Ruh halkının köyünde sıradan bir gün...
Burası herhalde uygun olur.
Rio, meydanda köyün çocuklarıyla saklambaç oynuyordu. Gözüne kestirdiği bir ağacın arkasına çömelip olabildiğince küçüldü. Kolayca sobelenmemek için nefes alışverişini bile kontrol ediyordu. Gerçi aralarında koku alma duyuları çok keskin olan canavar-insan yavruları vardı. Rio, teknik olarak ruh sanatlarını kullanıp onların burunlarını yanıltabilirdi ama karşısındakiler nihayetinde çocuktu; onlara karşı tüm kozlarını oynamak pek de olgunca bir davranış sayılmazdı. Yakalanması an meselesiydi—
“Seni buldum, abiciğim.”
Latifa bir anda bitivermiş ve Rio’nun yanına çökerek kaçmasını engellemek istercesine ona sıkıca sarılmıştı.
“Ebe olan sen değilsin ki Latifa.”
“Ehehe, ben abiciğimle birlikte saklanmak istedim,” diye içtenlikle itiraf etti küçük kız.
“Anladım. O zaman umalım da bizi bulamasınlar.”
“Evet!”
Rio hafifçe kıkırdayarak elini Latifa’nın omzuna attı ve onu yumuşakça kendine çekti. Latifa bu durumdan gayet memnun, başıyla onaylayıp sarılışını daha da sıkılaştırdı.
“Böyle dışarıda birlikte olmak, bana köye doğru yolculuk ettiğimiz o eski günleri hatırlatıyor,” dedi Latifa aniden.
“Evet,” diye mırıldandı Rio, yüzünde bir tebessümle.
O zamanlar ne zaman mola verseler ya da yemek için dursalar, Latifa tıpkı şimdiki gibi Rio’nun dibinden ayrılmazdı. Eline geçen her fırsatı bunu yapmak için kullanırdı; gerçi şimdi de pek bir farkı yoktu ya, neyse.
“Fufu, abiciğimin kokusu bana kendimi güvende hissettiriyor. Bu kokuya bayılıyorum!” Latifa yüzünü Rio’nun göğsüne gömüp yanağını ona sürttü.
Bayağı büyüdü ama hâlâ sevgi arsızı bir bücür, diye geçirdi içinden Rio. Yüzündeki o mütebessim ifadeyle Latifa’nın başını usulca okşadı.
Amakawa Haruto’nun devam ettiği lise, hem ortaokul hem de lise bölümlerini bünyesinde barındıran prestijli bir kolejdi. Lise kısmı, hem ortaokuldan doğrudan geçenlerden hem de dışarıdan sınavla girenlerden oluşuyordu.
Bir sonbahar günü, ortaokul bölümü kendi okul festivalini lise bölümünden önce düzenlemeye karar vermişti. Ortaokul kampüsünde her türlü etkinlik ve tezgah kurulmuştu; her iki okuldan öğrencilerin yanı sıra çevre sakinlerinin de akın etmesiyle ortalık ana baba gününe dönmüştü.
Ancak, bir anlık huzur bulabilmek adına lise tarafına kaçan kız bir öğrenci vardı. Bu kızın adı Minamoto Rikka’ydı ve ortaokul son sınıf öğrencisiydi.
“Oh be, bittim resmen.” Rikka bir banka oturdu, kollarını havaya kaldırıp iç çekerek gerindi. Sınıfının Cadılar Bayramı temalı kafesinde garsonluk yapmaktan canı çıkmıştı.
Kafenin konseptine uygun olarak açık mavi bir peruk takmış ve bir cadı kostümü giymişti. Eteği epey kısaydı ve gömleği göğüslerini biraz ön plana çıkarıyordu; buraya gelene kadar insanların meraklı bakışlarını üzerinde toplamıştı zaten.
“Hadi canım, ne tesadüf! Senin burada ne işin var?”
Bir anda ortaya çıkan iki yaşça büyük çocuktan biri Rikka’ya seslendi.
“...Siz kimsiniz? Buranın öğrencisi değilsiniz, değil mi?” Rikka, çocuklara karşı oldukça temkinli bir şekilde karşılık verdi.
“Ooo, hemen yelkenleri suya indirme. Sizin dükkanda müşterinizdik, şimdi de seni burada görünce bir selam verelim dedik,” dedi çocuklardan biri, sanki bu sözleri önceden ezberlemiş gibi akıcı bir şekilde. Fakat ortaokul kampüsünden epey uzaktaydılar; öyle tesadüfen buralara kadar sürüklenmek pek de inandırıcı gelmiyordu.
Beni mi takip ettiler acaba? diye düşündü Rikka.
“Anladım. Hadi eyvallah.” Rikka hemen banktan kalkıp hızlı adımlarla yürümeye başladı. Çocuklar hiç vakit kaybetmeden onu aralarına alıp yan yana yürümeye başladılar.
“Dur bakalım. Sadece arkadaş olmak istemiştik. Telefon numaran kaç? Hem vaktin varsa bize festivali gezdirirsin. Bu arada ismim Sakata.”
“Üzgünüm. İşlerim var.” Rikka, çocukları ekebilmek için adımlarını daha da sıklaştırdı.
“Ama az önce bankta oturuyordun ya?” dedi çocuk, Rikka’nın her hareketini izlediğini belli ederek.
Öğğ, ne kadar da sinir bozucu.
Tam Rikka’nın sabrı taşmak üzereyken—
“Ah, buradaymışsın. Ben de seni arıyordum.”
Biraz ileriden, lise bölümünden bir erkek öğrenci Rikka’ya doğru seslendi.
“Ha? Sen de kimsin?” Çocuklar, araya giren bu yeni kişiye ters ters bakıp meydan okurcasına konuştular.
“Lise bölümünden bir öğrenciyim ve bu kızı arıyordum. ...Bu kişileri tanıyor musun? Öğretmen birazdan burada olur, eğer bir sorun varsa şahitlik yapabilirim,” dedi erkek öğrenci, hiç istifini bozmadan bir öğretmenin geleceğini ima ederek.
“Ne? Şey, h-hayır, sadece adres sormuştuk.” Çocuk, sesi titreyerek cevap verdi; belli ki gözü korkmuştu.
“Ortaokul binası şu tarafta.” Erkek öğrenci gülümseyerek ortaokul bölümüne giden yolu işaret etti.
“Evet. Hadi gidelim.” Çocuklar, arkalarına bakmadan ortaokul kampüsüne doğru topukladılar. Rikka, o gizemli kurtarıcısıyla baş başa kalmıştı.
“Ç-Çok teşekkür ederim, Amakawa-senpai,” dedi Rikka rahatlamayla karışık bir iç çekerek. Amakawa Haruto’ya minnetle bakıyordu.
“...Kusura bakma, daha önce tanışmış mıydık?” Haruto merakla başını yana eğdi. Rikka’yı daha önce gördüğünü hiç hatırlamıyordu.
“Ah! H-Hayır, sadece ortaokul öğrencileri arasında çok popülersiniz! İsminizi o yüzden biliyorum, ü-üzgünüm!” Rikka panik içinde özür diledi.
“Özür dilemene gerek yok ama... Cidden o kadar ünlü müyüm?” Haruto’nun gözleri şaşkınlıkla açıldı.
“Ş-Şey, bir arkadaşım sizden hoşlanıyor da, ondan biliyorum...” Rikka durumu oldukça mahcup bir şekilde açıkladı.
“...A-Anladım. Sorduğum için kusura bakma,” dedi Haruto, çekingen bir tavırla.
“H-Hayır! Asıl ben kusura bakmayın!”
İkisi arasında tuhaf bir sessizlik oldu. Birkaç saniye sonra...
“...Seni ortaokul binasına kadar geçirmemi ister misin?” diye önerdi Haruto. “Yolda o tiplerle tekrar karşılaşabilirsin.”
“Çok teşekkür ederim. S-Sizin için de uygunsa, lütfen. Ah, bu arada bizim sınıfın kafesine de beklerim! Az önceki yardımınız için size bir teşekkür etmek isterim!” Rikka, utangaç bir tavırla başını öne eğdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.