Daha doğrusu, bu arka plan müziğinin döngüsü o kadar kısa ki, artık kaç kere dinlediğimi unuttum.
Ve az öncesine kadar o ekranda oyun oynayan diğer topluluk üyesi ise...
"A-ha?"
"Günaydın."
Onun da çoktan uyuyakaldığını sanmıştım ama yakından bakınca gözlerinin açık olduğunu ve bana doğru baktığını fark ettim.
"Yoksa bunca zamandır uyanık mıydın?"
"Hayır, az öncesine kadar uyuyordum. Aki-kun sen ayaklanınca uyandım."
"Anladım."
"Gidiyor musun?"
"Evet... Ne olursa olsun, bugün bu işi noktalamak zorundayım."
Evet, bugün kesinlikle bir sonuca bağlayacağım.
Comiket kış başvurularının bitmesine çok az kaldı.
Tanıtım illüstrasyonunu kesinlikle bizim asıl çizerimize çizdireceğim.
"Bu yüzden gidiyorum... Comiket'in üçüncü gününde, Big Sight'taki o mekana."
"Sawamura-san sence oraya gelir mi?"
"Belki gelmez. Ama yine de gideceğim."
"Anladım, peki."
Eriri gelmese bile, orada benim için gerekli olan bir şey var.
Başrol kadını etkilemek, daha doğrusu ana karakter tarafından tavlanması için gereken o olmazsa olmaz eşya.
"Katō... Teşekkür ederim."
"Böyle şeylerin hepsini Kasumigaoka-senpai'ye söylesen daha iyi olur."
"Onun gönlünü sonra alırım. Ama şu an bunu sana iletmek istiyorum."
"Ben bu sefer pek bir şey yapmadım ki."
"Öyle deme... Hiç de öyle değil."
Asıl çizer, asıl yazar ve asıl kız.
Üçü bir arada, benim tanrıçalarım.
Biri bile eksik olsa bu topluluk ayakta kalamaz.
...Pekala, haddimi fazlasıyla aşan şeyler söylediğimi kabul ediyorum.
"Dünden beri sana bir sürü zavallı halimi gösterdim, değil mi?"
"Aa, dünden önceki güne kadar öyle görünmediğini mi sanıyordun?"
"Ah, şimdilik laf sokmayı bir kenara bırakalım. Nadiren ciddi bir şeyler anlatmaya çalışıyorum burada."
"Doğru ya, uykusuz geçen gecelerin sabahında insanın enerjisi böyle garipleşiyor işte. Sonra ölesiye pişman olursan karışmam, tamam mı?"
"Ama Katō... O aciz halimde bile hep beni kolladın."
"Şey, bir dakika..."
Zorla satış yaptırsam da, onu iki kez yolun ortasında bırakıp gitsem de, eve dönemeyecek kadar rezil bir duruma düşsem de.
Tek bir şikayet veya yorum yapmadan sakince bana eşlik etti; beklemekle kalmayıp beni aramaya çıktı, eve götürmekle kalmayıp bir de yardıma birini çağırdı.
Üstelik... Sonrasında bile.
Az önce fark etmemiştim ama... Katō yaklaşık bir buçuk saattir banyodan dönmemişti.
Bunun ne anlama geldiğini şimdi anlıyorum.
Benim Utaha-senpai'ye her şeyi içimi dökmemi, ona sığınmamı muhtemelen koridorun dışında sessizce beklemiş ve bizi izlemişti.
...Sonunda içeri girdiği zamanlamanın neden bu kadar tuhaf, ya da tam isabet olduğunu hala çözemesem de.
"Hey, Katō..."
"Şey, efendim?"
"Benim gibi ezik bir ana karakterden yine de vazgeçmezsin, değil mi?"
"Aki-kun..."
"Bu beceriksiz ana karakterin asıl kızı olmaya devam eder misin?"
"Muhtemelen ilişkimiz zamanla kopup gider diye düşünüyorum. Sonuçta bu topluluk tamamen senin zorlamalarınla ayakta duruyor."
"Bir kusurum olduysa telafi edeceğim, lütfen beni terk etme!"
Utaha-senpai'yi uyandırmamak için fısıltıyla ama adeta yalvaran bir ifadeyle Katō'ya diller döküyordum.
"Öyle mi diyorsun... O zaman hemen telafi et bakalım. Bu seferki isteklerim konusunda biraz bencilce davranacağım, tamam mı?"
"Lütfen insan gücünün yetebileceği sınırlar içinde olsun..."
"Bakalım, öncelikle... Aki-kun ve Sawamura-san barışacak."
"Tamam."
Daha ilk maddeden, zaten bu bizim asıl görevimizdi.
"Sonra, Sawamura-san ve Izumi-chan barışacak."
"Evet."
Bu şart. Ne pahasına olursa olsun Eriri'ye özür dileteceğim.
"Topluluktan kimse ayrılmayacak."
"Ş-şey, tamam."
Zaten bundan en çok korkan bendim.
"Hep beraber, Aki-kun'un hayalindeki o en muhteşem oyunu bitireceğiz."
"Katō, sen..."
"Hm? Ne oldu?"
"Yok... Gerçekten de bencilceymiş."
Bunların hepsi benim...
Senin bu söylediklerin, benimkilerle aynı seviyede bile değil, birebir aynısı.
"Ah, doğru, bir de şey var."
"Efendim?"
"Topluluğun ismine artık karar vermemiz lazım."
"Haklısın..."
Sonunda...
Katō sonuna kadar, tek bir tanesini bile sektirmeden 'benim dileklerimi' bilmeyi başardı.
"O zaman, ben çıkıyorum."
"Tamam, güle güle git."
Katō'nun uğurlama sözlerini arkamda bırakarak odadan çıktım.
Koridorun penceresinden süzülen güneş ışığı üzerime vurdu.
Yeni bir sabah gelmişti. Umudun ve barışın sabahı.
Bekle beni Eriri...
Sadece bugüne özel, ben senin ana kahramanın olacağım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.