Rio ve diğerlerinin ruh halkı köyünden ayrılmalarının üzerinden on beş gün geçmişti.
Yolculuk, Rio'nun ruh halkı köyü ile Strahl bölgesi arasında defalarca gidip gelmiş olmasından ve her seferinde daha güvenli rotalar seçmesinden dolayı hiçbir engel çıkmadan, sağ salim ilerlemişti.
Vakit öğle sularındaydı; şu an bulundukları yer, Galarc Krallığı’nın en doğusunda yer alan ve Strahl bölgesi ile Vahşi Topraklar’ı birbirinden ayıran Nephilim Dağları’nın üzerindeydi.
“Strahl bölgesi buranın hemen ardında,” diyerek gruptakileri bilgilendirdi Rio.
“Demek burası...” Henüz bir medeniyet izi görünmese de Sara ve diğer ruh halkı kızları, karşılarında uzanan uçsuz buçaksız Strahl bölgesine ilk bakışlarını atarken hayranlıklarını gizleyemedi.
Latifa da sessizce önlerindeki manzaraya dalıp gitmişti.
Rio, “Korkuyor musun Latifa?” diye sordu.
“Hayır, çünkü abiciğim yanımda! İyiyim ben!” diye cevap verdi Latifa ve kendisini taşımaya devam eden Rio’ya sıkıca sarıldı.
“Anlıyorum. Eğer en ufak bir huzursuzluk hissedersen bana ya da yanındakilere güvenebilirsin.”
Latifa, Rio’nun nazik sözlerine itaatkâr bir tavırla, “Hı-hı!” diyerek karşılık verdi.
Aki, huzursuzca aşağıya bakarken, “Yine geri geldik. Strahl bölgesine...” dedi. Belli ki gergindi.
Miharu, Aki’nin elini sıkarak, “Umarım Takahisa’yı bulabiliriz,” dedi.
Aki de aynı şekilde Miharu’nun elini sıktı ve başını sallayarak onayladı. “Evet. Lütfen benim yerime Satsuki’ye her şeyi sor, Miharu.”
“Önce Aishia’nın yanına gitmeliyiz. Buraya kadar gelmişken güneş batmadan varmış oluruz. Ben önden yolu göstermeye devam edeceğim, beni takip edin,” diye seslendi Rio, arkasından uçan gruba.
“Tamam!” diyen Miharu ve diğerleri, pür dikkat kesilerek kararlılıkla onayladılar.
Birkaç saat sonra, tam da planlandığı gibi güneş batmadan hemen önce...
Rio, grubu Galarc Krallığı’nın başkentinin dış mahallelerine yakın bir bölgeye getirdi.
“Şu kayalıkların oralarda bir yerde olmalı...” Rio, aşağıdaki kayalık alana bakarken hafızasını yokluyordu.
Bir ağacı ormanda saklamak gibi, o da kaya evi diğer kayaların arasına yerleştirmişti. Yakınlarda Aishia ile olan bağını hissedebiliyordu ama etraftaki onca kaya parçası aramayı zorlaştırıyordu.
Haruto, hoş geldin.
Zihinsel mesaj aniden Rio’nun kafasının içinde yankılandı.
Rio acı acı gülümsedi. “Aishia, hoş buldum. Tam zamanında yetiştin, ben de evi bulmakta zorlanıyordum. Beni oraya götürebilir misin?” Eğer telepatik olarak iletişim kurabiliyorlarsa, Aishia çok yakında olmalıydı.
“Evet, şimdi yanına geliyorum.”
“Ha? ...Ah, oradasın.” Rio, sağ çaprazdan kendilerine doğru yaklaşan figürü görünce gülümsedi. Gözleri aşağıya odaklandığı için fark etmesi biraz zaman almıştı.
“Bu Leydi Aishia.” Sara ve diğerleri de onu fark etmişti.
“Hoş geldiniz.” Aishia bir anda önlerinde durdu ve Rio ile gruba seslendi.
Aishia’yı uzun süre sonra gören Miharu’nun gözleri doldu. “Ai-chan... döndük.”
Aishia, “Hoş geldin Miharu,” dedi.
Sara saygıyla, “Sizi görmek ne güzel, Leydi Aishia,” diye selam verdi.
Latifa neşeyle, “Görüşmeyeli uzun zaman oldu Aishia!” diye bağırdı.
“Selam herkese. Celia bekliyor, o yüzden önce sizi eve götüreyim. Bu taraftan,” dedi Aishia ve geldiği yöne doğru geri döndü. Parti, havada süzülerek onu takip etti. Bir dakika bile geçmeden—
“Geldik. İşte orada.” Aishia aşağıyı işaret etti. Orada kaya ev duruyordu ve Celia kapının önünde kollarını sallayarak onları bekliyordu.
Alma alçak sesle, “Şu kadın Rio’nun öğretmeni olmalı,” diye mırıldandı.
Orphia hevesle, “Çok heyecanlıyım ama umarım kendimi düzgünce tanıtabilir ve arkadaş olabilirim!” dedi.
Alma hafif bir gülümsemeyle başını salladı. “Katılıyorum.” Çok geçmeden yere iniş yaptılar. Herkes ayaklarını yere bastığında Celia, şaşkınlık dolu bir ifadeyle grubu karşıladı.
“Ç-Çok kalabalıksınız...”
“Ben geldim profesör.”
Celia çekinerek, “E-Evet. Hoş geldin...” diye cevap verdi. Önce kucağında taşınan Latifa’ya, sonra da Miharu, Sara ve diğerlerine göz gezdirdi.
Bu kadar çok güzel kız da nereden çıktı... Aralarındaki ilişki ne acaba?! Celia, Rio’ya sorma dürtüsüyle yanıp tutuşuyordu ama bu kadar çok misafirin yanında tereddüt etmekten kendini alamadı.
Bu arada Sara ve diğerleri, Celia’nın kulak ve kuyruk gibi ırksal özelliklerini görmemesi için kolye şeklindeki eserleri kullanarak kendilerini insan gibi gösteriyorlardı.
Latifa ve diğerleri, büyülenmiş gibi Celia’yı izliyordu.
Sara, hakkında çok şey duyduğu kadına meraklı bir hayranlıkla bakarken, “...Gerçekten de çok gençmiş,” dedi.
Orphia başını yana eğerek, “Hemen hemen Aki ve Latifa ile aynı boyda, ya da belki biraz daha uzun?” diye ekledi.
Alma gözlerini Celia’dan ayırmadan, “Çok güzel bir kadın,” diye mırıldandı.
Celia, üzerindeki tüm bu bakışlardan rahatsız olmuş bir halde, “Ş-Şey, bu insanlar kim? Miharu denen kişi de aralarında, değil mi?” diye sordu.
Rio sıkıntılı bir ifadeyle, “Evet. Doğrudur ama anlatmaya nereden başlayacağımı bilemiyorum. Tanışma faslı da var, o yüzden önce içeri mi girsek?” diye önerdi.
Grup hep birlikte kaya evin oturma odasına geçti.
“Herkes otursun mu? Tanışmayı kolaylaştırmak için herkes geldiği yere göre grup halinde oturabilir mi? Profesör, sen de yanıma oturabilirsin,” diyen Rio, Celia ile birlikte üç kişilik kanepeye yerleşti.
Aishia, “O zaman ben çayları koyayım,” diyerek gönüllü oldu.
Miharu hemen atıldı. “Ah, ben de yardım edeyim Ai-chan.”
Orphia da ayağa kalktı. “Ben de...”
Aishia gitmeden önce başını iki yana salladı. “Gerek yok. Ben buradaki herkesi tanıyorum, siz oturun.” Bunun üzerine Miharu ve Orphia sessizce yerlerine döndüler.
“Hemen tanışma faslına ve neler olup bittiğine dair açıklamalara geçelim,” diye başladı Rio. Aishia dışında buradaki herkesi tanıyan tek kişi o olduğu için liderliği ele almalıydı. “Her şeyden önce, bu Profesör Celia. Benim eski öğretmenimdir.”
Celia yapmacık bir şekilde eğilerek selam verdi. “Merhaba...” Beltrum Krallığı’ndan kaçmış biri olarak, tanıtımına nereden başlayacağından emin değildi.
Rio, Celia’ya dönerek alçak sesle ve özür dileyen bir tonda, “Özür dilerim. Biliyorum çok ani oldu ama onlara durumunla ilgili kısa bir açıklama yaptım; sadece bilmeleri gerektiği kadar. Onların da kendilerine has, oldukça özel durumları var ve bilgilerini asla kimseyle paylaşmayacaklarına dair garanti verebilirim. Birazdan kendi geçmişlerini anlatacaklar, o yüzden önce sen kendini tanıtır mısın profesör?” dedi. Bu sırada Sara ve diğerleri, Rio’nun konuşmasını hafif bir gerginlikle izliyordu.
Celia, karşısındaki ciddi yüzlü kızlara baktı ve bıkkın bir kabullenişle, “...Pekala. Söz veriyorsun, tamam mı?” dedi.
Ardından nazikçe başladı: “Şey, Rio’nun dediği gibi, ben onun eski öğretmeniyim, Celia Claire. Aslında Beltrum Krallığı’ndan bir soyluyum ama bazı durumlar yüzünden şu an Rio’nun himayesi altındayım. Neler olduğunu duydunuz mu?” diye sorarak Rio’ya baktı; ne kadarını bildiklerini merak ediyordu.
Rio mahcup bir tavırla, “Evet, çok kısa bir özet geçtim. Kusura bakma,” dedi.
Celia zoraki bir gülümsemeyle başını salladı. “Özür dilemene gerek yok. O halde size gerçek halimi göstereyim.” Saçlarını çözdü ve saç rengini değiştiren kolye eserini çıkardı. Altın sarısı saçları bir anda gümüş rengine büründü.
Celia’nın güzelliğine kapılan Masato, ağzından hayranlık dolu bir “Oha...” sesi kaçırdı.
Miharu ve geri kalanlar, Celia’daki bu değişimi büyük bir şaşkınlıkla izlediler.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.