Ondan yaklaşık iki saat sonrasıydı.
"Bizi almaya geldiler, artık yavaş yavaş gidelim mi?"
Rio, Aishia'nın yaklaştığını fark edince Miharu ve Satsuki'yi yola çıkmak için uyardı.
"Almaya mı?"
Satsuki, merakla başını yana eğdi.
"İkinizi tek başıma taşıyamaz değilim ama birinin yardım etmesi daha iyi olur diye destek çağırdım. Şu an balkonda bekliyor. Kapıyı açıyorum."
Rio böyle diyerek ayağa kalktı ve yürüyüp balkona açılan kapıyı araladı. Orada, siyah bir dışlık giymiş olan Aishia tek başına duruyordu.
"...Kim bu kız?"
Satsuki, Aishia'yı görünce şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırarak sordu.
"Taşıma işinde bize yardım edecek kişi. Adı Aishia, benim en değerli yoldaşım."
Rio, Aishia'yı Satsuki'ye kısaca bu şekilde tanıttı.
"Memnun oldum."
Aishia da aynı kısalıkta selam verdi.
"Me-memnun oldum. Ne kadar güzel ve sevimli bir kız böyle... Sanki hayatımda ilk kez bu kadarını görüyorum..."
Satsuki, Aishia'nın güzelliği karşısında büyülenmiş bir halde karşılık verirken Miharu'ya döndü.
"Evet. Ben de ilk tanıştığımızda aynı şeyi hissetmiştim. Ai-chan sessizdir ama çok iyi bir kızdır."
Miharu, Aishia'yı Satsuki'ye tanıtmaktan mutluluk duyuyordu.
"Onunla kesinlikle arkadaş olmak isterim."
Satsuki gülümseyerek Aishia'ya baktı.
"Hı-hı."
Aishia başıyla onayladı. Derken—,
"Nasıl yapalım? Satsuki-san'ı ya ben ya da Aishia taşıyacak ama..."
Rio, Aishia'nın yüzüne baktıktan sonra Satsuki'ye sordu.
"Hmm, o zaman beni Haruto-kun taşısın olur mu? Miharu-chan'ı da Aishia-chan taşır."
Satsuki, Rio ve Aishia'nın yüzlerini birbiriyle kıyasladıktan sonra bu öneriyi sundu.
"Elbette, benim için sorun değil ama emin misiniz? Benim taşımam uygun mu?"
Rio, Satsuki'nin gözlerinin içine bakarak sordu.
"Evet. Miharu-chan bir erkekle bu kadar yakın olunca geriliyor, değil mi? Taşınırken ister istemez iç içe olacağız, ben bu tür şeyleri pek umursamam. Senin için de uygun mu Miharu-chan?"
Satsuki kıkırdayarak Rio'ya cevap verdikten sonra Miharu'ya baktı.
"...E-evet, tabii ki. Sana emanetim Ai-chan."
Miharu kısa bir duraksamanın ardından başını salladı ve Aishia'ya seslendi.
"Tamam."
Aishia onaylayarak başını salladı.
"Anlaştık o zaman. Yanımıza alacak bir şeyimiz de yok, ne zaman isterseniz gidebiliriz."
Satsuki bunları söylerken Rio ve Aishia'nın durduğu balkona doğru adımladı.
"O halde, sizi kucağıma alıyorum?"
Rio önceden uyarısını yapıp Satsuki'nin önünde durdu.
"Tamam, lütfen."
Satsuki hafifçe başını salladı.
"Pekala."
Rio, Satsuki'yi nazikçe kucağına alıp "prenses taşıma" pozisyonuna getirdi.
"I-ıh..."
Satsuki, kuş gibi hafifçe havaya kaldırılınca vücudu istemsizce titredi.
"Bu şekilde uçacağız, kendinizi güvensiz hissettiğiniz bir durum var mı?"
"H-hayır. İyiyim ama... ağır değil miyim?"
Rio'nun sakin sesine karşılık Satsuki'nin sesi biraz heyecanlı çıkmıştı.
"...Hayır, aksine. Çok hafifsiniz."
Rio şaşkınlıkla gözlerini hafifçe açtı ve kıkırdadı. Satsuki'nin her zaman açık sözlü ve iş bitirici bir kadın olduğu izlenimine kapılmıştı ama bu çocuksu, mahcup tavrı aradaki tezatlığı ortaya çıkarıyordu.
"Neden gülüyorsun be? Tamam, pek umursamam dedim ama bu yaşa gelmiş birinin böyle kucakta taşınması pek rastlanan bir şey değil sonuçta. Yani... sadece beklediğimden daha utanç vericiymiş, o kadar!"
Satsuki, yarı şaka yarı ciddi gözlerini kısarak Rio'ya sitem etti.
"Kusura bakmayın. Vücut güçlendirme kullanırken bu pozisyon sırtımda taşımaktan daha rahat oluyor, üstelik sizi tam kavrayabildiğim için daha güvenli."
Rio kendini açıklamaya çalışsa da—,
"Bi-biliyorum herhalde! Senden etkilendiğimden falan değil yani, yanlış anlama!"
Satsuki dudak bükerek Rio'ya çıkıştı.
"Peki."
Rio'nun dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. O sırada Miharu da Aishia'nın kucağına yerleşmişti ve Rio ile Satsuki arasındaki bu atışmayı dikkatle izliyordu.
"Burası da hazır."
Aishia yola çıkmaya hazır olduklarını ilan etti.
"Gidelim o zaman. Sıkı tutunun."
Rio, Aishia'ya karşılık verdikten sonra balkonun zemininden hafifçe güç alarak sıçradı. Rio'nun bedeni, kucağında Satsuki ile birlikte karanlık gökyüzüne doğru süzülmeye başladı.
"Aa-..."
Satsuki o boşluk hissini tadınca refleks olarak Rio'ya daha sıkı sarıldı. Ve sonra—,
'Gerçekten uçuyor muyuz? Ne bu böyle? Kaldırma kuvveti mi?'
Yerçekimine meydan okuyan bu doğaüstü durumu ciddiyetle analiz etmeye çalıştı.
Ancak kısa süre sonra bunun bir önemi kalmadı. Yükseldikçe aşağıda kalan kale küçüldü; tam aksine, görüş alanı uçsuz bucaksız, yıldızlarla dolu bir gökyüzüyle kaplandı.
"Vay canına! İnanılmaz! Harika! Çok güzel!"
Satsuki hayranlık dolu bir çığlık attı. Bu sesin aşağıdaki kaleye ulaşma imkanı yoktu.
"Baksanıza, şuna bakın, muhteşem! Haruto-kun, Miharu-chan!"
Satsuki'nin gözleri parlıyordu. Hemen yanlarında Aishia'nın kucağında uçan Miharu, Satsuki'nin bu halini sevgi dolu bir gülümsemeyle izliyordu.
"Keyif almanıza sevindim."
Rio da gülümseyerek karşılık verdi.
"Hem de nasıl! Yıldızlara ve aya hiç bu kadar yakından bakmamıştım! Bu dünyadan görünen gökyüzü bu kadar güzel miydi? Hiç bilmiyordum. Ya sen?"
Satsuki, çocuksu bir neşeyle Rio'ya sordu.
"Ben biliyordum. Tabii genelde tek başıma uçarken pek dikkat etmiyorum ama... bugün gerçekten çok güzel görünüyor."
Rio, Satsuki'nin bu yüksek enerjisine karşı acı acı gülümseyerek cevap verdi.
"Demek biliyordun. Hehe, doğru ya, sen ne zaman istersen uçabiliyorsun zaten. Ama bugün senin de dikkatini çektiğine göre... anladım, anladım."
Satsuki mutlu bir şekilde güldü. Bu muazzam manzaranın tadını çıkaran tek kişinin kendisi olmadığını bilmek içini rahatlatmıştı.
"Üşüdünüz mü?"
Rio nazikçe sordu.
"Şey, biraz. Bu kadar hızlı uçmamıza rağmen rüzgar direnci neredeyse hiç yok, doğrudan rüzgar yesek daha kötü olurdu ama..."
Strahl bölgesinde mevsim yazdı ancak Japonya'ya kıyasla geceler oldukça serin geçiyordu. Üstelik bu yükseklikte hava iyice soğumuştu. Henüz geceliklerini giymemişlerdi ama üzerlerine bir hırka almaları iyi olurdu.
"O zaman buluşma noktasına kadar biraz hızlanacağım, lütfen biraz daha dayanın."
"Tamamdır, ekspres servis olsun lütfen! Brrr, soğukmuş gerçekten."
Satsuki neşeyle onayladı ve biraz daha ısınabilmek için Rio'ya daha sıkı sokuldu.
"İnanılmazsın Satsuki-san. Haruto-san ile şimdiden bu kadar yakınlaştın ya..."
Miharu, biraz kıskançlık ama daha çok hayranlık barındıran bir sesle mırıldandı.
"Sen de çabalıyorsun Miharu. Kendi isteğinle Haruto'ya yakınlaşmaya çalışıyorsun."
Aishia sessizce Miharu'ya seslendi.
"Öyle mi dersin?"
Miharu, emin olamayarak başını yana eğdi.
"Evet. Olduğun gibi kalman yeterli. Haruto senin duygularını zaten hissediyor."
Aishia başını salladı ve hızını artıran Rio'nun arkasından süzülmeye devam etti.
◇ ◇ ◇
Birkaç dakika sonra Rio ve yanındakiler, kraliyet başkentinin semalarını tamamen geride bırakmış, ana yoldan saparak kayalık bir bölgeye varmışlardı. Aşağıda ne bir ışık ne de tek bir insan evladı görünüyordu.
— ...Şey, daha ne kadar gideceğiz?
Satsuki, ortamın ürperticiliğinden etkilenmiş olacak ki Rio’ya çekinerek sordu.
— Tam varmıştık. İniyoruz.
Rio hafifçe gülümseyerek irtifa kaybetmeye başladı.
— Vardık mı... Ama, ha?
Satsuki gözlerini kısıp aşağıya baksa da yeryüzü zifiri karanlığa büründüğü için önünü pek seçemiyordu. Fakat karanlığın içinde soluk bir ışığın titreştiğini fark etti.
— Bir şey mi fark ettiniz?
Rio hafifçe gözlerini açarak Satsuki’ye sordu.
— Evet. Büyü Gücü ışığı bu...
— İniş yapacağımız yerin etrafını büyü bariyeri ile çevreledik. Gökyüzüne karşı etkisi zayıf olsa da büyü gücünü görselleştirebilen biri değilse bariyeri fark etmesi imkansızdır. Satsuki-san, siz büyü gücünü görebiliyorsunuz demek.
— ...Evet. Görebiliyorum. Bu dünyadaki insanların normalde göremediğini duymuştum ama.
Satsuki, Rio’nun yüzüne dik dik bakarak ilgisini belli etti.
— Genel olarak bilinmez ama özel bir eğitimle görülebilir. Satsuki-san’ın durumunda ise Kutsal Silah'ın gücü etkili oluyor olabilir.
Rio meraklı bir tavırla bu tahminde bulundu.
— Bir Kahraman olarak bunu söylemem biraz garip kaçacak ama sen de epey sağduyu dışı bir varlıksın.
Satsuki acı acı gülümseyerek Rio’ya takıldı. Rio da buna karşılık yapmacık olmayan bir tebessüm kondurdu yüzüne. Tam o sırada Rio bariyerin yüzeyine temas etti. Hemen ardından—
— Satsuki-san!
— Satsuki Abla!
Satsuki’nin adını seslenen sesler yankılandı. Bunlar elbette Aki ve Masato’nun sesleriydi. Bariyerin içinde Taş Ev sakinleri eksiksiz toplanmış, Rio ve beraberindekilerin gelişini bekliyorlardı.
Ayrıca Orphia ışık küreleri yaratıp havada süzülmelerini sağladığı için, bariyerin dışından anlaşılmasa da içerisi aydınlık içindeydi.
— Aki-chan! Masato-kun!
Satsuki, Aki ve Masato’nun yüzlerini görünce yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi ve isimlerini haykırdı. Aishia da Miharu’yu kucağında taşıyarak bariyerden içeri girdi ve Rio, Aki’lerin önüne iniş yaptı.
— Şükürler olsun, ikiniz de iyi görünüyorsunuz!
Satsuki neşeyle dile getirdi duygularını.
— Sen de Satsuki Abla!
— İyi olmanıza çok sevindim!
Masato ve Aki, uzun zaman sonra Satsuki ile tekrar buluştukları için mutlu bir halde Rio’nun yanına koştular.
— Evet, sayenizde. Sizi görmeyi o kadar istedim ki beni buraya getirmelerini rica ettim.
— Ben de sizi görmeyi çok istiyordum!
Satsuki ve Aki birbirlerine neşeyle karşılık veriyorlardı.
Öte yandan biraz ileride Celia, Sara, Orphia, Alma ve Latifa durmuş, ilk kez gördükleri Satsuki’yi merakla süzüyorlardı.
Satsuki de Celia’ların varlığını fark edince—
'Vay canına, Aishia-chan imkansız denecek kadar tatlıydı ama buradakilerin hepsi mi fazla güzel? Kızlarla beraber yaşadığını söylemişti ama onlar demek bunlarmış... Yoksa Haruto-kun sadece dış görünüşe mi bakıyor?'
Hepsine merak dolu bakışlar fırlattı. Ardından Rio’nun yüzüne şüpheci bir ifadeyle baktı.
— Şey, bir sorun mu var?
Rio biraz zor durumda kalmış gibi başını yana eğdi.
— ...Yok, bir şey değil. Hem, beni daha ne kadar bu şekilde kucağında taşımayı düşünüyorsun?
Satsuki ürkekçe başını iki yana salladıktan sonra, hâlâ prenses kucağında taşındığını fark edince yüzü kıpkırmızı oldu.
— Aslında sizi indirmeyi çok istiyorum ama önce ellerinizi benden çekseniz diyorum.
Rio eğlenir bir tavırla gülümsedi.
— Ö-Özür dilerim!
Satsuki, kendisinin Rio’ya sıkıca sokulmuş olduğu gerçeğini fark edince telaşla ellerini Rio’nun kıyafetinden çekti.
— O halde, indiriyorum.
Rio, Satsuki’yi nazikçe yere bıraktı. Aki ve Masato bu duruma kıs kıs gülerek Satsuki’ye bakıyorlardı.
— Ne... Ne gülüyorsunuz bakayım siz öyle?
Satsuki utancından kızaran yanaklarıyla onlara çıkıştı. Diğer taraftan—
— Möö, yine güçlü bir rakip çıkacakmış gibi bir his var içimde.
Latifa böyle mırıldanarak yanaklarını tatlı tatlı şişirdi.
— Eh, o kadarı normal artık, Rio sonuçta.
Celia dudaklarını hafifçe büzdü, sonra kıkırdayarak gülümsedi.
Daha sonra Satsuki, Rio aracılığıyla Celia ve diğerleriyle tanıştırıldı. Celia, Sara, Orphia ve Alma sırayla selam verdikten sonra sıra Latifa’ya geldi.
Bu arada, Taş Ev’de konuşabilecekleri süre kısıtlı olduğundan, Celia sahte ismi olan Cecilia’yı kullandı; Sara ve diğerleri de büyü araçlarıyla ırklarını gizleyerek kendilerini tanıttılar. Gereksiz açıklamalara zaman harcamadılar.
— Ben Latifa, abimin üvey kız kardeşiyim.
Latifa kendini kısaca tanıttı.
— Haruto-kun, senin bir kız kardeşin mi vardı?
Satsuki şaşkınlıkla gözlerini açtı.
— Evet. Gurur duyduğum bir kardeştir. Aslında herkesi daha detaylı tanıştırmak isterdim ama bu gece vaktimiz kısıtlı, o yüzden içeri geçelim mi? Dünya’dan gelen dört kişi olarak rahatça dertleşin.
Rio böyle diyerek Satsuki’yi eve davet etti.
— Evet. Ama, ev mi?
Satsuki neşeyle onayladı ama sonra merakla başını yana eğdi. Bariyerin içinde veya dışında, etrafta sayısız kayadan başka ev benzeri hiçbir yapı yoktu.
— Anlaması zor ama bu kaya aslında bir ev. Giriş şurada.
Rio hemen yanlarındaki devasa kayayı işaret ederek ona gösterdi.
— Gerçekten de... Çok büyük bir kaya olduğunu düşünmüştüm ama...
Satsuki girişi fark edince gözleri fal taşı gibi açıldı. Dikkatli bakınca pencereye benzeyen yerler, banklar ve merdivenler görülüyordu; burası belli ki yaşanılan bir yerdi.
— Buyurun buradan.
Rio, Satsuki’ye rehberlik ederek girişe yöneldi. O sırada Latifa öne fırlayıp ahşap kapıyı açtı.
— Buyurun, hoş geldiniz!
Latifa neşeyle Satsuki’yi karşıladı.
— Teşekkürler Latifa.
— Teşekkür ederim Latifa-chan.
Rio teşekkür ederek içeri girdi, Satsuki de gülümseyerek ona eşlik etti. Diğerleri de arkalarından takip etti.
— Ayakkabılarınızı çıkarabilir misiniz? Şurası ayakkabılık.
Rio içeri girince giriş bölümünde ayakkabıların çıkarılmasını istedi. Hemen karşılarında geniş bir oturma odası uzanıyordu.
İç dekorasyon Japon mimarisinden farklı olsa da, ev sahibi Rio eski bir Japon olduğu için evin içinde ayakkabısız dolaşma kuralını oturtmuştu. Bu sayede evin her yerinde rahatça yayılmak mümkündü.
— Gerçekten de evmiş. Hatta saraydaki odadan daha konforlu görünüyor... Hemen yere uzanıp yuvarlanasım geldi.
Satsuki giriş katında öylece kalakalmış, hayranlıkla odayı süzüyordu.
— Değil mi? Japonya’da yaşadığımız zamanlardan bile daha rahat burası. Elektronik aletler yok gerçi ama.
Satsuki’nin arkasında duran Masato, içtenlikle duygularını paylaştı.
— Hı, demek öyle.
Satsuki’nin yüzünde hafifçe gergin bir gülümseme oluştu.
— Aki-chan, Satsuki-san’ı benim odama çıkarır mısın? Ben hemen çay hazırlayayım.
Miharu, Aki’ye seslendikten sonra mutfağa yöneldi.
— Çayı ben demlerim, Miharu-chan sen Satsuki-san’larla konuşmaya git. Sabaha dönmeniz gerekecek zaten.
Orphia böyle diyerek Miharu’yu da kendi odasına gitmesi için teşvik etti.
"……Evet, teşekkürler Orphia-chan. O halde Satsuki-san, lütfen bu taraftan."
Miharu, Orphia’ya teşekkür ettikten sonra Satsuki’ye rehberlik etmeye başladı. Böylece Miharu; Satsuki, Aki ve Masato ile birlikte kendi odasına yöneldi. Oturma odasında Rio ve diğerleri kalırken, Orphia çay hazırlamak için mutfağa geçti. Diğer yandan――,
"Sensei, sizinle biraz konuşmak istiyordum, odama geçebilir miyiz?"
Rio, Celia’yı davet etti.
"……Evet, elbette. Benim de konuşmak istediğim şeyler vardı zaten."
Celia hafifçe duraksasa da hemen onaylayarak başını salladı.
Yer Rio’nun odasına taşınmıştı.
"Ee, konuşmak istediğin şey nedir?"
Celia, Rio’nun teklifiyle odadaki sandalyeye yerleşti ve geliş amacını sordu.
"Gece davetiyle ilgili olarak, Bertram Krallığı'nın hamlelerine dair bazı bilgiler elime ulaştı. Bunları sizinle paylaşmam iyi olur diye düşündüm."
"Öyle mi?"
Celia şaşkınlıkla gözlerini fal taşı gibi açtı.
"Evet. Huguenot Dükü tarafına bağlı olan Kahraman'ın davete katılacağını zaten söylemiştim ama görünüşe göre Bertram Krallığı ana vatanından da bir Kahraman katılacakmış. Yani Bertram Krallığı ana vatanı ile Huguenot Dükü tarafı davette karşı karşıya gelecek gibi görünüyor."
"……Şu anki Bertram Krallığı ana vatanının Galarc Krallığı ile arasına mesafe koymuş olması gerekiyordu, bu pek hayra alamet değil. Perde arkasında büyük bir diplomatik hareketlilik mi var acaba?"
"Veya krallığın kendi içinde bir şeyler yaşanmış olabilir. Öyle olmasa bile davete Galarc Krallığı, Centostella Krallığı ve Huguenot Dükü tarafının her birinden Kahramanlar katılacağı için, düşman durumunu kolaçan etme ihtimalleri de var."
Rio, akla yatkın ihtimalleri sıralamaya devam etti.
"Ben ayrıldıktan sonra bir şeyler olmuş olabilir. ……Hayır, belki de ben düğünden kaçtığım için bir şeyler oldu. Arbor Dükü ailesinin onuru yerle bir olmuştur, bu da memnuniyetsiz soyluları zapt etmeyi zorlaştırmıştır, değil mi?"
Celia, kendi yüzünden pek çok kişinin zor durumda kalmış olabileceğini düşünerek üzüntüyle yüzünü astı.
"Bir şeyler olmuş olsa bile bu sizin suçunuz değil Sensei. Sizin düğününüzün yarıda kalması iç karışıklığa neden olmuş olsa bile durum değişmez."
Rio bunu kesin bir dille ifade etti.
"Rio……"
Celia göğsünde tarif edilemez bir sızı hissetti ve dudaklarını sıkıca ısırdı.
"Sensei, yapmak istediğiniz ne varsa lütfen söyleyin. Elimden gelen bir şey olursa ne olursa olsun isteyin. Ben gerçekleştiririm. Sizi o yerden tam da bunun için çekip çıkardım. Bu yüzden o törendeki kararınızı lütfen unutmayın. Bana güvenin."
Rio, gözlerini doğrudan Celia’ya dikerek duygularını dile getirdi. Bir an önceki sızı yok olmuş, Celia’nın kalbi güm güm atmaya başlamıştı.
"E-evet. Teşekkür ederim. Haklısın, hatırladım. O anki hislerimi……"
Celia yanakları hafifçe kızararak mahcup bir şekilde gülümsedi ve――,
'Rio’ya yük olmak istemiyorum. Ama olabilirim, değil mi? Ona güvenebilirim, değil mi?'
Doğrudan Rio’nun gözlerinin içine baktı.
"Rio, bak ne diyeceğim. Babamı görmek için eve gitmeyi deneyeceğim. Bu yüzden……"
Celia cesaretini toplayıp içini dökünce――
"Elbette, size eşlik ederim. Gece daveti bitip Miharu-sanların meselesi çözüldükten sonra olacaktır ama……"
Rio duraksamadan teklifini sundu.
"İlahi, ne kadar da acelecisin. ……Ama yine de mutlu oldum. Teşekkürler. Benim için de uygun, o zaman sana güveniyorum Rio."
Celia utangaç bir gülümsemeyle Rio’ya hafifçe selam verdi.
Bu sırada, Kaya Ev’de Miharu’nun kullandığı odada;
Satsuki; Miharu, Aki ve Masato ile keyifli bir vakit geçiriyordu. Miharu ve Satsuki yatağın kenarına oturmuş, Aki ve Masato ise odadaki sandalyelere yerleşmişti.
"Miharu ablam başka bir arabaya bindirildiğinde dürüst olmak gerekirse her şey bitti sanmıştım. Aki ablam falan bayağı ağlıyordu."
Masato, bu dünyaya ilk düştükleri andaki olaylardan bahsediyordu.
"Ne! Ö-öyle bir şey olmadı bir kere!"
Aki utanç içinde, telaşla bağırdı.
"Yalan söyleme. Kendinden geçmiş gibi ağlayarak ortalığı birbirine katıyordun ya."
"Olmadı diyorum! Hem sen de o zaman korkudan tir tir titriyordun, elinden hiçbir şey gelmemişti."
"Ah, yani, o zaman silahsızdım sonuçta."
Masato ve Aki, her zamanki gibi tatlı sert atışmaya başladılar. Bu durumun küçük bir kardeş kavgasına dönüşmesi neredeyse kaçınılmaz bir gelenekti ama――,
"Hi hi…… Aha ha!"
Satsuki dayanamayıp kıkırdamaya, ardından kahkaha atmaya başladı. Bunu gören Aki ve Masato şaşkınlık içinde tartışmayı kestiler.
"Şey, Satsuki-san?"
Yanında oturan Miharu, başını yana eğerek Satsuki’ye baktı.
"Ah, çok komiksiniz. Birden güldüğüm için affedersiniz."
Satsuki bir süre güldükten sonra özür diledi.
"Yok, sorun değil de. Komik olan neydi ki?"
Masato merakla sordu.
"Japonya'dayken de sizin böyle atışmalarınıza rastlardım. Uzun zaman sonra tekrar görünce mutlu oldum, bir an komik geldi işte. Gerçekten içimi ferahlattınız. Aki-chan, Masato-kun. İkiniz de sağ salim olduğunuz için teşekkürler."
Satsuki neden güldüğünü açıklayıp ikisine de teşekkür etti.
"Ah, anlıyorum."
Masato mahcup bir şekilde acı acı gülümsedi.
"Aha ha, normalde konu çok uzadığında abim ya da Miharu ablam bizi durdururdu ama."
Aki, abisi Takahisa’yı hatırlamış olacak ki yüzünde hafif hüzünlü bir ifade belirdi.
"……Takahisa-kun’un nerede olduğunu ben de henüz bilmiyorum."
Satsuki, Aki’nin yüzündeki değişimi fark edince yüzü bulutlanarak konuştu. Bir ihtimal Takahisa’nın Centostella Krallığı’nın Kahramanı olduğunu tahmin ediyordu ama bu henüz kesinleşmemişti.
"Evet……"
Aki dudaklarını ısırarak başını salladı. Satsuki’nin geleceği kesinleştiğinde, önceden haber vermeye gelen Aishia’dan gizlice bazı şeyler duymuştu ama bunu tekrar işitmek kalbine ağırlık çökertmişti.
"Takahisa-kun hakkında kesin bir bilgi alır almaz size haber vereceğim. ……Yalnız, bir şey sormak istiyorum. Farz edelim ki Takahisa-kun bulundu, o zaman ne yapmayı planlıyorsunuz?"
Satsuki, Aki ve Masato’nun yüzlerine dik dik bakarak bu soruyu sordu. Miharu, Satsuki’nin sorusunu duyunca biraz şaşkınlıkla gözlerini açtı.
"Elbette abimi görmek isterim!"
Aki kararlı bir şekilde cevap verdi.
"Masato-kun, senin için de geçerli mi?"
"Yani, sonuçta ikimiz de hayattaysak görüşmek isterim tabii."
Satsuki onay isteyince Masato biraz çekinerek cevap verdi.
"Peki ya bir Kahraman olarak başka bir ülkeye bağlı olsa bile bu hisleriniz aynı kalır mı?"
Satsuki teyit etmek için devam etti.
"……Evet."
"Öyle, konuşacak çok şeyimiz var sonuçta."
Aki ve Masato onaylayarak başlarını salladılar.
"Pekala, o zaman şunu sorayım; Takahisa-kun ile buluştuktan sonra ne yapacaksınız? Şu an Haruto-kun size bakıyor ama Takahisa-kun’un bulunduğu ülkenin himayesine mi gireceksiniz? Tabii eğer Galarc Krallığı’ndaki muamele kötü görünmüyorsa bu ülkede kalabilirsiniz ya da Haruto-kun’dan rica edip bu şekilde devam etmek de bir seçenek ama..."
Satsuki sonunda soruyu meselenin özüne getirmişti.
"Aslında buraya gelirken bu konuyu kendi aramızda epey tartıştık ama..."
Aki, kelimelerini seçmekte zorlanıyormuş gibi kararsız bir tavırla konuştu.
"Henüz bir karara varamadınız mı?"
"……Evet."
"Muhtemelen farkındasındır, değil mi? Herkesin varacağı sonucun aynı olacağının garantisi yok."
Satsuki’nin bu tahmini üzerine Aki, tam üstüne basılmışçasına yüzünü gergin bir ifadeyle buruşturdu.
"Yani, az çok tahmin edebiliyoruz. Belki de bu yüzden bu konuları pek derinlemesine açmamaya çalışıyoruzdur."
Masato böyle diyerek suçlu bir tavırla başını kaşıdı.
Şimdiye kadar onlara Rio bakmıştı ama her birinin yapacağı seçime göre, gelecekte birbirlerinden ayrı yaşama ihtimalleri bile vardı.
"Bunun farkındaysanız sorun yok. Daha doğrusu, biraz fazla burnumu soktum sanırım. Zamanı gelince bir cevap çıkacaktır elbet. Mümkün olursa o zaman beşimiz tekrar konuşalım."
Satsuki hafifçe gülümsedi ve Miharu’ya bakarak biraz abartılı bir şekilde omuz silkti.
"……Peki."
Miharu, Satsuki ile göz göze gelince mahcup bir şekilde başını salladı. Diğer yanda ise Aki, endişeli gözlerle Miharu’yu süzüyordu. Derken—
"Uff, ciddi konulardan bahsedince biraz yoruldum sanki. Hazır kısıtlı bir zamanda hepinizle tekrar buluşmuşken, şimdi daha eğlenceli şeylerden konuşalım. Sahi, bana bu evden bahsetsenize biraz. Bayağı geniş görünüyor, şöyle bir gezmek isterim."
Satsuki neşeli bir gülümsemeyle konuyu değiştirdi.
"Şey, aslında bu odaya benzer bir sürü oda var işte ama Haruto abinin odasındaki devasa yatak görülmeye değer olabilir. Japonya’da bile o kadar büyük bir yatak görmemiştim."
Masato evin görülmesi gereken yerini böyle ballandırarak anlattı.
"Hadi canım, o kadar büyük bir yatakta tek başına mı yatıyor?"
Satsuki şaşkınlıkla gözlerini açarak ilgi gösterdi.
"Tek başına sayılmaz aslında... Latifa-chan beraber yatıyor, bazen Aisia-san da orada oluyor, hatta bazen bu yüzden gürültü koptuğu bile..."
Aki o anları hatırlamış olacak ki, yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
"Ne?! Kız kardeşiyle, hatta Aisia-chan ile beraber mi yatıyor?!"
Satsuki şaşkınlığını gizleyemedi.
"İkisi de Haruto-san uyurken yatağa süzülüyorlarmış. Cecilia-san veya Sara-san onları yakalayıp sık sık uyarıyor."
Aki, acı acı gülümseyerek durumu açıkladı.
"Hım, demek öyle... O zaman o yatağa daha sonra bir bakayım. Başka ilginç bir yer varsa söylesenize?"
Satsuki, eğlenceli bir dedikodu yakalamış olmanın keyfiyle sırıttı.
"Şey, bir de banyosu var herhalde."
Masato başını yana eğerek cevap verdi.
"Banyo harika olur! Şöyle elini kolunu uzatıp yavaşça sıcacık suyun içine gömülmeyi çok isterdim. Şatodaki banyo da çok görkemli ama sabunları falan biraz tuhaf. Japonya’daki gibi küvetleri de yok..."
Satsuki’nin ifadesi aniden aydınlandı ve Japon usulü banyoları ne kadar özlediğini anlatmaya başladı.
"O zaman Haruto-san’dan rica edelim de bu evin banyosuna girin. Taş banyosu ve ahşap küveti var."
Aki, Satsuki’nin sözlerini duyunca onu banyoya davet etti.
"Vay, çok iyiymiş. Harika bir kombinasyon değil mi bu?"
Satsuki hevesle karşılık vererek doğal bir şekilde gülümsedi.
"Sabunları da çok kaliteli, kesinlikle beğeneceğinizi düşünüyorum."
Miharu da Satsuki’ye ısrarla tavsiye etti.
"Sabırsızlanıyorum! ……Bir dakika, durun bakayım! Bir an boş bulunup sanki doğal bir şeymiş gibi dinledim ama... Bu evde Japon usulü banyo mu var?"
Satsuki sevinçten ağzı kulaklarına varacakken, anlatılanlardaki garipliği fark edip bir anda nefesi kesilerek Miharu ve diğerlerine dönüp teyit etmek istedi.
"Evet, Japon usulü mü denir bilmem ama Kaplıca gibi bir banyosu var."
Miharu keyifle gülümseyerek Satsuki’nin sorusunu cevapladı.
Bunun üzerine Satsuki’nin gözlerinde bir parıltı çaktı.
"Kaplıca mı dedin?"
Satsuki Yutkunur.
Öte yandan Rio, konuşmasını bitirip Celia ile birlikte oturma odasına dönmüştü. Odada Aisia, Latifa, Sara, Orphia ve Alma’dan oluşan beş kişilik grup toplanmıştı.
"Hoş geldin abiciğim! Konuşmanız bitti mi? Hadi, otur, otur!"
Latifa, kendisi ve Aisia’nın yan yana oturduğu üç kişilik koltukta hemen Rio’yu yanına çağırdı. Aisia ile tam bir uyum içinde sağa ve sola açılarak, ortada Rio’nun oturabileceği bir boşluk yarattılar.
"Ah, teşekkürler."
Rio, son derece doğal bir şekilde Latifa ve Aisia’nın arasına yerleşti. Celia ise boş olan tekli koltuğa gönülsüzce oturdu. Derken—
"Abiciğim enerjisi depolama işlemi başlıyor!"
Latifa vakit kaybetmeden Rio’nun sağ koluna sıkıca yapıştı.
"Muu."
Diğer kızlar arasında sitem dolu, ya da daha doğrusu bir şeyler söylemek istercesine bakanlar olsa da, abiye nazlanmak bir kız kardeşin ayrıcalığıydı.
"Ehe-he."
Latifa halinden memnun bir gülümsemeyle Rio’ya iyice sokuldu.
Diğer yanda Rio’nun soluna oturan Aisia, onunla tam temas kurmasa da Celia’nın uyaracağı sınırın hemen kıyısında ona yakın duruyordu. Böyle anlarda hiçbir utanma belirtisi göstermeden Rio ile aradaki mesafeyi kapatabilen bu ikili gerçekten çok güçlüydü.
"Şey, sanki hepiniz biraz sessizsiniz?"
Rio; Celia, Sara, Orphia ve Alma’nın bakışlarının üzerinde olduğunu fark edince, kızların tepkisini ölçmek istercesine sordu.
"Öyle mi? Biz daha yeni geldiğimiz için olmasın? Siz ne konuşuyordunuz?"
Celia hafifçe iç çekerek Sara ve diğerlerine sordu.
"Miharu’nun arkadaşı Satsuki-san hakkındaydı. Nasıl biri olduğunu merak ediyorduk."
Sara acı acı gülümseyerek cevap verdi. Tam o sırada, sanki lafın üstüne gelmişçesine Miharu’nun kullandığı odanın kapısı açıldı ve Satsuki, Miharu’larla beraber ortaya çıktı.
"……Şey, Haruto-kun, senden bir ricam var."
Satsuki, Aisia ve Latifa arasına sıkışmış Rio’yu görünce bir an gözlerini açtı ama hemen ardından gülümseyerek ona seslendi. Yanındaki Miharu ve diğerleri ise bu manzaraya bıyık altından gülüyorlardı.
"Evet, buyurun?"
Rio, Satsuki’den tuhaf bir baskı hissedince tetikte bir tavırla sordu.
"Şey, bu evin banyosunu kullanmama izin verir misin? Olmaz mı?"
Satsuki gayet ciddi bir ifadeyle ellerini birleştirip Rio’dan rica etti.
"E-evet. Tabii, dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz."
Rio beklemediği bu istek karşısında rahatlayarak başıyla onayladı.
"Gerçekten mi? Teşekkürler!"
Satsuki sevinçle gülerek Rio’ya teşekkür etti.
"Alt tarafı bir banyo, dilediğin gibi kullanabilirsin."
Rio’nun da dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.
"Ne diyorsun sen? Elin evinde banyoya gireceksek, mülk sahibinden düzgünce izin almak nezaketin gereğidir."
Satsuki, sanki bu dünyadaki en doğal şeyi söylüyormuş gibi konuştu.
"Bu evin banyosundan bahsettiğim an, 'Haruto-san'dan kendim izin isteyeceğim' diyerek yerinden fırladı, biliyor musun Satsuki-san?"
Miharu kıkırdayarak araya girdi.
"Ne yapayım, benim için o kadar hayati bir bilgiydi ki!"
Satsuki, utancından kızaran yanaklarını gizleyemedi.
"O zaman banyonun nasıl kullanılacağını Miharu-san'dan öğrenebilirsiniz."
Rio bunu söyledikten sonra bakışlarını Miharu'ya çevirdi.
"Olur. Şey, isterseniz sizler de bize katılmaz mısınız? Sizinle sohbet etmeyi çok isterim."
Satsuki neşeyle başını sallayarak Rio'nun yanındaki kızlara seslendi.
"Biz de mi?"
Sara şaşkınlıkla mırıldanıp Celia ve diğerleriyle göz göze geldi.
"İsterseniz gidin. Ben Masato ile bekliyor olacağım."
Rio, Celia ve diğerlerinin de banyoya girmesi için onları nazikçe teşvik etti.
"Ahaha, böyle olacağını biliyordum ama yine de..."
Masato, biraz hayal kırıklığına uğramış gibi acı acı gülümsedi.
"Ne o, yoksa sen de mi onlarla girmeyi planlıyordun?"
Aki, Masato'ya buz gibi bir bakış atıp derin bir iç çekti.
"H-hayır, ne alakası var! Hadi, çabuk gidin de yıkanın işte!"
Masato'nun yüzü kıpkırmızı kesildi ve panikle kendini savunmaya çalıştı.
◇ ◇ ◇
Bir süre sonra, kaya evin banyosunda.
"Çok geniş..."
Satsuki kapıyı açıp içeri adımını attığında olduğu yerde kalakaldı. Zaten soyunma odasının genişliği yeterince şaşırtıcıydı; girişteki asılı kumaş perdeleri gördüğünde neredeyse "Burası kaplıca oteli mi!" diye bağıracaktı ama artık bunların bir önemi yoktu.
Burası resmen bir kaplıca oteliydi. Açığa çıkmış kaya yüzeyleri, büyü araçlarından gürül gürül akan sıcak su ve odayı dolduran yoğun buharı gördükçe içindeki heyecanı bastıramıyordu.
"Sıcak suyun büyüyle yapıldığını söylediler ama tıpkı bir kaplıca gibi, değil mi?"
Miharu vücudunu bir havluyla kapatmış, Satsuki'ye bakıp neşeyle gülümsüyordu.
"Evet, muhteşem..."
Satsuki boş bakışlarla cevap verdi.
"Hadi gel o zaman. Suyun nasıl açılacağını, sabun çeşitlerini falan anlatayım."
"Lütfen!"
Satsuki, Miharu'nun rehberliğinde yıkanma alanına doğru ilerledi. Bu kadar kişi aynı anda kullanınca alan biraz daralsa da, aralarındaki samimiyet ve karşılıklı anlayış sayesinde bu bir sorun teşkil etmiyordu.
Miharu ile Satsuki, Celia ile Latifa, Sara ile Alma ve Aisia ile Orphia eşleşerek birbirlerinin sırtını keselemeye karar verdiler.
"Ah, ne güzel bir koku. Keşke şatodaki banyoda da bu sabunlardan olsa. Orada su bile böyle sınırsız değil. Artık bu kayalıkların ortasına böyle bir evi nasıl yapmışlar diye sorgulamayı bırakıyorum, yoksa tadı kaçacak."
Satsuki, vücudunu saran sabun kokusunun etkisiyle kendinden geçti ve şatodaki imkanların yetersizliğinden yakınarak iç çekti. Bunun üzerine;
"Ahaha, aslında krallık şatosundaki banyolar Strahl bölgesindeki en üstün tesisler olmalı ama bu evin banyosunu bir kez görünce insan ister istemez kıyaslıyor."
Hemen yan tarafta Latifa'nın saçlarını yıkayan Celia, yüzünde hafif bir tebessümle konuştu.
"Banyodaki sabunların hepsini abiciğim yaptı."
Latifa da gururla söze katıldı. Bu arada Celia hâlâ saç rengini değiştirmiş haldeydi, Latifa ve diğerleri de takı şeklindeki illüzyon büyü araçlarını kullanarak kulaklarını ve kuyruklarını gizlemeye devam ediyorlardı.
"Şaşırdım doğrusu... Yemek yapabildiğini de duymuştum, Haruto-kun her konuda mı yetenekli?"
Satsuki gözlerini fal taşı gibi açarak sordu.
"Evet, çay demlemekte de çok iyidir. Miharu ve Orphia da çok güzel demler; bu evde her zaman lezzetli bir çay içebilirsin. Tabii yanında kurabiye ve tatlılarla birlikte."
Celia bunları anlatırken keyfi yerine gelmişti.
"Tatlı işi genelde Miharu ablamla Orphia ablamda. Geçen gün yaptıkları çörekler ve reçeller efsaneydi."
Latifa, o an yediği lezzetleri hatırlamış olacak ki yanakları gevşedi.
"Anlattıkça şatodan ziyade bu evde yaşayasım geliyor..."
Satsuki acı acı gülümseyerek küçük bir iç çekti.
"Satsuki-san, peki sizin şatodaki hayatınız nasıl geçiyor?"
Satsuki'nin sırtını keseleyen Miharu merakla sordu.
"Eh, oldukça sıkıcı. Sabah kalk, yemeğini ye, bu dünya hakkında ders çalış, öğle yemeğini ye, yediklerini eritmek için antrenman yap, tekrar ders çalış, tekrar antrenman... Bir bakmışsın akşam olmuş, gün bitmiş."
Satsuki, bu dünyadaki bir gününü özetlerken yüzünde buruk bir gülümseme vardı.
"Bir Kahraman olduğunuz için krallar ve soylularla daha çok vakit geçiriyorsunuzdur sanmıştım."
Miharu biraz şaşırmış görünüyordu.
"Aslında o benim isteğimdi. Gece partisinde halka tanıtılana kadar varlığımın gizli tutulmasını rica ettim. Bu yüzden şimdiye kadar sıradan soylularla hiç görüşmedim. Ama onların yerine kraliyet ailesiyle sık sık bir araya geliyoruz. Prens Guile ve Charlotte-chan'ı görmüştünüz zaten. Başka kraliyet üyeleri de var ama en çok o ikisiyle karşılaşıyorum."
"Prenses Charlotte çok cana yakın, hatta biraz kaygısız biri gibiydi. Satsuki-san, onunla aranız iyi mi?"
"Evet. Şimdilik bu dünyada edindiğim nadir hemcins arkadaşlarımdan biri diyebilirim. Cana yakın görünüyor ama aslında asla gardını düşürmemen gereken tarafları da var."
"Yine de zor olmalı, değil mi? Kral ve yanındakiler çok nazik görünüyordu ama..."
Miharu çekinerek sordu.
"Yani, öyle sayılır. Görünürde korkutucu derecede nazikler ama bu sadece benim bir kullanım değerim olduğu için. Ben de barınma ve yemek ihtiyacım olduğu için onlardan faydalanıyorum; yani karşılıklı bir durum. Fakat ne yapsalar altında bir bit yeniği mi var diye düşünmekten yoruluyorum, asıl sorun bu."
Satsuki, zihinsel yorgunluğunu belli eden bir gülümseme takındı.
'Bu yüzden, dürüst olmak gerekirse Aki-chan ve Masato-kun'un, hatta mümkünse Miharu-chan'ın bile öyle bir ortamda yaşamasını hiç istemiyorum. Ama sanırım başka çaremiz yok...'
Böyle düşünerek sessizce içini çekti. O sırada;
"Bu evin en büyüğü olarak sana bir tavsiye vereceksem; kalpten güvenebileceğin ve her şeyi anlatabileceğin en az bir arkadaş edinmen iyi olabilir."
Celia, soylu toplumunda büyümenin verdiği tecrübeyle Satsuki'ye bir tavsiyede bulundu. Ancak;
"Efendim?"
Satsuki'nin yüzünde anlam veremediği bir ifade belirdi.
"...A-ah? Yanlış bir şey mi söyledim?"
Celia, ağzından yanlış bir laf çıkıp çıkmadığını kontrol etmek için söylediklerini zihninde tarttı.
"H-hayır, ondan değil de... Şey, kabalık etmek istemem ama Cecilia-san, siz kaç yaşındasınız? En büyük derken..."
Satsuki şüphelenmesinin sebebini açıklarken bir yandan da Celia'nın yaşını teyit etmek istedi. İlk tanışmalarında sadece isimlerini söyledikleri için yaşını henüz öğrenmemişti.
"Şey, y-yirmi bir..."
Celia utanarak yaşını söyledi.
"...Neeeeee?!"
Satsuki gayriihtiyari bir çığlık atarak büyük bir şaşkınlık yaşadı. O sırada başka bir köşede sohbet eden Aki ve Sara'nın grubu, ne olduğunu anlamaya çalışarak bakışlarını Satsuki'ye çevirdi.
"Yalan, vallahi yalan, hiç göstermiyorsunuz! Kesinlikle imkansız! Ben sizi Aki-chan ile Miharu-chan arasında bir yaşta sanmıştım! Ah, af—affedersiniz, birden bağırınca öyle!"
Satsuki neden bu kadar şaşırdığını açıklarken bir yandan da Aki ve diğerlerinden özür diledi.
"Ahaha, teşekkürler. Bir Kahraman-sama'dan bunları duymak bana öz güven verdi doğrusu."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.