Gecenin Başlangıcı ve Beklenmedik Misafirler

Ertesi gün öğleden sonraydı. Rio ve yanındakiler, dönüşten sonra yeterince uyuyup dinlendikleri için gece yarısı balosunun ilk gününe zinde bir şekilde uyandılar.

Uyandıktan bir süre sonra, hem kahvaltı hem de öğle yemeği yerine geçecek hafif bir öğün odadaki yemek masasına getirildi ve üçü birlikte yemeye koyuldular.

"Pekala, yemeğe başlamadan önce bugünün programı iletildi, size kısaca anlatayım. Birazdan kıyafet odasında balo için hazırlıklara başlayacağız ancak Miharu-chan ve benim hazırlanmamız, elbiselerin giyilmesi falan uzun süreceği için bir süreliğine ayrı hareket edeceğiz. Haruto-kun, sen hazırlığını bitirince önce Liselotte-san ile buluşacakmışsın. Bir rehber sana eşlik edecek, detayları ona sorarsın."

Satsuki, Rio'ya sonraki planları bu şekilde aktardı. Az önce yemek getirilirken kralın elçisi gelmiş ve durumu Satsuki'ye bildirmişti.

"Anlaşıldı. Hem hazırlık aşamasında hem de balo sırasında Miharu-san size emanet."

Rio gülümseyerek başını salladı ve gözlerini Miharu'ya dikti.

"Tabii ki bende. Ama gece asıl baloda Miharu-chan'a eşlik etmek senin görevin Haruto-kun, o yüzden ona yakışacak şekilde çivi gibi yakışıklı hazırlan gel, tamam mı?"

Satsuki gururla göğsünü kabarttı ve Rio'ya göz kırparak onu cesaretlendirdi.

Birkaç saat sonra. Rio, diğerlerinden daha çabuk bir şekilde resmi kıyafetlerini giymiş ve Galarc Krallığı Kalesi'ne bitişik olan sosyal tesisteki bekleme odasına götürülmüştü.

"Ah, Haruto-kun. Hoş geldin."

Rio odaya girdiğinde, Creta Dükü ailesinin üyeleri orada bekliyordu. Ailenin patriği Cedric-Creta, Rio'yu neşeyle karşıladı.

"Geciktiğim için özür dilerim. Geçen günkü yardımlarınız için minnettarım. Ayrıca ani plan değişikliğiyle size zahmet verdiğim için de kusura bakmayın lütfen."

Rio sağ elini göğsüne koyarak derin bir saygıyla eğildi.

"Hahaha, amma da ciddisin. Hiç sorun değil. Sonuçta Majesteleri ve Kahraman Hazretleri'nin kararı. Kahraman'ın odasında kalacağını hiç tahmin etmemiştim ama neyse, gel şöyle. Seni dünkü buluşmada olmayan aile üyelerimle tanıştırayım. Oğlum Georges ve nişanlısı Colette-san."

Cedric böyle diyerek Rio'yu oturdukları koltuklara davet etti. Orada, Liselotte ve Cedric'in eşi Julianne'den ayrı olarak, yirmili yaşlarında bir genç adam ile onlu yaşlarının ortasında bir genç kız, resmi kıyafetleri ve elbiseleri içinde oturuyorlardı.

"Tanıştığımıza memnun oldum, ben Liselotte'nin abisi ve Creta Dükalığı'nın ikinci oğlu Georges. Şu meşhur kahramanla tanışmak güzel. Kız kardeşimi o zor durumdan kurtardığın için teşekkür ederim."

Georges ayağa kalkarak neşeyle kendini tanıttı.

"Ben de Georges-sama'nın nişanlısı Colette-Barillet. Haruto-sama ile yaşıt olduğumuzu duydum, tanıştığımıza memnun oldum."

Colette de ayağa kalktı ve elbisesinin eteklerini tutarak nazikçe selam verdi.

"Sizinle tanışmak bir onurdur. Ben Haruto. Ne yazık ki sunabileceğim bir soyadım yok ancak bugün sizinle vakit geçirecek olmaktan mutluluk duyuyorum."

Rio, elini göğsünde tutmaya devam ederek ikisine hürmetle karşılık verdi.

"Burada, soylu olmadığın gerekçesiyle seni küçümseyebilecek tek bir kişi bile yok. Hadi, otur lütfen."

Cedric babacan bir tavırla Rio'ya oturmasını işaret etti.

"Teşekkür ederim. Müsaadenizle."

Rio, Cedric ve diğerlerinin toplandığı koltuğa yaklaştı.

"Haruto-sama, resmi kıyafet size çok yakışmış. Lütfen, buraya buyurun."

Liselotte, Rio'nun şık halini överken bir yandan da onu hemen yanındaki boş yere davet etti.

"Onur duydum. Ricca Ticaret Birliği'nin mağazasından aldığım bir takım. Klasik bir iltifat olacak ama siz de çok güzel görünüyorsunuz Liselotte-sama."

Rio gülümseyerek karşılık verdi. Gerçekten de süslenmiş haliyle Liselotte o kadar sevimliydi ki adeta bir peri kızı gibi zarif bir hava yayıyordu.

Sırtına kadar uzanan su mavisi uzun saçları topuz yapılarak toplanmış, saç tokası olarak gül motifli bir aksesuar kullanılmıştı. Giydiği elbise ise uçuk bir su mavisiydi ve kendi saç rengiyle mükemmel bir uyum içindeydi. Sırt kısmında yine gülü andıran devasa bir fiyonk vardı. Salona girdiği an tüm erkeklerin bakışlarını üzerine çekeceği şüphe götürmezdi.

"Aman tanrım, teşekkür ederim."

Liselotte mutlu bir şekilde hafifçe kızararak teşekkür etti.

"Ooo, Liselotte'nin böyle utandığını görmek pek sık rastlanan bir durum değil."

Abisi Georges, alaycı bir gülümsemeyle araya girdi.

"Georges abi?"

Liselotte, yüzünde sahte ama keskin bir gülümsemeyle Georges'a baktı.

"Hahaha, şaka yaptım canım, duymazdan gel Haruto-kun."

Georges kahkahalar atarak durumu geçiştirdi.

"İlahi... Neyse, Satsuki-sama'nın odasında konaklamak nasıldı?"

Liselotte hafifçe dudak bükerek dün geceyi sordu.

"Evet, sağ olsunlar birçok konuda sohbet etme şansımız oldu. Satsuki-sama da Miharu-san da uzun aradan sonra dertleşebildikleri için çok mutlu olduklarını söylediler. Bunun tamamen sizin yardımlarınız sayesinde olduğunu belirttiler Liselotte-sama."

Rio bunları söylerken, gizli dışarı çıkma planlarından Liselotte'nin haberi olmadığını biliyordu.

"Bunu duyduğuma sevindim. Ama ben sadece aracı oldum. Aksine, Haruto-sama sayesinde balo öncesinde Kahraman Hazretleri ile konuşma fırsatı bulduğum için asıl ben çok mutluyum."

Liselotte neşeyle gülümsedi.

"Olur mu hiç. Satsuki-sama da sizinle konuşabildiği için çok memnundu. Ricca Ticaret Birliği'ne oldukça ilgi duyuyor gibiydi, Miharu-san ve ben ona bildiklerimizi anlattık."

"Öyle mi? Teşekkür ederim."

Rio ve Liselotte bu şekilde konuşmaya devam ettiler. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir havadan sudan sohbet gibi görünse de, aslında Rio bu yolla Liselotte'ye Satsuki'nin Ricca Ticaret Birliği hakkındaki sırlardan şüphelenmeye başladığını çaktırmadan iletiyordu.

Tam o sırada bekleme odasının kapısı tıklandı.

"Hah, iyi insan lafın üstüne gelirmiş, herhalde Satsuki-sama ve Miharu-san geldi."

Cedric böyle deyince herkes bakışlarını kapıya çevirdi. Ancak...

"Efendim, rahatsız ediyorum. Bertram Krallığı'ndan Hiroaki-Sakata-sama, Flora-Bertram-sama ve Roanna-Fontaine-sama, balo öncesinde selam vermek için geldiler. İçeri alabilir miyim?"

Kapıda bekleyen asker içeri girerek ziyaretçileri haber verdi.

"Ah, bu kadar önemli kişiler bizzat ayağımıza kadar gelmişken selamlarını almamak olmaz. Sorun yok, içeri buyur et."

"Emredersiniz!"

Cedric'in emriyle asker hızla dışarı çıktı ve bekleyen Hiroaki ile beraberindekileri içeri davet etti. O sırada Cedric ve ailesi ayağa kalkarak misafirleri karşılamaya hazırlandı.

"Selam, Liselotte."

Hiroaki içeri girip Liselotte'yi görünce keyifli bir tavırla selam verdi.

"Yaklaşık üç hafta oldu görüşmeyeli. Hoş geldiniz Kahraman Hazretleri."

Liselotte başını kaldırıp yüzüne o profesyonel gülümsemesini yerleştirerek cevap verdi.

"Ee... Şey, her neyse. Bu elbise sana bayağı yakışmış sanki."

Hiroaki, Liselotte’nin elbiseli halini dik dik süzdükten sonra, biraz utandığından olsa gerek, hafifçe bocalayan bir ses tonuyla onu övmeye başladı.

"Teşekkür ederim. En sevdiğim elbiselerimden biridir."

"Hee, öyle mi? Şey, yakışmış yani, güzel görünüyorsun."

"Fufu, her zamanki gibi çok naziksiniz. Flora-sama ve Roana-sama, sizleri de sağlıklı görmek ne güzel."

Liselotte, Hiroaki’ye içten bir gülümsemeyle karşılık verdikten sonra Flora ve Roana’ya da neşeyle seslendi. Doğal olarak Hiroaki de şu an resmi kıyafetler içindeydi; üzerinde altın işlemeli, bembeyaz, askeri üniformayı andıran bir takım elbise vardı.

"Değerli aile vaktinizi böldüğümüz için özür dilerim. Bir de, şey, Haruto-sama, sizi de yeniden görmek güzel."

Flora, ani ziyaretleri için özür dilerken gözleriyle odadakileri tarayarak birini aradı. Rio’nun yüzünü seçince, çekinerek ona seslendi.

Bu arada Flora, saç rengiyle uyumlu, uçuk mor bir elbise giymiş, uzun saçlarını yarım omuzda toplayarak bağlamıştı. Görünüşü Liselotte’den geri kalmayacak kadar sevimliydi.

"Sizi yeniden görmek güzel, Flora-sama, Kahraman-sama, Roana-sama."

Rio, yüz ifadesini hiç bozmadan Flora ve diğerlerine karşılık vererek selamlaştı.

"Ah, doğru ya, sen bu geceye Liselotte’nin eşlikçisi olarak katılacaktın değil mi?"

Hiroaki, Rio’nun Liselotte’nin yanında durduğunu ancak şimdi fark etmiş gibi hafifçe omuz silkerek cevap verdi. Tam o sırada—

"Liselotte-sama, Haruto-sama; Amande’de kaldığımız süre boyunca bize çok yardımcı oldunuz. Sizinle tekrar karşılaşmak beni çok mutlu etti."

Roana, sarı elbisesinin eteklerini tutarak Liselotte ve Rio’ya nezaketle seslendi.

"Asıl biz teşekkür ederiz. Dük Huguenot nasıllar acaba?"

Liselotte’nin yüzü hafifçe bulutlandı ve Dük Huguenot’nun durumunda bir değişiklik olup olmadığını sordu.

"Evet, karın bölgesindeki yarası tamamen iyileşti, hatta bu geceki davete de katılacaklar. Sanırım ilerleyen saatlerde kendisiyle karşılaşabilirsiniz."

Roana, Dük Huguenot’nun sağlığının yerinde olduğunu bildirdi.

"Bunu duyduğuma sevindim. Ah, bu arada, biraz geç oldu ama ailemi tanıştırayım. Babam Cedric, annem Julianne. Abim George ve nişanlısı Colette-san."

Liselotte, Dük Huguenot’nun iyi olmasına sevindikten sonra ailesini tanıtmaya başladı.

"Liselotte’nin babası ve Cretius Dükalık hanesinin patriği Cedric. Flora-sama, Galarc Krallığı’nda elçilik görevini yürüttüğüm dönemde sizi birkaç kez selamlama onuruna erişmiştim. Sizi tekrar görmek ne güzel. Ayrıca Kahraman-sama ve Roana-san, sizinle de tanıştığıma memnun oldum."

Cedric, Cretius ailesini temsilen sağ elini göğsüne koyarak ağırbaşlı bir şekilde selam verdi.

"Sizi tekrar görmek güzel, Dük Cretius."

"Tanıştığımıza memnun oldum, bendeniz Roana de Fontaine."

Flora ve Roana, alışık oldukları üzere, soylu hanımlara yaraşır bir şekilde selam verdiler. Diğer taraftan—

"Ah, şey, ben Hiroaki Sakata. Memnun oldum."

Hiroaki, Liselotte’nin babasının karşısında biraz gerilmiş olacak ki, normalden biraz daha sert ve resmi bir tonda kendini tanıttı. Gerçi bu fark oldukça belirsizdi ama...

"Lütfen benim gibi biri karşısında bu kadar gerilmeyin, Kahraman-sama."

Cedric, samimi bir tavırla karşılık verdi.

"Yok, kusura bakma. Bu saygılı konuşma işlerinde pek iyi değilimdir ama Roana, geceye diğer ülkelerden pek çok soylunun katılacağını, bu yüzden biraz dikkatli olmam gerektiğini söyleyip durdu."

Hiroaki hafifçe gülümseyerek Roana’ya bir bakış attı.

Roana ise bu duruma karşılık hafifçe iç geçirdi.

'Anladım, Liselotte’den duyduğum gibi, bu kızın Kahraman-sama’nın fiili danışmanı ve destekçisi olduğu konusunda şüphe yok.'

Cedric, bir bakışta Hiroaki, Flora ve Roana arasındaki gerçek ilişki dinamiğini çözmüştü.

"Yine de Kahraman-sama, siz Kral Hazretleri ile eş değer bir konumdasınız. Elbette aşırı kibirli davranmak hoş karşılanmayabilir ama şu ana kadarki konuşmamızda herhangi bir sorun görmüyorum."

Yüzünde sosyal bir gülümsemeyle bu sözleri söyledi.

"Vay be, tam da Liselotte’nin babasından beklenecek bir tavır. Halden anlıyorsun."

Hiroaki’nin keyfi yerine gelmişti. Hemen ardından kapı bir kez daha vuruldu.

"Oh, sanırım bu sefer Satsuki-sama ve Miharu-san geldi. Girebilirsiniz."

Cedric’in sözleriyle odadakilerin bakışları kapıya kilitlendi. Aynı anda kapı açıldı.

"Müsaadenizle. Kahraman Satsuki Sumeragi-sama, arkadaşı Miharu Ayase-sama ve İkinci Prenses Charlotte Hazretleri geldiler. İçeri buyur ediyorum."

Önce güvenlikten sorumlu asker göründü, durumu açıkladıktan sonra dışarıda bekleyen Satsuki, Miharu ve Charlotte’u içeri davet etti. Odadakiler, Hiroaki ve Flora hariç, hep birlikte başlarını öne eğerek üçünün içeri girmesini beklediler. O sırada—

"Aman Tanrım, ne kadar da kalabalıkmış burası. Flora-sama, siz de mi buradaydınız? Sizi tekrar görmek ne büyük bir sürpriz."

Charlotte, odada Flora’yı fark edince hemen selam verdi.

"Sizi tekrar görmek ne güzel, Charlotte-sama."

Flora, hafifçe eğilerek selamına karşılık verdi. Öte yandan Hiroaki; Satsuki, Miharu ve Charlotte’un elbiseleri içinde ne kadar göz kamaştırıcı göründüklerine kapılmış olacak ki, gözlerini onlardan ayıramıyordu.

Satsuki koyu mor, Miharu uçuk siyah, Charlotte ise turuncuya çalan bir elbise giymişti. Her biri, olgun bir kadının cazibesini ve zarafetini üzerinde taşıyordu.

"Lütfen herkes başını kaldırsın. Davetin başlamasına daha vakit var ama sizi özel olarak tanıştırmak istiyorum. Kahraman Satsuki-sama ve arkadaşı Miharu-sama."

Charlotte, odadakilere seslenerek vakit kaybetmeden Satsuki ve Miharu’yu tanıttı.

"Sizinle tanışmak bir onur, Sumeragi-sama. Cretius Dükalık hanesinin patriği Cedric. Haddimi aşmıyorsam, diğerlerini de ben takdim edeyim. Bertram Krallığı’ndan Kahraman Sakata-sama, İkinci Prenses Flora Hazretleri ve Dük Fontaine’in kızı nezaket gösterip bizi ziyarete geldiler. Haruto-kun dışındakiler ise benim ailem. Eşim Julianne, oğlum George ve nişanlısı Colette-san. Liselotte ile zaten geçen gün tanışmıştınız."

Cedric, odadakileri temsilen herkesi hızlıca ve ustalıkla tanıttı.

"Tanıştığımıza memnun oldum. Bertram Krallığı’ndan gelen üç değerli konuğumuzla ve Galarc Krallığı’nın saygın soylularıyla tanışmak benim için bir onurdur."

Satsuki, odadakilere duyduğu saygıyı belli ederek kendini tanıttı.

"Sizleri daha fazla ayakta tutamayız. Buyurun, lütfen oturun."

Cedric böyle diyerek herkesi yerlerine davet etti.

Aynı anda, Cretius ailesinin fertleri, statüleri ve mensubiyetleri göz önünde bulundurarak zihinlerinde saniyeler içinde oturma düzenini belirlediler. Az önce oturdukları yerlerden kalkıp "Lütfen, buyurun buraya" diyerek Satsuki ve Hiroaki gibi konuklara yerlerini gösterdiler.

Böylece herkes yerleşti ve topluluk yüz yüze gelmiş oldu.

"Benim gibi farklı yerlere de Kahramanların çağrıldığını duymuştum ama sizinle böyle yüz yüze gelebildiğim için çok mutluyum, Hiroaki Sakata-san. Sormama gerek bile yok belki ama, Dünya’daki Japonya’dan geldiğiniz doğru, değil mi?"

Satsuki, Hiroaki’nin tam karşısına kurulunca vakit kaybetmeden nazikçe lafa girdi.

"Ah, yani... Başka bir dünyada Japonlarla yüz yüze gelmek biraz tuhaf bir his ama Bertram Krallığı’na çağrılan Kahraman'ın ismi de Japon ismiydi; herhalde bunda bir kural var. Gerçi Kahramanlar dışında Japonların da bu dünyaya gelmiş olması biraz beklenmedikti."

Hiroaki bunları söyledikten sonra bakışlarını Miharu’ya çevirdi.

"Miharu-chan benle beraber, muhtemelen Kahraman olarak çağrılan bir başka arkadaşımın çağrılma olayına dahil olup buraya sürüklenmiş."

Satsuki, Kahraman olmayan Miharu’nun neden bu dünyada olduğunu açıkladı.

"Hah, demek kazara çağrılma ha? Klasik bir durum. Ama madem Kahraman değilsin, yanında bir Kutsal Silah da yoktu, değil mi?"

Hiroaki, Miharu’nun durumuna ilgi duymuş olacak ki merakla sordu.

"Evet. İlk başlarda bu dünyanın dilini bile anlamıyordum."

Miharu onaylayarak başını salladı.

"Hadi canım, ciddi misin? Hileli bir güç falan almadan başka bir dünyaya geçmek de ne bileyim, tam bir ceza oyunu gibi. Başına büyük iş açılmış."

Hiroaki bunu keyifli bir tavırla söyledi. İlk kez karşılaştığı bir genç kıza karşı gösterdiği bu düşüncesizce tavır, Satsuki’nin hoşnutsuzlukla dudak bükmesine neden oldu.

"Hayır, Haruto-san beni koruması altına aldı."

Miharu mahcup bir ifadeyle başını iki yana salladı.

"Ha? Haruto mu?"

Hiroaki şüpheyle gözlerini kısıp Rio’ya baktı.

"Miharu-chan, Kahraman olan benimle veya diğer arkadaşımla tamamen farklı bir yere çağrılmış. Bu dünyanın bozkırlarında ne yapacağını bilemez haldeyken Haruto-kun onu kurtarmış."

Satsuki’nin baştaki cana yakın tavrı gitmiş, yerini mesafeli ve biraz ters bir ton almıştı.

"Hımm, demek bu yüzden Liselotte’den gece yarısı davetine katılmak için ricacı oldun... Fakat ailenin göçmen olduğunu söylemiştin, yoksa Dünya kökenli misin? Tipini geçtim ama ismin Japon ismine benziyor diyebilirim. Ha? Bir dakika. Yoksa sen... sakın Kahraman olmayasın? O büyülü kılıç Kutsal Silahın mı?"

Hiroaki taşları yerine oturtunca Rio’nun yüzünü tekrar dikkatle incelemeye başladı. Miharu’yu koruduğu hikayesinden yola çıkarak tuhaf bir yanlış anlaşılmaya kapılmış, Rio’nun da bir Kahraman olup olmadığını sorgulamaya başlamıştı.

"Şaka yapıyor olmalısınız. İlk tanıştığımızda da söylediğim gibi, ailem göçmen asıllı, ben ise bu dünyada doğup büyümüş biriyim. Küçüklüğümden beri tanıdığım insanlar bile var. O büyülü kılıç da bir Kutsal Silah değil."

Rio, "Olamaz öyle şey" dercesine başını salladı.

"Ah, neyse, sadece aklıma geldi işte. Müthiş bir çıkarım yaptığımı sanmıştım ama Liselotte’nin yanındaki hizmetçilerden de eski bir tanıdığın vardı, değil mi? Yine de iyi bulmuşsun kızı. Eğer ilk karşılaştığı kişi bu herif olmasaydı, hayatı kaymıştı herhalde, değil mi?"

Hiroaki şaka yollu konuştu.

"Lütfen bu kadar düşüncesizce konuşmayı kesin. Gerçekten de Miharu-chan, dili anlamıyor olmasından faydalanan köle tüccarları tarafından kaçırılmak üzereydi."

Satsuki sinirlenerek Hiroaki’ye sitem etti.

"Vay anasını, ciddi mi? Gerçi dil bilmemek bir dezavantajdır ama hakikaten de..."

Hiroaki gözlerini fal taşı gibi açıp Miharu’yu süzdü. Kelimelere dökmemişti ama bakışları "Bu tiple gerçekten iyi paraya satılırdı" der gibiydi.

"Hakikaten de?"

Satsuki, yapmacık bir gülümsemeyle sordu.

"Ah, hayır, bir şey yok. Bu arada, sizlerin yaşları kaç?"

Hiroaki, ortamın havasını okuyamadığını fark etmiş olacak ki konuyu değiştirdi.

"On altı oldum."

"...Ben bu yıl on yediye basıyorum."

Miharu ve Satsuki yaşlarını söyledi.

"Vay be, demek harbi lise kızıymışsınız."

Hiroaki’nin yüzünde sinsi bir sırıtış belirdi.

"Peki ya siz kaç yaşındasınız?"

Satsuki, Hiroaki’ye yaşını sordu.

"......On dokuz."

Hiroaki hafif bir duraksamanın ardından yaşını söyledi.

"O zaman eski bir üniversite öğrencisi misin?"

"Ah, on dokuz yaşındaki birine üniversite öğrencisi olup olmadığını sormak ortamın havasını okuyamamak demektir, bunu yapmasan iyi olur. Mezuna kalıp tekrar hazırlananlar da var sonuçta."

"Ah, demek mezuna kalmıştınız. Kusura bakmayın."

Satsuki, içinden 'Havanın nasıl olduğunu okuyamayan asıl kim acaba?' diye düşünürken nazikçe gülümseyip başıyla selam verdi.

"Hıh, sınava girmesine vakit olanların tuzu kuru tabii. Şunu söyleyeyim, sadece birinci tercihimden başkasını gözüm görmediği için böyle oldu. Denemelerde B alıyordum. Bu yüzden garanti olsun diye alt tercihlere girmedim o kadar. Lisede de seçkin bir okuldan mezun oldum."

Hiroaki dilini şaklatarak sınavda başarısız oluşuna mazeretler sıraladı.

"Bunu kompleks yapacak bir şey yok bence. İyi okullarda mezuna kalmak nadir bir durum değil sonuçta."

Satsuki, buna neden takıldığını anlamamış gibi konuştu.

"Zaten kompleks yaptığım falan yok!"

Hiroaki daha da huysuzlaştı. Ortamda fark edilmeden gergin bir hava esmeye başlamıştı.

"Neyse ne, bizim elbiselerimiz nasıl olmuş Haruto-kun?"

Satsuki, Hiroaki’ye daha fazla bir şey söylemeden bakışlarını Rio’ya çevirdi ve aniden konuyu değiştirdi.

"İkinize de çok yakışmış."

Rio aniden top kendisine atılınca hafifçe acı bir gülümsemeyle ikisini de övdü.

"Anladım, teşekkürler."

Satsuki keyifle gülümsedi ve teşekkür etti. Miharu da mahcup bir şekilde utangaçça güldü. Hiroaki, ikisinin bu halini görünce "Hıh" diye burnundan soludu. O sırada—

"Peki ya benim elbisem nasıl olmuş Haruto-sama? Bu odadaki herkes o kadar güzel ki, kendime olan güvenimi kaybetmek üzereyim."

Charlotte, Rio’dan kendi elbisesi hakkında bir yorum istedi.

"Elbette, size de fevkalade yakışmış."

Rio mahcup bir ifadeyle saygısını koruyarak Charlotte’u kısaca övdü.

"Ah, teşekkür ederim. Madem öyle, üç gün sürecek davetin en azından bir gününde benim partnerim olarak salona girmenizi istiyorum."

Charlotte’un neşeden ağzı kulaklarına vardı ve birdenbire böyle bir teklifte bulundu.

"Hayır, bu elbette benim için bir onur olur ancak..."

Rio lafı ağzında geveledi. Reddetmek saygısızlık olurdu ama hemen kabul edilecek kadar basit bir mesele de görünmüyordu. Derken—

"Aaa, o zaman ben de bir gün Haruto-kun’un partnerim olmasını isteyeyim bari."

Satsuki de şaka yollu atıldı.

"O halde bugünlük Miharu-sama ve Liselotte’ye Haruto-sama’nın yanlarını bırakalım; ikinci ve üçüncü günlerde Satsuki-sama ve ben sırayla Haruto-sama’yı tek başımıza kapmış oluruz."

Charlotte konuyu tamamen sahiplenmiş, meseleyi karara bağlamaya çalışıyordu.

"Hanımlar, sanırım biraz acele karar veriyorsunuz..."

Rio, ne diyeceğini bilemez bir halde araya girdi.

"Hahaha, görüyorum ki çok talibin var Haruto-kun."

Cedric keyifle kahkahayı patlattı.

"Peh."

Hiroaki hoşnutsuz bir tavırla söylendi. Öte yandan—

"............"

Flora, bir miktar kıskançlıkla yüzünü asmış, Rio ve diğerlerinin arasındaki bu etkileşimi izliyordu. Flora’nın tam karşısında oturan Miharu bu durumu fark edince—

'Prenses... Haruto-san’a mı bakıyor?'

Diye merak etti. O sırada Flora aniden bakışlarını öne çevirdi.

Flora, karşısındaki Miharu ile göz göze gelince, Rio’ya baktığının fark edildiğini anlamış olacak ki biraz mahcup bir ifadeyle başıyla selam verdi.

Miharu, Flora’nın halini süzerek selamına karşılık verdi.

"Miharu-sama, Haruto-sama tarafından koruma altına alındığınızı duymuştum ama Amande’de yanımızda değildiniz, değil mi?"

Flora, bir yandan Rio’nun yüzüne bakarken çekingen bir tavırla Miharu’ya sordu.

"Evet. Haruto-san’ın arkadaşlarıyla birlikte başka bir yerde yaşıyordum," diye dürüstçe cevapladı Miharu.

"Ah, bak şimdi hatırladım. Amande’deyken yanında bayağı güzel parçalar gezdiriyordun. O ikisi bugün gelmedi mi?"

Hiroaki, Rio’nun yanındaki Aisia ve Celia’yı iyice bellemiş olacak ki ikisinin nerede olduğunu sordu.

"Evet. Aisia ve diğerleri, Miharu-san ile yer değiştirip arkadaşımın yanına gittiler," dedi Rio.

"Anladım. Başkasının elinin değdiği kadınlarla ilgilenmemek gibi bir prensibim vardır ama o ikisini elbise içinde görmeyi isterdim doğrusu."

Hiroaki, hafif bir mahcubiyet sergileyerek bunu dile getirdi.

"Pekala, buradaki bizlerin elbise içindeki hali size yetmiyor mu Kahraman-sama?"

Liselotte, muzipçe gülümseyerek Hiroaki’ye takıldı.

"Ah, hayır, öyle demek istemedim. Mesela Liselotte, eğer önümde oturup sadece benimle ilgilenerek sohbet etseydin, başka hiçbir kadın umurumda olmazdı zaten."

Hiroaki, uzakta oturan Liselotte’ye bakışlarıyla karşılık vererek halinden memnun bir tavırla konuştu. Özetle demek istediği şuydu: Benimle daha çok ilgilenin, sohbetin merkezinde ben olayım. Çünkü—

'Bu tam kan Japon tayfası... Özellikle şu Satsuki denen küstah kadın, Liselotte gibi ince düşünemiyor. Flora’nın ise yüzü güzel ama konuşması fıs. Neyse, yanımda durmasında sakınca yok da bu oturma düzeni tam bir fiyasko.'

Şu anki durumda, başköşede oturan Hiroaki’nin tam karşısında kendisi gibi bir Kahraman olan Satsuki, onun yanında Miharu, Hiroaki’nin yanında ise pek konuşkan olmayan Flora oturuyordu. Bu yüzden konu her zamanki gibi Hiroaki’nin etrafında dönmüyor, bu da onun canını sıkıyordu.

'Gerçekten ne kadar kaba bir adam. Resmen karşımda sen varken sıkılıyorum demeye getiriyor. Benim için de durum farksız; karşımda senin yerine Haruto-kun’un oturmasını tercih ederdim.'

Satsuki, Hiroaki’nin içinden geçenleri şak diye anlamış, yüzündeki gülümsemeyi bozmasa da içten içe öfkelenmişti. Ve—

"Yanınızda bu kadar güzel ve tatlı iki kız varken bir de Liselotte-san’a asılmaya kalkıyorsunuz, amma da açgözlüymüşsünüz."

Satsuki, bıkkınlık ve iğneleme dolu bir sesle Hiroaki’ye çıkıştı.

"Ha? Burası çok eşliliğin olduğu bir dünya, değil mi? Boş boş konuşup canımı sıkma."

"Yani özel olarak tek bir kişiyi seçmeye niyetiniz yok, öyle mi?"

"Beni seven kadınlar arasında bir sıralama yapmak istemem. Bana gelen kimseyi geri çevirecek değilim."

Hiroaki, yüzüne alaycı bir gülüş yerleştirerek Satsuki’ye cevap verdi.

"...Demek öyle."

Satsuki, hayretler içinde kalıp daha fazla bir şey söyleyemeden konuyu kapattı. Liselotte’nin Hiroaki’yi sevdiğini hiç sanmıyordu ama bu konuya girmeyi de lüzumlu görmedi.

Tam o sırada kapı tıklandı.

"Rahatsız ediyorum. Efendilerim, artık salona giriş yapma vaktiniz geldi."

İçeri giren güvenlik askeri, nihayet gecenin başlayacağını haber verdi.

O sıralarda, geceye ev sahipliği yapan Sosyal Köşkün birinci katı— Galark Krallığı'nın en büyük balo salonu, çoktan soyluların akınına uğramıştı.

Salondaki yerler, duvarlar ve tavan, kralın kudretini sergilemek istercesine lüks dekorasyonlarla donatılmıştı. Sadece ışık saçan büyüyle donatılmış avizelerden biri bile koca bir malikane satın alacak değerdeydi.

Salon, ayakta yemek düzeninde beş bin kişiyi ağırlayabilirdi ancak ferah bir ortam sağlamak adına davetli sayısı bunun yarısından az tutulmuştu.

Bu gece salonda toplanan soyluların sayısı bin beş yüz civarıydı. Salonu rahatça kullanmak için hala bolca alan vardı.

Gecenin ilk gününde davetliler sadece Galark Krallığı ve Bertram Krallığı'nın Dük Huguenot tarafına mensup soylularla sınırlıydı; ancak ikinci günden itibaren katılımcı sayısı yüzlerce kişi daha artacaktı.

"Nihayet ülkemizin Kahraman-sama’sı görücüye çıkıyor demek."

"Söylentilere göre henüz on yedi yaşında bir genç kızmış."

"Çok güzel biri olduğunu duydum."

"Vay canına, merakla bekliyorum. Gençler onunla evlenmek için birbirini ezecektir."

Şık kıyafetler içindeki davetliler, salonun her köşesinde koyu bir sohbete dalmıştı.

Normalde bu tür partilerde havadan sudan konuşulur, başarılarla övünülür veya birbirlerinin açıkları kollanırdı; fakat bu gece tüm soyluların ağzında sadece Satsuki ile ilgili dedikodular vardı.

Gerçi Satsuki, Galark Kalesi'ne çağrıldığından beri kraliyet ailesi dışındakilerle teması neredeyse tamamen kesilmiş, onunla iletişim kurabilen az sayıda kişiye de sıkı bir gizlilik yemini ettirilmişti. Bu yüzden soyluların bu kadar meraklı olması gayet doğaldı.

Hal böyle olunca, salondaki herkes Satsuki’nin gelişini dört gözle bekliyordu. Günün baş konuğu olan Satsuki, tüm davetliler yerini aldıktan sonra Kral ile birlikte içeri girecekti. Çoğu davetli çoktan geldiğine göre, görünmesi an meselesiydi.

Bu arada, bu tarz partilerde rütbesi ve nüfuzu yüksek olanlar en son gelirdi. Satsuki ve Kral hariç henüz gelmemiş olanlar; Galark Krallığı ve Dük Huguenot tarafının en önde gelen isimleriydi.

Halihazırda salonda bulunanlar kendi taraflarının seçkinleri olsa da, birazdan gelecek olanlar seçkinlerin de seçkiniydi. Aralarında Rio, Miharu, Liselotte başta olmak üzere Cretia Dükalığı’nın üyeleri, Hiroaki, Flora ve Roanna da bulunuyordu.

"Dük Gregory ve ailesi de geldiğine göre, sırada Cretia Dükalığı, ardından da Dük Huguenot tarafındaki Kahraman-sama ve Prenses Flora olacaktır."

Dük Huguenot tarafındaki bir soyluyla sohbet eden Galarklı bir asilzade, içeri yeni giren göbekli ve orta yaşlı Dük Gregory’ye bakarak konuştu.

"Ah, Cretia Dükalığı denince, kızları Liselotte Hanım’ın başarıları gerçekten göz kamaştırıcı. Geçen gün Amande canavar saldırısına uğramış sanırım ama..."

"Amande kısa sürede mucizevi bir şekilde eski haline dönmüş. 'Hem zeki hem güzel' tabiri tam da onun için söylenmiş olmalı. Henüz bir nişanlısı da yok, Cretia Dükalığı ile yakınlaşmak için biçilmiş kaftan ama..."

"Oradaki buradaki çömezler için fazla yüksek bir hedef. Sürekli evlilik teklifleri aldığını duyuyorum ama bakalım hangi yiğit onun kalbini çalmayı başaracak."

Liselotte hakkındaki aşk dedikoduları da eksik olmuyordu. Hem ülke içinde hem de uluslararası alanda nüfuz sahibi olan bu kadının kiminle nişanlanacağı, değişmez dedikodu konularından biriydi.

Tam o sırada—

"Cretia Dükalığı teşrif ediyor!"

Töreni yöneten soylunun sesi tüm salonda yankılandı. Dük Gregory ailesini geride bırakarak Galark Krallığı’nın en müreffeh hanesi haline gelen o isim duyulunca, salondaki uğultu bir anda kesildi. Ve o sessizliğin içinde—

"Hıh."

Zaten salona girmiş olan Dük Gregory, hoşnutsuz bir ifadeyle burnundan soludu.

Cretia Dükalığı’nın, Gregory Dükalığı’ndan sonra salona giriş yapması, Kral François’nın Cretia hanesine daha fazla değer verdiği anlamına geliyordu. Bir hane reisi için bu, kesinlikle hoş bir muamele değildi.

Tam o sırada salonun üst katındaki kapılar açıldı ve Cretia Dükalığı’nın üyeleri boy gösterdi. En önde Patrik Cedric ve eşi Julianne yürüyordu.

Gregory Dükalığı geldiğinde hararetle sohbet etmeye devam eden soylular, şimdi doğal bir yönelimle Cretia Dükalığı’nın görkemli girişine kilitlenmişti.

"Önce Patrik Cedric-sama ve eşi Julianne-sama göründü demek. Her zamanki gibi büyüleyici bir çiftler, insan imrenmeden edemiyor."

"Aralarındaki bağın da çok güçlü olduğu söylenir. Julianne-sama gibi bir hanımefendi söz konusu olunca, kaç yaşında olursa olsun bir erkeğin ona meftun olması işten bile değil."

Soylular kendi aralarında böyle fısıldaşırken, Liselotte’nin ağabeyi Georg ve nişanlısı Colette, Cedric’lerin hemen arkasında belirdi. Ancak—

"Sıradaki Cretia Dükü ve eşi geliyorlar. Görünüşe göre ikinci oğul Pascal-sama yine teşrif etmemiş."

"Pascal-sama, Proxia İmparatorluğu sınırında konuşlanan ordumuzun komutasını devralmış durumda. Mevcut gerginlik düşünülürse, görevini her şeyin önünde tutması gayet doğal."

"Hmm, elden bir şey gelmez. Yine de... Onların ardından gelmesi gereken Liselotte-sama ortalarda görünmüyor. Yoksa o da mı katılmayacak?"

Pascal bir kenara, Cretia ailesinin bir üyesi olarak salona girenlerin sırası Georg ve Colette ile kesilince, salondaki soylular şaşkınlık içinde uğuldamaya başladı.

"Vay vay, kız kardeşimden bekleneceği üzere. Sırf ortada yok diye böyle bir tantana koptu ya. Ama birazdan Liselotte gerçekten sahneye çıktığında asıl gürültü o zaman kopacak."

Georg, salona hakim olan o kafa karışıklığını sezmiş, keyifli bir ifadeyle gülümsüyordu.

"Salondakilerin tepkisini görmek için sabırsızlanıyorum."

Colette de kıkırdayarak ona katıldı.

Her neyse, Cretia Dükalığı’nın gelişiyle bu geceki davete katılan tüm Galark Krallığı soylularının tamamlandığı düşünülüyordu... En azından öyle olması gerekirdi. Herkes, bir sonraki giriş yapanların Huguenot Dükü grubuna bağlı Kahraman Hiroaki ve yanındakiler olacağını tahmin ediyordu. Ancak—

"Sırasıyla, Kahraman Satsuki S過meragi-sama'nın dostu Miharu Ayase-sama, onun velinimeti Haruto-sama ve Liselotte Cretia-sama teşrif ediyorlar!"

Salondaki soyluların tüm tahminleri yerle bir olmuştu.

"Ne!?"

Satsuki’nin arkadaşı, onun velinimeti ve hatta Liselotte’nin bile birlikte geleceğini duymak, salonda büyük bir şok dalgası yarattı.

Derken, üst katın kapıları tekrar açıldı ve üç kişi göründü. Gelenler doğal olarak Rio, Miharu ve Liselotte idi. Rio, göz alıcı elbiseler içindeki Miharu ve Liselotte’yi iki yanına almış, salonun tüm bakışlarını üzerinde topluyordu.

"Çok... çok gençler..."

"Biri kesinlikle Liselotte-sama ama şu gri saçlı gençle siyah saçlı kızdan hangisi Satsuki-sama'nın dostu, hangisi velinimeti acaba?"

"Bir erkeğin iki kadına eşlik etmesi başlı başına tuhaf değil ama o kadınlardan birinin Liselotte-sama olması... Aralarında nasıl bir ilişki olabilir ki?"

"Merak edilen çok şey var ama... Tanrım, Liselotte-sama bir yana, diğer genç ve kız da gerçekten çok güzeller."

Soylular, gözlerini dikmiş bir halde Rio ve yanındakileri süzerek fısıldaşıyorlardı.

Liselotte, halihazırda Galark Krallığı'nın ulaşılamaz en nadide çiçeği olarak görülüyordu. Bugüne dek hakkında tek bir aşk dedikodusu bile çıkmamış, "aşılmaz bir kale" gibi olan bu genç kızın yanında bir de Satsuki'nin dostu belirince, soyluların şaşkınlığı doruğa ulaşmıştı.

"...Şu genç ya da kızı tanıyan var mı?"

Soylular, Rio veya Miharu hakkında bilgi sahibi olan birini bulmak için birbirlerini yokladılar. Fakat—

"Hayır, tanımıyorum." "Benden de pas."

İkisini de tanıyan tek bir kişi bile çıkmadı. Kısa süre öncesine kadar Ruh Halkı köyünde yaşayan Miharu bir yana, Rio da Amande dışındaki bölgelerde dikkat çekici bir faaliyet göstermediği için, onu kimsenin tanımaması son derece doğaldı.

Normalde üst kat kapısından giren soylular doğrudan alt kattaki salona doğru ilerlerdi ancak Rio ve yanındakiler üst katta kalmaya devam ettiler.

"Aşağı inmediklerine göre, muhtemelen birazdan bir açıklama yapılacaktır."

"Satsuki-sama'nın gelişini beklemek daha da heyecan verici bir hal aldı."

Soylular, neler duyacaklarına dair beklentilerini artırırken; durumu biliyor olma ihtimali yüksek olan Cretia Dükü’nün çevresi, laf almaya çalışan meraklı soylularla dolmaya başlamıştı.

Fakat tam o anda, bir sonraki davetli grubunun girişi anons edildi.

"Kahraman Hiroaki Sakata-sama, Bertram Krallığı İkinci Prensesi Flora-sama, Fontaine Dükalığı’nın büyük kızı Roanna-sama ve Huguenot Dükü Hane Reisi Gustave-sama teşrif ediyorlar!"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

NOVZON OKUYUCU TOPLULUĞU

Okuma keyfin yarıda kalmasın.

Bu seriden birkaç bölüm tükettin! Hesabını oluşturarak okuma deneyimini kesintisiz hale getir:

  • Kaldığın Yeri Asla Kaybetme Tüm cihazlarında okuduğun son bölüm ve sayfa otomatik senkronize olur.
  • Özel Kütüphane & Geçmiş Favori serilerini listene ekle, okuma geçmişini dilediğin gibi yönet.
  • Yeni Bölüm Bildirimleri Takip ettiğin serilere yeni bölüm geldiğinde anında haberdar ol.

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.