harika denk geliş."
Yüzünü karanlık bir ifade kaplarken derin bir nefes aldı.
Hollandalı'nın dümeni başındaki isim, Dokuzlar'dan biri olan o bronz tenli deniz kaptanından başkası değildi.
"Yine mi Dokuzlar..."
Kaşlarını çattı.
Kötücül izleri Rüyalar Alemi'nin her yerine saçılmış gibiydi ve sık sık Sunny'nin yoluna taş koyup duruyorlardı.
Kadersiz olduktan sonra bile Dokuzlar ile Dokumacı arasındaki o meşum bağ Sunny'nin peşini bırakmıyor muydu?
Yoksa gücün zirvesine tırmanmaya çalışan her fani, onların telaffuz bile edilemeyen günahlarının yankılarına çarpmak zorunda mı kalıyordu?
Sebep ne olursa olsun, Hollandalı'nın kaptanının Dokuzlar'dan birinin yozlaşmış hayaleti çıkması yerine aleradan bir İğrençlik olduğunu öğrenmeyi tercih ederdi. Katil ile savaşmış olan Sunny, yeni bir tanesiyle daha karşılaşma ihtimali karşısında hayali bir acı duymaktan kendini alamıyordu.
Tekrar içini çekti.
Hollandalı neymiş peki? De bakalım, dinliyorum.
Cassie anında yanıtladı:
Ruh Kuyusu... Kanakht'ın Ruhu o.
Sunny'nin gözleri hafifçe yuvalarından fırladı.
Son günlerde kafasını kurcalayan sayısız gizem, birkaç zihin kırıntısının birleşmesiyle aniden anlam kazandı. Kesinleşmiş bir teori sayılmazdı belki ama doğru yolda olduğuna dair içinde güçlü bir his vardı. Kanakht'ın Ruhu... Kanakht'ın Eti...
Gecegezen, Ebedi Şehir'in haritası elinde olduğu için Hollandalı'nın onlarca yıldır peşinde olduğunu söylemişti. Ruh Kuyusu hakkındaki o eski efsane ise, Dinlenme İblisi'ne duyduğu karşılıksız aşk yüzünden Ebedi Şehir'i aramakla bir ömür harcayıp sonunda lanetlenen karasevdalı bir kaptanı anlatıyordu.
Peki ya gerçekler çarpıtıldıysa? Dokuzlar'dan Eurys, Savaş İmparatorluğu'na sızması için gönderilmişti. Aletheia, tanrıların yalanlarını ortaya çıkarmakla görevlendirilmişti. Auro ise aralarındaki en sancılı görev olduğu söylenen gizemli bir emir almıştı. Peki ya diğer altısı?
Orphne, Dokumacı'yı öldürmek için yollanmıştı. Aemedon, Nether'ın kardeşlerini toplayıp Kıyamet Savaşı'nı başlatmasını sağlamak için Nether'a gönderilmişti. Omer ise İllüzyon'u aralarına katılmaya ikna etmekle görevlendirilmişti...
Dokuzlar'dan bu üçü, iblislerden üçüyle bağlantılı görevler almıştı.
Dokuzlar'ın geri kalan iblisler için de planları olduğunu varsaymak mantıklı olmaz mıydı?
Dehşet, Arzu... ve Dinlenme.
"Bir dakika. Birini unutuyor muyum?"
Sunny kaşlarını çattı, ardından başını iki yana salladı.
Eğer kaptan Dinlenme'ye aşık değil de görevini tamamlamak için ona yaklaşmak zorundaysa, o masum efsane çok daha meşum bir anlam kazanıyordu. Kanakht'ın Ruhu'nu neden arayıp bulduğu, kendini ona kurban ettiği ve sonrasında onu nasıl boyunduruk altına aldığı konusuna gelince... Sunny bunun için sayısız açıklama üretebilirdi. En basiti, güce duyulan çaresiz bir açlıktı. Sonuçta Dokuzlar'ın varlık sebebi iblislerin Kıyamet Savaşı'nı kazanmasına yardım etmekti ve bunun için Yükseliş Yolu'nda epey ilerlemeleri gerekiyordu. Hepsinde Kader'in mührü olsa da hiçbiri saf irade ve kararlılıkla Kader İblisi'ni iki kez öldürmeyi başaran Orphne değildi. Bazılarının kudrete ve güce giden kestirme yollar araması gerekiyordu.
Gölge Tanrı tarafından ölümsüzlükle lanetlenmiş Yüce bir varlığın ruhuyla birleşmek, tam da böyle bir kestirme yoldu.
Hatta bu plan o kadar iyi işlemişti ki, ne tanrılar ne de iblisler hayatta kalabilmişken Hollandalı ve kaptanı Kıyamet Savaşı'ndan sağ çıkmayı başarmıştı.
Yine de bu savaştan yara almadan kurtulamamışlardı.
İkisi de Yozlaşma'nın aşağılık derinliklerine batmıştı.
Sunny yüzünü ekşitti.
"Binlerce yıllık yozlaşmanın ardından o adamdan geriye ne kadar bir şey kalmıştır ki?"
Pek bir şey kalmış olamazdı.
Bu da o mahlukun Ebedi Şehir'e neden hâlâ bu kadar takıntılı olduğu sorusunu doğuruyordu. Cevabı ise oldukça barizdi.
Çünkü Kanakht'ın Eti buradaydı.
Kanakht'ın Ruhu'nu zaten boyunduruğu altına almıştı ama güçten bir kez tadan biri için hiçbir miktar asla yeterli gelmezdi. Belki de Hollandalı'nın kaptanı korkunç bir tayf olmaktan sıkılmıştı. Belki de kendine dehşet verici bir beden edinmek istiyordu.
"Kahretsin, lanet olsun böyle işe."
Sunny sessizce küfretti.
Aniden sırtından aşağı soğuk bir ürperti indi.
"Yok artık... Olamaz..."
Kanakht'ın Eti ve Kanakht'ın Ruhu şu anda buradaydı, Ebedi Şehir'de.
Peki Kanakht'ın Kalbi de burada değil miydi?
Katledilmiş ve Jet'in Sis Bıçağı'na hapsedilmişti. Ve eğer bu kadim mahlukun üç parçası buradaysa...
Sunny'nin doğudaki o gizemli Dehşet Yaratığı'nın ne olduğuna dair çok güçlü bir şüphesi vardı artık.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.