Sırlar ve Gizli Duygular

Satsuki, istemeyerek de olsa içini çekti.

"Öyle. Artık her birimizin kendine göre bir konumu var. Yine de birbirimize sormak istediğimiz şeyler olduğunu düşünüyorum, bu yüzden orta bir noktada buluşmamız gerekiyor."

Rui, imalı bir tonla bu fikre katıldı.

"Aramızda kalsın, mesela ne gibi şeyler duymak isterdin?"

Satsuki hafifçe gülümseyip bilmemezlikten geldi.

"Ahaha, çok sertsiniz. Yani, doğrudan konuya girecek olursak, biz Kahramanları bu dünyaya çağıran o kutsal taşın varlığı ve içinde barındırdığı büyü gücü hakkında diyebilirim."

"Maalesef, Dünya'ya geri dönmenin bir yolunu ben de bilmiyorum."

Rui dolaylı yoldan Dünya'ya dönmenin bir çaresini aramaya çalışırken, Satsuki onun duymak istediği bilgiyi açıkça verdi.

"Demek öyle, tahmin etmiştim. Ya da İlahi Teçhizat'ta buna eş değer bir büyü gücü gizlenmiştir diye düşünmüştüm... Satsuki-san, İlahi Teçhizat'ın kullanımıyla ilgili bir rüya gördünüz mü?"

Rui, entelektüel bir ses tonuyla Satsuki'ye sordu.

"Evet, kim olduğu belirsiz bir sesin tek taraflı olarak konuştuğu rüyadan bahsediyorsun, değil mi?"

"Evet. Demek ki İlahi Teçhizat sahiplerinin hepsi bu rüyayı görüyor. Benim durumumda, teçhizatın nasıl kullanılacağı dışında hiçbir şey söylenmedi ama sizin rüyanız nasıldı merak ettim."

"Bende de durum aynı. Karşılıklı konuşma imkanı bile yoktu, gözümü açtığımda çoktan uyanmıştım. Takahisa-kun, ya sen?"

Satsuki, elinden bir şey gelmediğini belirtmek için abartılı bir şekilde başını iki yana salladı ve yanlarında konuşmayı dinleyen Takahisa'ya döndü.

"Hayır, ben de siz ikinizle aynı durumdayım," dedi Takahisa.

"Kendimi tanıtmakta geciktim. Benim adım Rui Shigekura. Gördüğünüz gibi melezim, on altı yaşıma kadar Amerika'da yaşadım ama Japon vatandaşıyım. On yedi yaşında bir lise öğrencisiydim."

Rui, cana yakın bir gülümsemeyle Takahisa, hemen yanındaki Miharu ve Liliana'ya dönerek kendini tanıttı.

"O zaman benden bir yaş büyüksünüz. Ben Takahisa Sendo. Ben de lise öğrencisiydim. Gerçi henüz yeni başlamıştım ama..."

Takahisa acı acı gülümseyerek kendini tanıttı. Rui elini uzatıp tokalaşmak isteyince, Takahisa da onun elini sıktı.

"Anlıyorum. Memnun oldum. Bu arada, yanındaki şu hanımefendi de Japon, değil mi?"

Rui, Takahisa'nın hemen yanındaki Miharu'ya bakarak sordu.

"Evet. Ben Miharu Ayase. Takahisa-kun ile aynı yaştayım, Satsuki-san'ın da kouhai'siyim. Tanıştığımıza memnun oldum."

Miharu biraz gergin görünüyordu, duruşunu dikleştirip hafifçe kasıntı bir sesle kendini tanıttı.

"Memnun oldum. Elbiseniz size çok yakışmış. Japon kadınlarına elbiseden ziyade geleneksel kıyafetlerin daha çok yakıştığını düşünürdüm ama bu fikrimi değiştirmem gerekecek."

Rui, gözlerinin içine bakarak Miharu'yu övdü ve tıpkı Takahisa'ya yaptığı gibi elini uzattı.

"Şey, teşekkür ederim."

Miharu çekingen bir tavırla teşekkür etti. Tokalaşıp tokalaşmamak konusunda bir an tereddüt ettiği sırada Takahisa, Miharu ile Rui'nin arasına girdi.

"Kusura bakmayın. Miharu erkeklerle yakın olmaya pek alışkın değildir," dedi Takahisa, Rui'ye soğuk bir tavırla.

"Ah, öyle mi? Kusura bakmayın lütfen. Amerika'da tokalaşmak bir nevi selamlaşma yerine geçtiği için alışkanlık olmuş."

Rui gözlerini hafifçe açtı, ardından nazikçe gülümseyerek Miharu'dan özür diledi.

"Yok, sorun değil. Ben kusura bakmayın."

Miharu cana yakın bir şekilde başını salladı, ardından kısık bir sesle "Takahisa-kun, ayıp oluyor ama," diyerek bu kez kendisi Rui'ye elini uzattı.

"Teşekkürler. Aslında Haruto-kun ve şu iki hanımefendiyle de tokalaşmak isterdim ama Takahisa-kun veya Haruto-kun'un sevgilileri falan olabilirler. En iyisi vazgeçeyim."

Rui, Miharu ile tokalaşırken memnuniyetle gülümsedi. Ardından Liliana ve Charlotte'a bakarak şakacı bir tavırla güldü.

"Yok, ben sadece bu geceye mahsus bir eşlikçiyim. Her şey Prenses Charlotte Hazretleri'nin arzusuna bağlı. Tanıştığımıza memnun oldum, Kahraman-sama."

Rio hafifçe güldü ve kendisi Rui'ye elini uzattı. Rui, "Ben de memnun oldum, Büyük Kahraman," diyerek içinde hiçbir iğneleme barındırmayan samimi bir tonla Rio'nun elini sıktı. Bunun üzerine—

"Aman tanrım, hiç mi kıskanmıyorsunuz?"

Charlotte sevimli bir şekilde dudaklarını büktü. Rio ise sadece acı acı gülümsemekle yetindi.

"Toplum içinde kadın ve erkek arasındaki tokalaşma yalnızca yakın ilişkisi olan kişiler arasında yapılan örtülü bir kuraldır. Bu yüzden ilk kez karşılaştığınız kişilere karşı bundan kaçınmak daha iyi olabilir. Karşınızdaki kişi bir Kahraman olunca kimse sizi reddetmeyecektir ama içten içe bundan rahatsız olanlar çıkabilir. Her neyse, ben Liliana Centostella. Sizinle tanışmak bir onurdur, Shigekura-sama."

Liliana, tokalaşmamasının sebebini açıkça belirterek kendini tanıttı.

"Anlıyorum. Yeni bir şey öğrenmiş oldum."

Rui neşeyle başını salladı. Bunun üzerine—

"Miharu, Lily, biraz gelebilir misiniz?"

Takahisa, Miharu ve Lily'nin ellerinden tutarak onları biraz öteye götürmeye çalıştı.

"Ha? Şey, tamam."

Miharu, çaktırmadan elini Takahisa'nın avucundan kurtardı ve Liliana ile birlikte oradan uzaklaştı. Geride kalanlar Rio, Satsuki, Charlotte, Rui ve Christina'ydı.

"Fufu, anlaşılan Takahisa-sama da Hiroaki-sama gibi oldukça kıskanç beyefendiler."

Takahisa uzaklaşır uzaklaşmaz Charlotte böyle bir yorumda bulundu.

"Hey, kendine gel Charlotte-chan."

Satsuki, yarı alaycı bir gülüşle onu uyardı.

"Hahaha. Ama bir erkekte az çok sahiplenme duygusu olur. Ben de öyleyimdir."

Rui neşeyli bir şekilde güldü.

"Öyle mi? Peki ya Christina-sama hakkında ne düşünüyorsunuz?"

Charlotte meraklı bir tavırla, eğlenerek sordu.

"Prenses Christina harika bir kadın ama benim zaten sevdiğim başka biri var. Onu sahiplenmek gibi bir düşüncem yok."

Rui kesin bir dille başını iki yana salladı.

"Evet. Benim burada bulunma sebebim sadece kraliyet ailesinden olmam. Şuradaki Haruto-san gibi, ben de sadece bu geceye mahsus bir eşlikçiyim."

Christina hafifçe gülümseyerek konuştu. Bu gülüş her ne kadar kendiyle alay eder gibi görünse de Rui'nin duygularının kendisine yönelik olmamasından ötürü eziklik hissettiği anlamına gelmiyordu.

"Amma da soğuksunuz. O zaman geriye merak uyandıran şu üçlü kalıyor. Satsuki-sama, size sormak istiyorum, Takahisa-sama ile Miharu-sama arasında duygusal bir bağ var mı?"

Charlotte, Rui ve Christina arasındaki ilişkinin tamamen resmi olduğunu anlayınca hayal kırıklığıyla iç çekti. Ancak hemen kendini toparlayıp gözlerini Takahisa, Liliana ve Miharu'ya dikerek Satsuki'ye sordu.

"Yani, bilemiyorum ki. Ortaokuldayken aralarında bir şeyler olduğuna dair dedikodular çıkmıştı ama..."

Satsuki bunu söylerken göz ucuyla Rio'ya baktı.

"..."

Rio hiçbir şey söylemeden sadece Miharu ve diğerlerine bakıyordu. Tam o sırada salona açılan kapı açıldı ve Charlotte'un yanına haber getiren bir şövalye yaklaştı.

"Charlotte-sama, salon hazırlandı."

"Efendilerim, hazırlıklar tamamlanmış. Lütfen bu taraftan buyurun."

Charlotte; Takahisa, Hiroaki ve diğerlerine salona giriş vaktinin geldiğini haber verdi.

O esnada, sosyal binanın birinci katındaki büyük salonda, tüm küçük ülkelerin kraliyet mensupları yerlerini almış, farklı güçlerin himayesindeki dört Kahraman'ın salona giriş yapmasını sabırsızlıkla bekliyordu.

Böylesi kalabalık bir salonun köşesinde, Rubia Krallığı'nın Birinci Prensesi Sylvie, maiyetiyle birlikte komşu küçük ülkelerin soylularıyla selamlaşıp sohbet ediyordu. Tam o sırada—

"Galark Krallığı Kahramanı Satsuki Semyoki-sama, Restorasyon Kahramanı Hiroaki Sakata-sama, Centstella Krallığı Kahramanı Takahisa Sendou-sama, Beltrum Krallığı Kahramanı Rui Shigekura-sama, teşrif ediyorlar!"

Sunuculuk yapan soylunun sesi salonda yankılandı. Bunun üzerine içerideki tüm soylular bir anda uğuldamaya başladı. Hemen ardından, salonun üst katındaki kapılar açıldı.

İlk görünenler, Rio'nun eşlik ettiği Satsuki ve Charlotte oldu. Küçük ülkelerden davet edilen erkekler, aşina oldukları Charlotte'tan ziyade gözlerini Satsuki ve Rio'ya dikmişti.

Genç prensesler ise özellikle Rio'ya meraklı gözlerle bakıyordu. Dalgalanan parlak gri saçları, androjen ama erkeksi ve keskin hatları, Kahraman ile prensese son derece vakur bir tavırla eşlik edişiyle Rio, adeta bir tablodan fırlamış gibi duruyordu.

Bu sırada Hiroaki de kapıda belirdi. İki yanında Flora ve Roanna ona eşlik ediyordu ancak onlarınki Rio'nunki gibi şaşırtıcı bir birliktelik değildi. Bu yüzden salondaki soylular fısıldaşmak yerine büyük bir alkış tufanıyla Hiroaki ve yanındakilerin gelişini kutladı. Ve sonra—

"Ooo!"

Ardından Takahisa, Liliana ve Miharu göründü. Centstella Krallığı komşu ülkelerle tüm diplomatik ilişkilerini kestiği ve büyük bir güç olmasına rağmen kraliyet ailesinin yüzleri pek bilinmediği için onlara duyulan merak son derece fazlaydı. Hiroaki ve diğerlerine kıyasla yükselen tezahürat çok daha coşkuluydu. Salondaki herkes bu üçlünün görünüşünü hafızalarına kazımak için gözlerini kısmış, dikkatle bakıyordu.

En son sahneye çıkanlar ise Rui Shigekura ve Christina oldu.

"Ooo..."

Salondaki soylulardan yine sesler yükseldi ama bu seferki coşkulu bir tezahürattan ziyade, tıpkı Rio'nun girişindeki gibi şaşkınlık dolu fısıltılardı. Bunun sebebi elbette Beltrum Krallığı'nın şu an içinde bulunduğu iç karışıklıktı.

Şu an karşı karşıya gelen iki farklı grubun temsilcisi olarak burada bulunan Beltrum Krallığı'nın birinci ve ikinci prensesleri, yani Christina ve Flora. Bu ikisinin burada nasıl bir tavır takınacağı, salondaki tüm soyluların merakını fena halde cezbediyordu. Diğer yandan—

'Hadi ama, bu soyluların tepkisi niye sadece bende böyle sönük kaldı? İki gündür aynı eşle katıldığım için mi ilgi çekmiyorum? Yoksa bu Kahramanlık işinde de mi sadece dış görünüşe bakıyorlar? Kahretsin, keşke Liselotte'u çağırabilseydim...'

Hiroaki, kendisine gösterilen ilginin diğer Kahramanlara kıyasla sönük kalmasından hoşnut kalmamış gibi memnuniyetsizlikle yüzünü ekşitti.

Ancak Hiroaki'nin keyifsizliğinin aksine, dört Kahramanın da sonunda salonda boy göstermesiyle alt kattaki soyluların coşkusu zirveye ulaşmıştı.

Dört Kahraman üst katta durup salondaki tüm bakışları üzerlerinde topladı. Bu sırada Dük Huguenot ve Charles Arbor gibi diğer önemli isimler de arka arkaya salona girip alt kata inen merdivenlerden süzülüyordu ama onlarla ilgilenen pek kimse yoktu.

Her halükarda, Francois'nın açılış konuşmasını yapmasıyla gecenin ikinci günü resmen başladı. Bu coşkunun ve gürültünün arasında, salondan sessizce sıyrılmaya çalışan biri vardı. Rubia Krallığı'nın hizmetkarı kılığına girmiş olan Reiss.

"Hey, Re, Jean. Jean-Bernard, nereye gidiyorsun?"

Sylvie, kargaşadan yararlanıp gözden kaybolmaya çalışan Reiss'ı fark edince hemen seslendi. Gece boyunca bir an bile gevşememiş, gözünü Reiss'tan ayırmamıştı.

"Hiç, sadece biraz duvar tarafında işim vardı. Endişelenmeyin, hemen dönerim. İçiniz rahat etmeyecekse yanıma birini de katabilirsiniz."

Reiss yüzünde bir tebessümle konuştu. "Duvar tarafında işi olmak", tuvalete gitmek anlamına gelen üstü kapalı bir ifadeydi.

"Oynatma beni, on dakikaya dön. Sen, eşlik et."

Sylvie, Reiss'a talimat verdikten sonra bakışlarıyla kadın bir şövalyeye onu takip etmesini işaret etti.

"Anlaşıldı. Öyleyse izninizle."

Reiss saygıyla başını sallayıp kadın şövalyeyle birlikte oradan ayrıldı. Salondan çıkıp söylediği gibi doğrudan tuvalete yöneldi.

Koridorlarda sürekli askerler devriye geziyor, gereksiz yerlere girilmesini engellemek için sıkı güvenlik önlemleri uygulanıyordu. Özellikle de üst kata çıkan merdivenlerin önünde birkaç asker nöbet tutuyor, arkadan Satsuki ve diğerlerinin olduğu yere sızılmasını engelliyordu.

Reiss, üst kata çıkan merdivenlere bakıp gözlerini hafifçe kıstı. O sırada—

"Yavaşlama, daha hızlı yürü."

Yanındaki kadın şövalye, huysuz bir ses tonuyla Reiss'a çıkıştı.

"Sıkışmış birini acele ettirmek pek hoş bir davranış değil. On dakikam var, rahatça halledip dönerim. Bu kadar gerilmeyin."

Reiss gayet sakin bir şekilde karşılık verdi.

"Hıh."

Kadın şövalye öfkeyle dilini şaklattı. Yine de sorunsuz bir şekilde tuvalete ulaştılar. Tuvaletlerin hepsi tek kişilik kabinler halindeydi ve içerisi oldukça genişti. Havalandırma için küçük bir pencere olsa da kapı dışında giriş çıkış yapılabilecek bir yer yoktu.

"Çabuk ol."

Kadın şövalye kapıyı açıp içeriden başka bir çıkış olmadığını kontrol ettikten sonra Reiss'ı acele ettirdi.

"Pekala, ben giriyorum."

Reiss içeri girip kapıyı kapattı. Kabinde tamamen yalnız kaldığında kendi kendine fısıldadı:

"Sosyal binanın tuvaleti bile bir başka oluyor. Gereksiz derecede geniş ama davetsiz misafirleri çağırmak için biçilmiş kaftan. Şunları şuraya bırakayım bari."

Reiss koynundan yumruk büyüklüğünde iki büyü kristali çıkarıp yere bıraktı. Biri ışınlanma büyüsünün koordinatlarını belirleyen bir büyü aracı, diğeri ise içerideki odo ve mana dalgalanmalarının dışarıdan hissedilmesini engelleyen bir bariyer büyüsü taşıyan araçtı.

'Böylece hazırlıklar tamamlandı. Zamanı geldiğinde saldırganlar buraya damlar. Ama Amande'da karşılaştığım o çocuğun bu davette olması işleri daha da eğlenceli kılacak. Sözleşmeli ruhunun varlığını hissetmedim; ya kullanıcısının bedeninde ruh formuna geçip gizleniyor ya da başka bir yerde hareket ediyor.'

Reiss yerde duran büyü araçlarına memnuniyetle baktıktan sonra, Satsuki ve Charlotte ile birlikte salona giren Rio'nun yüzünü hatırladı.

'Yine de bu sefer onun burada olması hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Saldırganlar salona daldığı an, sonraki hamlelerim için zemin hazırlanmış olacak. Sonrasında ne olursa olsun benim amacıma ulaşmam kesin. Bunu bilmek insanı gerçekten rahatlatıyor. Bakalım nasıl müdahale edecek, kaos içindeki salonu izlerken keyfini çıkarırım.'

Reiss bunu düşünerek sinsice sırıttı. Yaklaşık on saniye kadar bekledikten sonra işini bitirmiş gibi kapıyı açtı.

"Beklettiğim için kusura bakmayın. Hadi, dönelim."

Böylece Reiss, yeniden salonun yolunu tuttu.

◇ ◇ ◇

Yaklaşık bir saat sonra. Üst katta, farklı güçlerin Kahramanlarını selamlamak isteyen çok sayıda soylu sırayla ziyarete geliyordu.

Ancak Satsuki ve Hiroaki, dün zaten Galark Krallığı ve Restorasyon soylularıyla selamlaşma işini bitirdikleri için, ikinci günde yanlarına gelenler daha çok küçük ülkelerin diplomatları ve temsilcileriydi.

Bu yüzden Takahisa ve Rui'ye kıyasla, ikilinin etrafında toplanan kalabalık daha azdı. Satsuki'nin eşlikçiliğini yapan Rio ve Charlotte'un dünküne göre yükleri bir nebze olsun hafiflemişti.

Ancak diğer tarafta, Takahisa'nın eşlikçiliğini yapan Miharu'nun etrafı, normalde pek ortalıkta görünmeyen Cent Stella Krallığı'na duyulan merakın da etkisiyle dün geceden bile daha kalabalık bir soylu güruhuyla çevrilmişti. Genç kız, onlarla ilgilenmekten nefes bile alamıyordu. Ayrıca Kral Francois ve ilk Prens Michel gibi isimler de aktif olarak ortalıkta dolaşıyor, yabancı ülkelerin nüfuzlu soylularıyla hararetli sohbetler ediyorlardı.

"Sahi, Charlotte-sama, sizin de Kral Francois ve Prens Michel ile birlikte yabancı diplomatları selamlamaya gitmeniz gerekmiyor mu?"

Rio, etraflarındaki kalabalığın bir anlığına dağılmasını fırsat bilerek Charlotte'a sordu.

"Hayır. Babam, Satsuki-sama'nın yardımcılığına ve Haruto-sama'nın eşlikçiliğine odaklanmamı söyledi. Sayesinde bu gece ikinizle hep birlikte olabileceğim."

Charlotte neşeyle gülümsedi ve adeta sokulurcasına Rio'ya doğru yaklaştı.

"...Yalnız Char-chan, sen de Haruto-kun'a epey düşkünsün bakıyorum."

Satsuki, aralarındaki mesafenin iyice kapandığını fark edince imalı bakışlar fırlattı.

"Öyleyim tabii. Haruto-sama son derece nazik ve kibar biri. Sanki yeni bir abi kazanmış gibiyim."

Charlotte bu cevabı verirken Rio'nun koluna yaslandı.

"Demek öyle..."

Satsuki, hafifçe gözlerini kısarak Rio'ya baktı. Sonra da "Yine de bu kadar yakın durmanız biraz fazla değil mi? Ne dersin Haruto-kun?" diyerek imasını açıkça ortaya koydu.

"Charlotte-sama. Böyle düşünmeniz benim için büyük bir onur ama..."

Rio, yüzünde çaresiz bir ifadeyle, durumu dolaylı yoldan geri çevirmeye çalıştı. Bunun üzerine—

"Hoşunuza gitmedi mi yoksa?"

Charlotte, Rio'nun kolunu yavaşça çekerek henüz tam gelişmemiş göğüslerine doğru yaklaştırdı.

"Hayır, hoşuma gitmediğinden değil de..."

Rio ne cevap vereceğini şaşırmıştı.

"Ne güzel işte Haruto-kun. Bak, sevimli bir kız kardeşin oldu."

Satsuki, dudaklarını hafifçe bükerek sitemkar bir tavırla araya girdi.

'Yahu... Ben niye şimdi biraz sinirlendim ki?'

Kendi içindeki bu huzursuzluğa anlam veremezken...

"Aramızdaki mesafe çok az olursa, çevredeki insanlar ilişkimizi yanlış anlayabilir. Bu yüzden biraz daha dikkatli olmamız daha iyi olabilir."

Rio, Charlotte'u yumuşak bir dille ikna etmeye çalıştı. Fakat—

"Aman, bırakın yanlış anlasınlar, ne olacak ki?"

Charlotte başını kaldırıp Rio'nun yüzüne baktı. Yaşına hiç uymayan, davetkar ve hafifçe sırıtan bir ifadeyle süzdü onu. Sonra aniden—

"Şaka yapıyorum tabii. Ama Haruto-sama, beni dansa kaldırma sözünüze ne oldu?"

Charlotte kıkırdayarak geri çekildi ve alttan alan bakışlarla Rio'nun gözlerinin içine baktı.

"Hım, demek öyle bir söz verdiniz."

Satsuki duruma ilgi göstermişti.

"Evet. Bir kadın olarak önceliğin bana verilmesini isterdim elbette ama bir prenses olarak sıramı önce Satsuki-sama'ya devrediyorum. Hadi, gidip birlikte dans etsenize?"

Charlotte, Rio ve Satsuki'yi dans pistine doğru yönlendirmeye çalıştı.

"Şey, yani, Haruto-kun teklif edecek olursa dans edebilirim tabii?"

Satsuki'nin yanakları utançla kızardı. Başını diğer tarafa çevirip umursamaz görünmeye çalıştı.

"O halde, bu dansı bana lütfeder misiniz, Satsuki-sama?"

Rio hafifçe gülümseyerek, adeta bir tiyatro sahnesindeymiş gibi resmi bir jestle elini Satsuki'ye uzattı.

"Peki, sadece bir dans..."

Satsuki çekingen bir tavırla Rio'nun elini tuttu.

Ancak tam o anda, salonun üst katındaki kapılar ile zemin kattaki büyük kapılar büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı. Rio dahil salondaki herkes refleks olarak o yöne döndü. Hemen ardından, ellerinde hançerlerle yüzlerini maskeyle gizlemiş siyah giyinmeli adamlar bir anda içeri daldı.

"Kyaa!"

Salondan yükselen kadın çığlıkları havayı yardı. Zemin kattan giren saldırganlar, kalabalığın arasından sıyrılarak doğrudan üst kata çıkan merdivenlere doğru koşmaya başladılar.

"Neler oluyor?!" "Yaklaşmayın, uzak durun!" "Kaçın!"

Zemin kattaki davetliler büyük bir paniğe kapılmıştı.

"Lütfen sakin olun!" "Yolu açın!" "Saldırganları durdurun!"

Salonda devriye gezen güvenlik şövalyeleri gürültünün arasında seslerini duyurmaya çalışıyordu. Saldırganları karşılamaya çalışıyorlardı ancak büyük çoğunluğu panikleyen kalabalığın arasında sıkışıp kalmıştı. Saldırganlar ise bu kargaşadan yararlanıp sıradan davetlileri umursamadan doğrudan merdivenlere yöneldiler.

Diğer yandan, üst kattaki kapıdan giren saldırganlar ise merdiven başındaki sahanlıkta davetlilerle sohbet eden Kahramanlar ve kraliyet üyelerine yönelmişti. Fakat—

"Kraliyet ailesini ve Kahraman-sama'ları koruyun!"

Üst kattaki güvenlik zemin kattakinden çok daha sıkıydı. Üst katta Galark Krallığı başta olmak üzere çeşitli ülkelerin kraliyet üyeleri ve Kahramanlar dahil sadece otuz kadar davetli bulunuyordu. Bu yüzden şövalyeler daha rahat hareket edebilmiş, saldırganların yaklaşmasını engellemek için hemen bir etten duvar örmüşlerdi.

Üst kattan sızan gizemli saldırganların sayısı yirmi kadardı. Güvenlik personeli ise otuz kişiydi. Sayıca avantaj koruyan taraftaydı fakat—

"Önemli değil, önden ve yanlardan yüklenin! Yarıp geçin!"

Saldırganlar adeta gözünü karartmıştı. Şövalyelerin savunma hattını yarmak için intiharvari bir şekilde saldırıyorlardı.

"Kesinlikle geçmelerine izin vermeyin! Sizler de arkamızda toplanın!"

Üst kattaki güvenliği yöneten şövalye birliği lideri, emrindekileri gayrete getirmek için bağırırken, arkadaki kraliyet ailesi üyeleri ile Kahramanlara sesleniyordu.

"İkiniz de buraya gelin."

Rio, Satsuki ve Charlotte'u hemen şövalyelerin oluşturduğu savunma hattının arkasına çekti. Miharu, Takahisa, Liliana, Christina, Rui, Flora, Hiroaki, Roana ve hatta Kral Francois ile Prens Michel bile hızla oraya sığınmıştı. Korunması gereken kişilerden oluşan büyük bir grup bir araya gelmişti ancak—

"Hey, şaka mı bu? Merdivenlerin altından da sürüyle geliyorlar! Bu gidişle iki ateş arasında kalacağız!"

Hiroaki, zemin kattan büyük bir hızla merdivenlere tırmanan saldırganları görünce paniğe kapılarak kaçacak bir yer aradı. Ancak üst katla zemin katı bağlayan tek bir merdiven vardı ve üst kattan dışarı açılan kapının önü de zaten saldırganlar tarafından tutulmuştu.

Kaçacak hiçbir yer yoktu. Şövalyelerin saldırganları püskürtmesini beklemekten başka çareleri kalmamıştı. Fakat saldırganlar sanki bu anı defalarca prova etmiş gibi hiç tereddüt etmeden hareket ediyorlardı. Üstelik her birinin dövüş yeteneği oldukça yüksekti.

Şövalyeler sayıca üstün olsa da üst kattaki durum başabaş bir mücadeleye dönmüştü.

Diğer taraftan, zemin katta kalabalığın arasından sıyrılan birkaç şövalye saldırganların ilerleyişini durdurmaya çalışıyordu. Ancak saldırganlar yirmişer kişilik gruplar halinde hareket ettikleri için tek tük şövalyelerin onlara karşı koyması imkansızdı.

Kendi bireysel savaş yeteneklerine fazlasıyla güvenen şövalyeler, dağınık bir şekilde hareket etmenin cezasını çekiyorlardı. Zemin katı koruyan şövalye sayısı saldırganlardan fazla olsa da geniş salona yayıldıkları için her bir noktada azınlıkta kalıp eziliyorlardı.

Saldırganlar öldürme amaçlı, dar alanda etkili hançerler taşırken, şövalyeler ise öldürmeme amaçlı, yine dar alanda etkili lobutlar kullanıyordu. Silah kalitesi açısından aralarında büyük bir fark olmasa da saldırganlar koordineli bir şekilde hareket ederek her bir şövalyeye grup halinde yükleniyordu. Bu yüzden zemin kattaki şövalyeler tamamen gerilemek zorunda kalmıştı. Böyle giderse düşmanın merdivenleri tırmanması sadece an meselesiydi.

'Doğru, bu durum gerçekten kötü. Merdivenin altında savunma yapan şövalyeler toplanıyor ama sayıları çok az. Zemin kattaki haydutlar her an yukarı sızabilir.'

Rio, aşağıdaki kata bakıp durumu soğukkanlılıkla analiz ettikten sonra, gözlerini tekrar üst katta savaşan şövalyeler ile saldırganlara çevirdi. Neyse ki buradaki nöbetçiler saldırganları bir şekilde bastırıyordu, bu yüzden hattın hemen yarılma ihtimali düşüktür. Ancak...

"..."

Miharu ve Satsuki gergindi, nefeslerini tutmuşlardı. Hayatlarında ilk kez böyle gerçek bir savaşa tanık oldukları için ortamın ağırlığı altında ezilmeleri son derece doğaldı.

"Satsuki-san, Charlotte-sama, lütfen burada kalın. Miharu-san, sen de yerinden kıpırdama. Ben aşağıdan gelen sızmaları engelleyeceğim."

Rio birkaç saniye içinde kararını verdi. Satsuki, Miharu ve Charlotte'u en öncelikli korunması gereken kişiler olarak belirleyip merdivenlerden yaklaşan haydutları karşılamaya odaklandı. Hemen yanındaki Satsuki ile Charlotte'a, ardından biraz ötede Takahisa ile duran Miharu'ya seslendi. Ve sonra...

'Aishia, ruh formuna geçip üst kattaki durumu gözlemle. Tehlikeli bir şey görürsen bana haber ver.'

Aishia'ya zihninden seslendi.

'Anlaşıldı.'

Aishia anında yanıt verdi. Aynı anda Rio merdivenlere doğru fırladı.

"Bekle, Haruto-kun?!"

Satsuki, merdivene doğru koşan Rio'yu görünce panikle arkasından seslendi. Hatta refleks olarak peşinden gitmeye yeltendi fakat Charlotte, Satsuki'nin elbisesini kavradı.

"Satsuki-sama, o kıyafetle ne yapmayı düşünüyorsunuz? Lütfen Haruto-sama'nın talimatlarına uyun. Kahraman olan sizin başınıza en ufak bir şey gelmesi, krallık için felaket olur."

Charlotte, ciddi bir tonla Satsuki'yi durdurmaya çalıştı. Sesindeki kararlılık, kraliyet üyesi olmanın getirdiği sorumluluk duygusunu açıkça yansıtıyordu.

"Kahretsin..."

Satsuki çaresizlikle dişlerini sıktı. Tam o sırada...

"Merak etme. Haruto-san çok güçlüdür. Lütfen ona güven."

Miharu, Satsuki'nin yanına koşarak onu ikna etmeye çalıştı. Ancak Satsuki'nin elbisesini tutan elleri hafifçe titriyordu.

"Of, tamam, anladım!"

Satsuki sonunda isteksizce ikna olup olduğu yerde kaldı. Takahisa hemen telaşla Miharu'nun peşinden geldi, Liliana da yanındaki üç kadın şövalyeyle birlikte onlara katıldı.

"M-Miharu, kafana göre hareket etme lütfen," dedi Takahisa endişeli bir yüz ifadesiyle.

"Hilda, gerekirse kendi kararınla bariyer büyüsünü kullan. Bizi ve burada bulunan diğer Kahramanlar ile kraliyet ailesi üyelerini koru," diye emretti Liliana, kadın şövalyelerden birine.

Geniş salonun üst katında, yani şu an bulundukları yerde otuzdan fazla insan vardı. Sadece üç şövalyenin bu kadar çok insanı koruyacak büyü gücü bariyerini sürdürmesi imkansızdı. Bu yüzden öncelikli olarak korunacak kişileri sınırlamış olmalıydı.

Yine de tedbiri elden bırakmamak adına korunan insan sayısı fazlasıyla çok sayılırdı.

"...Emredersiniz. Elimden geleni yapacağım."

Hilda denen kadın kısa bir tereddütten sonra başını sallar. O sırada...

"Kahretsin, aşağıdan geliyorlar!" diye bağırdı Hiroaki.

Merdivenlerin önünde altı şövalye konuşlanmıştı ancak yukarı tırmanan saldırganların sayısı on dörde ulaşmıştı. Onları aşağıda tutmak artık imkansızdı.

"Aşağıdakiler, size yardıma geliyorum! Karşı koyamadığınız düşmanları arkaya kaçırmaktan çekinmeyin. Beden Güçlendirme Büyüsü!"

Rio, merdivenlerin ortasında pozisyon alarak aşağıdaki şövalyelere seslendi. Ardından büyü sözlerini mırıldanıp beden güçlendirme büyüsü taşıyan bilekliğini çağırmak için harekete geçti. Tabii ki bu sadece bir şaşırtmacaydı. Büyüyü tetikler tetiklemez iptal etti ve asıl gücü olan ruh sanatıyla bedenini güçlendirdi.

"O bahsettikleri kahraman sen misin? Ne büyük bir özgüven. Ama sana güvenmekten başka çaremiz yok! Beyler, kendinizi tehlikeye atıp boş yere ölmeyin! Sadece kesin olarak durdurabileceğiniz kadar düşmanla yüzleşin!"

Aşağıdaki şövalyelerin en yüksek rütbelisi olduğu anlaşılan adam, diğerlerine bu emri verdi.

Eğer birileri aptalca bir şekilde anında can verecek olursa, bunun yükü diğerlerinin üzerine binecekti. "Gerekirse ölene kadar savaşın" gibi boş laflar etmek yerine rasyonel kararlar alabilen akıllı bir adamdı.

"Emredersiniz!"

Şövalyeler silahlarını doğrulttu ve birkaç saniye sonra aşağıdaki haydutlarla kafa kafaya çarpıştılar.

"Altı tanesini oyalayın!"

Saldırganlar, aşağıdaki altı şövalyeyi meşgul etmek için altı kişi ayırdı. Kalan sekiz kişi ise hızla merdivenlerden yukarı tırmanmaya başladı. Karşılarındaki tek engel Rio'ydu. Ve...

"Pek bir yardımım dokunmasa da ben de destek olacağım. Sayılarını biraz azaltayım, kımıldama!"

Rui Shigekura, elindeki yay şeklindeki kutsal silahıyla Rio'nun arkasında, merdivenlerin tepesinde belirdi. Rui çoktan nişan almıştı. Hedefine kilitlenerek yıldırım hızında bir ok fırlattı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

NOVZON OKUYUCU TOPLULUĞU

Okuma keyfin yarıda kalmasın.

Bu seriden birkaç bölüm tükettin! Hesabını oluşturarak okuma deneyimini kesintisiz hale getir:

  • Kaldığın Yeri Asla Kaybetme Tüm cihazlarında okuduğun son bölüm ve sayfa otomatik senkronize olur.
  • Özel Kütüphane & Geçmiş Favori serilerini listene ekle, okuma geçmişini dilediğin gibi yönet.
  • Yeni Bölüm Bildirimleri Takip ettiğin serilere yeni bölüm geldiğinde anında haberdar ol.

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.