Bir Adım Geriye Bakınca Aşırı Utanç Verici Bir

Sekizinci Bölüm: Bir adım geriye bakınca bu bölüm harbi aşırı ezikçe görünüyor

İşte böylece, pazartesi sabahı gelip çattı.

"Gü... Günaydın Megumi...!"

Tren istasyonundan akademiye giden yolda, o kendine has olmayan küt saçlı sırtı görünce, hafif bir heyecanla birlikte yirmi bir saatlik ayrılığın ardından gelen kavuşmamızı kutlamaya yeltendim ki...

".........."

"Bir dakika, o 'iğreniyorum' der gibi bakış da neyin nesi?!"

Nedenini bilmediğim bir şekilde, arkasını döndüğünde yüzünü ekşitmiş, sanki ağzına acı bir hap almış gibi duran bir Megumi ile karşılaştım.

"A-Aaa? Megumi, sende bir gariplik mi var?"

"Boş ver şimdi, normal bir şekilde konuşalım, normal."

"Hayır ama... Yoksa dün olanlar sadece benim hayalim miydi?"

"Öyle bir şey değil."

Dahası, bu sözlerine tam olarak yüzündeki o 'soğuk' ifade de eşlik ediyordu. Normalden birazcık daha (yani genel standartlara göre epey fazla) yüksek olan enerjimden kaçar gibi, okul yolunda adımlarını hızlandırıp aceleyle yürümeye başladı.

"Baksana Megumi, bir şeyi teyit etmek istiyorum; biz cumartesi gecesinden beri telefonda, sonra da Skype'ta, hem de pazar öğlene kadar..."

"Aa, ikimizin de hafızası aynı olmalı. O yüzden o zaman konuştuklarımızı şimdi burada detaylıca anlatmaya kalkma, tamam mı?"

"Eee, o zaman neden enerjilerimiz bu kadar farklı?"

"Dediğim gibi, hani aynı anılar olsa bile, onlara bakış açımız farklı diyelim."

"Hadi canım! Ne yani, dünkü olaydan o kadar mı nefret ettin?!"

Yani görünüşe göre Megumi'nin bu huysuzluğunun sebebi, benim bu sabah her zamankinden daha keyifli olmamla tamamen aynı nedene dayanıyordu...

İyi de, bu nasıl ölümcül bir iletişim kopukluğudur böyle?

Dün birbirine aşkını kanıtlayan (başrol erkek ve başrol kadın) bir çiftin sergileyeceği tavır bu mudur yani...?

Gerçi belki de kadın-erkek arasındaki bu tarz özel etkinliklerden sonra böyle şeyler yaşanması normaldir. Kimse 'yanlış anlaşılma' kurbanı bir herife dönüşmesin diye dikkat etsin bari; gerçi benim için artık çok geç ya, neyse.

"Ah, şey, bak Tomoya-kun. Eskiden bir kadının şöyle bir sözü vardı..."

"Şu 'eskiden bir kadın' dediğin, tarihteki ünlü biri mi yoksa kinci bir eski sevgili mi?"

"'Pek de nefret etmemiş olmaktan nefret ettim' derler ya..."

"İkinci seçenekmiş desene!"

"Yani, öyle işte."

"Ha? Nasıl?"

Tam kadın-erkek ilişkilerindeki en büyük zayıf noktam olan o 'sezgi eksikliğim' yüzünden dert yanmaya başlayacaktım ki...

"Tomoya-kun ile öyle bir atmosfere girmiş olmak bile başlı başına bir yenilgi, hatta tam bir hezimet, rezalet bir mağlubiyet gibi sanki..."

"Ha? Ah, a... Aaaa!"

Megumi, küçük bir bilmeceyle kendi duygularını bana gayet anlaşılır bir şekilde ifade etmişti.

"Y-Yani şöyle mi demek istiyorsun? Megumi, dün geceyi hatırlıyorsun, o kadar da kötü değildi ama benimle öyle bir atmosfere girmiş olmaktan dolayı utanç duyuyorsun..."

"Daha az önce her şeyi tek tek detaylandırma diye rica etmemiş miydim ben...!"

"Affedersin."

Görünüşe göre mesajı hala tam olarak alamamıştım.

"Neyse, ben önden gidiyorum. Ayrıca okulda da benimle pek konuşma. Beraber dönerken arkadaşların dedikodu yapması falan filan işte."

Sonuç olarak, Megumi o düşük modunu sonuna kadar bozmadan, beni öylece bırakıp aceleyle okula doğru yöneldi.

"Yoo, bunda büyütecek bir şey yok ki. Şimdiye kadar ikimiz beraberken kimsenin umurunda bile değildik."

"Öyle olmuyor işte..."

"Eee, neden ama?"

"Çünkü... Şu anki halimizi, o kızın görmesini pek istemiyorum."

"Ah... Doğru."

O kız da kim?

"Çünkü, nasıl desem, pek açıklama yapılabilecek gibi değil..."

"Hm, doğru olabilir."

Peki ama kim?

"Evet, o zaman sonra görüşürüz."

"Tamam, sonra görüşürüz."

Kim bu kız ya?!

Neyse, aklımda böyle küçük sırlar kalsa da...

Megumi: 'Madem sonra dedik, o zaman geldi.'

Megumi: 'Okul çıkışı her zamanki kafede, saat dört uygun mu?'

Tomoya: '...Tamam.'

Bu mesajın gelmesi, Megumi'den ayrılmamın üzerinden henüz otuz saniye geçmişken oldu...

Evet, her zamanki gibi okul sahnelerini pas geçiyoruz ve günün akşamına geliyoruz.

Sözleştiğimiz gibi, kütük ev tarzındaki o kafe.

"Zaten üniversite giriş sınavına şurada yarım yıl kalmışken biz ne yapıyoruz ki böyle?"

"Durup dururken bana gerçekleri hatırlatma be!"

...Orada, yüksek başarı oranıyla gurur duyan Özel Toyogasaki Akademisi'nin iki öğrencisi kafa kafaya vermiş, iç karartıcı gelecek planları üzerine derin bir sohbete dalmıştı.

"Ama Tomoya-kun, gerçekten ne yapmayı düşünüyorsun? Mezuna mı kalacaksın? Meslek yüksekokulu mu? Yarı zamanlı işlerde mi sürüneceksin? Şimdiden söyleyeyim, liseden sonraki yolunda sana eşlik edemeyebilirim, ona göre."

"Valla bu konuyu kapatalım artık..."

Konu o kadar kasvetliydi ki gözyaşlarımı tutmak için kendimi zorlayarak, yine o 'dümdüz' haline geri dönen Megumi'nin değişken tavırlarına bir dur dedim.

Bu başrol kadın dediğin, birazcık daha heyecan verici yönde tepkiler verip ifadesini değiştirse daha 'moe' olmaz mıydı? Bu değişkenlikte resmen sınır tanımıyor, bildiğin kafasına göre takılıyor.

"Yani dün yazıp bitirdiğin olay örgüsü bu mu...?"

"Evet, merakla beklediğin 'Meguri 15' huzurlarınızda!"

İçimdeki bu tarz düşünceleri bir kenara bırakıp çantamdan birkaç sayfa çıktı çıkararak masaya dizdim.

O kâğıtların her bir sayfası; dünkü kanımın, terimin ve hızlı parmak hareketlerimin birer kristalleşmiş haliydi.

"O zaman... Okuyorum."

"Oku bakalım! Dünkü gibi eleştirilerini eksik etme!"

Bu özgüven dolu sözlerimi duyan Megumi, tıpkı bu sabahki gibi 'iğreniyorum' dercesine kaşlarını çattı ama yine de derin bir nefes alıp ciddiyetle okumaya koyuldu.

Tam bir hafta boyunca üzerinde kafa yorduğum ve on saatte tamamladığım o otuz kilobaytlık metne.

".........."

".........."

Fakat o ciddi ve dümdüz tavrını koruyabilmesi ancak ilk bir dakika kadar sürdü.

"...!"

".........."

"....!"

".........."

Çok geçmeden o ciddi ve tepkisiz ifadesinde ufak değişimler belirmeye başladı.

"Baksana Tomoya-kun."

"Efendim?"

"Ben okurken öyle yüzüme bakıp durma."

"Tamam, tamam. Başka tarafa bakıyorum, sen rahat rahat oku."

"...Öğğ."

İfadesi gittikçe daha da rahatsız bir hal alıyor, yanakları hafifçe kızarıyor ve alnında ince bir soğuk ter damlası beliriyordu.

Huzursuzca saçlarıyla oynuyor, arada bir kaçamak bakışlarla beni süzüyor ve kesik kesik nefes alıyordu.

"...Bitti."

"Nasıl olmuş?"

".................. 'Lütfen beni öldür' tadında olmuş diyebilirim."

"İşte bu beee!"

Ve bunca utanç dolu hareketin sonunda, onuru kırılmış bir mağlubiyet ilanı döküldü dudaklarından.

"Artık bittim... Ben bunu bir daha asla okumak istemiyorum."

"Eğer beğenmediysen düzeltirim, tam olarak neresi kötü, söyle bana!"

"...Yok öyle bir yer."

"Efendim? Ne? Duyamadım?"

"Yeterince utanç vericiydi, ölecek kadar hiçbir sorun yoktu işte!"

"İş-te-bu-dur!"

"Ah, amma gürültü yaptın."

Öyle böyle derken, sonunda Megumi'nin o kontrol edilemez değişkenliğini kırmayı ve onun 'moe' damarını yakalamayı başarmıştım.

Kendi tarihimin en iyi, en 'moe' senaryosuyla.

Bu senaryo, muhtemelen "senaryo hastası" denilen tayfa okusa kaşlarını fena halde çatacağı türden bir şeydi.

Betimlemeler aşırı azdı; sadece ana karakter ve Meguri arasındaki kısa cümlelerden oluşan diyaloglar akıp gidiyordu.

Üstelik içeriği de yok denecek kadar azdı.

Sadece o ikisinin arasındaki o uyuşuk ama bir o kadar da vıcık vıcık flörtöz atmosferi yansıtmak için tüm güç harcanmıştı.

Bunun dışındaki her şey, sanki "pek de önemli değil" denilerek boş verilmiş gibiydi.

...Ayrıca, dünkü Megumi ile aramızdaki konuşmaya birazcık benzemesi tamamen bir hayal ürünüydü.

— Sanki nü model olmaya zorlanmışım gibi hissediyorum...

— Oha, amma gerçekçi bir benzetme oldu.

Hayır, diyorum ya işte, tamamen hayal ürünü.

— Çok kötüsün Tomoya-kun... Bu kadar nokta atışı utandırıcı bir senaryo yazılır mı hiç?

— Aslında şimdiye kadar yaptığımdan farklı bir şey yapmaya niyetim yoktu ama.

Hatta betimleme açısından bakarsak, şimdiye kadarki başrol kadınlardan çok daha uysaldı.

Çünkü kimseyi soymadım.

Öpüşme sahnesi yok.

El ele tutuşma bile yok.

Hatta işin aslı, bir itiraf bile ettirmedim.

Gerçekten de sadece ikisinin birbirine sıradan laflar atmasından ibaretti.

...Sadece birbirlerini ne kadar çok sevdikleri, o kadar bariz bir şekilde dışarı sızıyordu ki.

— Nedense, Tomoya-kun bir an gözüme tam bir erkek gibi göründü...

— Ben zaten en başından beri erkeğim be!?

Böylesine uç noktada platonik bir senaryo yazmama rağmen, görünüşe göre Megumi için her bir betimleme fazlasıyla cinsel bir anlam taşıyordu.

...Gerçi bir bakıma, tam da hedeflediğim şey buydu.

— Ah, çok sıcak. Affedersiniz, suyumu tazeler misiniz?

Megumi telaşla saçlarını geriye atıp mendiliyle terini siliyor.

Ben de ona biraz serinlik vermek için kağıtları yüzüne doğru sallıyorum... gibi yapıp o kızarmış yüzüne dik dik bakıyorum.

Salladığım rüzgarı keyifle kabul eden ve hafifçe nefes vererek gözlerini yuman Megumi...

Nasıl desem, tamamen platonik olması gerekmesine rağmen bir bakıma, resmen—ydi.

— Peki, bir sonraki... Meguri 16 nasıl bir hikaye olacak...?

Daha sonra, Megumi'nin biraz sakinleştiği bir anı kollayıp eve dönüş hazırlıklarına başladık.

İşte tam o sırada Megumi, şimdiye kadar sorulmamış olmasına şaşırdığım o can alıcı soruyu korka korka sordu.

— Bakalım... Sence Megumi, bir sonraki etkinlik ne olsa iyi olur?

— Hmm... Önceki senaryoda ana karakter ve Meguri sonunda sevgili oldular, o yüzden burada artık klasik olan, ikisinin başına gelen zorlukları anlatan bir hikaye mi olsa?

— Zorluk mu... Mesela nasıl bir şey?

— Mesela başrol kadın hafızasını kaybedip her şeyi unutur ya da ana karakter zamanda geriye gidip sevgili oldukları geçmişi değiştirir veya aslında tüm bu hikaye senaryo yazarının gördüğü bir rüyadır gibi.

— ...Sen ne yapıp edip Meguri 15'i hiç yaşanmamış saymak istiyorsun galiba.

Megumi, yapıcı bir senaryo tartışması kılığına bürünerek var gücüyle bir geri çekilme operasyonu öneriyordu.

Anlaşılan o platonik senaryo onda bayağı bir travma yaratmıştı.

Ancak...

— Maalesef yanıldın Megumi! Aslında Meguri 16'nın taslağı kafamda çoktan şekillendi bile!

— Bu demek oluyor ki...

— Evet, merak etme! Öyle ani gelişmeleri bir kenara bırakıp burada bir adım daha ileri gidiyoruz; var gücümüzle vıcık vıcık bir flört sahnesi yazacağız!

— Eeee...

Megumi'nin o çaresiz umudunu tüm gücümle yerle bir ediyorum.

Evet, Meguri 15 hala çok masum kalmıştı.

Soyunma yoktu.

Öpüşme yoktu.

El ele tutuşma yoktu.

İtiraf bile ettirmemiştim.

Çünkü o tarz sahneleri, bundan sonraki senaryolarda betimleyecektim...

— Bu yüzden bu gece de Skype üzerinden okuma provası yapacağız! Eve gidince önce bir kestir de gece yarısı gelecek mesaja hazır ol!

— ...Yine sabaha kadar süreceğini mi varsayıyoruz? Yarın okul var ama.

— Lütfen Megumi! Bu bizim en güçlü görsel romanımızı yapmamız için...

— Tamam, tamam, anladım. Uykusuz kalmak sorun değil de bu gerçekten ağır geliyor...

Megumi kalbinin derinliklerinden kendi kendine konuşarak şikayetlerini mırıldansa da...

Yine de benim emrime... yani ricama asla hayır demedi.

Etkinlik Numarası: Meguri 16

Tür: Bireysel Etkinlik

Koşul: Meguri 15'ten hemen sonra gerçekleşir

Özet: Meguri ve ana karakter, okul çıkışında flörtleşir.

Salı, okul çıkışı, akşamüstü.

— ...Yani, pek de önemli bir şey değil aslında.

— ...Haklısın, pek de önemli değil.

Okulun en yakın tren istasyonundan nedense iki durak ötedeki bir istasyonun bekleme bankı.

Normalde trenle sadece geçip gideceğimiz bu noktada, Megumi ile yan yana oturuyorduk.

...Bu arada, ufak bir özür dilemem gerekirse; dünkü geceki okuma provası sahnelerini merakla bekleyenlerden çok özür dilerim.

Fakat şu anki bu sahne betimlemesinin kesinlikle daha önemli olacağını bilmenizi isterim.

Bunun sebebi ise...

— Artık en azından el ele tutuşma sahnesini yazmam lazım.

— Yazman lazım diye bunu bizzat uygulamamıza hiç gerek yok bence, sence de öyle değil mi?

— Huysuzluk etme Megumi.

— Öf...

Çünkü şimdi, Meguri 16'da betimlenecek olan o sahnenin provasına giriyoruz.

Evet, dünkü Skype toplantısında sonuç olarak senaryoda tek bir satır bile ilerleyememiştik.

Bunun sebebi ise, önceki flört etkinliğinden bir tık daha ileri seviye olan ikinci flört etkinliği; yani "el ele tutuşma randevusu"nun detaylı ortam tasviri konusunda ikimizin fikir birliğine varamamasıydı.

O eylemi gerçekleştirdiğinde karşıdakinin elinin yumuşaklığı, sıcaklığı, nemi, uygulanan güç, hafif titreme... Dahası yüzdeki utanç hali, konuşmaların sendelemesi.

...Ayakta duran karakter görselleriyle tam ifade edilemeyen, diyaloglar veya yan notlarla desteklenmesi gereken bu bilgiler, Skype üzerinden kurulan iletişimle anlaşılamıyordu.

— Zaten bunu altı ay önce halletmiştik.

— O zaman sadece malzeme toplamak içindi.

— Ha işte, bu da malzeme toplamak için. Ne de olsa bu bizim en güçlü görsel romanımız...

— Bu slogan sanki istendiğinde her şeyi mübah kılan berbat bir günah çıkarma belgesine dönüştü.

— Yani şimdi istemiyor musun?

— ...Bu sorudan nefret ediyorum.

— Yani, olur mu demek bu?

— Onaylanmasından da nefret ediyorum.

— O-O zaman... Zorla...

Aynen dediğim gibi, yan bankta rızasıyla oturan kızın, hemen tutulacak bir pozisyonda duran eline yavaşça dokunup...

— ...Iyyy.

— Öyle iğrenmiş gibi ses çıkarma! Ellerimi yıkadım herhalde!

Ancak o tuhaf tepkisi yüzünden istemsizce elimi geri çektim.

— Hayır, ondan değil de...

Buna karşılık, o garip tepkiyi veren Megumi ise benim tarafımda duran elini çekmeye hiç niyetli görünmüyordu; sadece boş boş uzağa giden elime bakıyordu.

...O kadar da paniklemediysen, bir erkeği böyle sindirecek o sesi çıkarmasaydın keşke.

— Ama demin Tomoya-kun'un yüzü öyle bir haldeydi ki, sanki köşeye sıkışmış gibi...

— Bakma! Lütfen yüzüme bakma!

...Ayrıca, bir erkeğin tüm hevesini bu kadar kaçıracak şeyler söylemesen daha iyi olurdu.

"Nasıl desem, geçen gün Skype'ta senaryo yazarken gördüğüm o yüzünün tıpkı aynısıydı. Ah, herhalde heyecanı tavan yaptı falan diye düşündüm."

"Bir de üstüne açıklama yapma! Hem gizlice dik dik bakan sensin, bir de gelip bunu mu söylüyorsun!?"

Ne ara olduysa, daha doğrusu her zamanki gibi, aramızdaki üstünlük dengesi kaşla göz arasında tersine dönmüştü. Yenilgi hissini iliklerime kadar hissederken, aşağılanmanın... yok, utancın etkisiyle yüzümü ellerimle kapattım.

"Hadi ama, sakinleş Tomoya-kun."

"Sakinleşmeme izin vermeyen sensin be!"

"Pekala, orası öyle de. Ben de böyle bir durumda o kadar düz bir ifadeyle duramıyorum herhalde."

"Yine de beni köşeye sıkıştırma."

"El ele tutuşalım diyen sendin, değil mi?"

"Çünkü o... tamamen... bizim en güçlü..."

"Evet evet, galge yapmak içindi, değil mi? Anlıyorum."

"Harbiden anlıyor musun bari?"

"Anlıyorum diyorum ya, anlıyorum."

Harbiden, ama harbiden anlıyor mu acaba...

Böyle derken bile ne ara yaptıysa, ellerini benimkilerin arasına sımsıkı kenetlemişti...

"Ama bak."

"Ne var?"

"Böyle bir istasyon bankında el ele tutuşmak falan... Sanki biraz fazla sıradan bir çift gibi durmuyor muyuz?"

"Ne yani? Daha özel bir şey mi istiyordun?"

"Ooo..."

"Şu tepkiyi verip durma artık... Oyun senaryosundan bahsediyorum!"

Böylece, daldan dala atlayarak.

Mevzu da dizginler de oradan oraya savrulup durdu.

Biz... "Bizim duraktan iki durak uzaklıktaki istasyon" sayesinde, kimseye yakalanmadan yaklaşık bir saat boyunca orada öylece oturmaya devam ettik.

"Pekala, eğer bir başrol kadın karakter ve ana karakter söz konusuysa, belki biraz daha ilerleme kaydedebilirler."

"Mesela, ne gibi?"

"Şey, şöyle... mesela... ııı... parmakları birbirine kenetlemek?"

"O zaman... bunu, yapalım mı?"

"Sana diyorum ki, her seferinde dönüp bana sorma şunu."

"Ama bu kadarı da biraz fazla kritik bir hamle olmaz mı?"

"Ama Tomoya-kun, başka biriyle çok daha ileri düzeyde fiziksel temasta bulunmuştun, değil mi?"

"Bu konu şu an açılacak şey mi şimdi?"

"Hatta öpüşmüştün bile, değil mi?"

"O mesele geçen ay kapandı gitti ya!"

Bir saat geçmiş, akşam güneşi batmaya yüz tutmuş olsa bile.

Hala bıkmadan, sürekli boş muhabbetlerimizi tekrarlayıp durduk.

Sonunda, farkında bile olmadan beş parmağımızı birbirine sıkıca kenetleyen bizler...

Dışarıdan bakan biri için muhtemelen sadece, sıradan bir çiftten ibarettik...

Etkinlik No: Meguri 19

Tür: Bireysel Etkinlik

Koşul: Meguri 18'den hemen sonra gerçekleşir

Özet: Meguri ve Ana Karakterin, ilk...

Ve Çarşamba, gece yarısı.

"Ö-ö-öööö..."

'......'

"İşte böylece, nihayet, niha-yeeettt... Ö-ö-ö-öp... öpücük...!"

'Eğleniyorsun değil mi? Benimle eğleniyorsun Tomoya-kun.'

"Hayır! Sadece aşırı utandığım için garip tepkiler veriyorum o kadar!"

'Ah, çok gürültü yapıyorsun, komşular rahatsız olacak.'

Skype ekranının öte yanından görünen Megumi'nin ifadesi ve tavrı, o el ele tutuşma randevusundan... hayır, el ele tutuşma etkinliğinin prova okumasından sonra tamamen değişmiş, yine eski düz haline dönmüştü.

Sonuçta işin bu noktaya gelme sebebi, her zamanki gibi benim garip bir şekilde yükselen heyecanlı tavrım ve her seferinde daha da artan etkinlik çıtasıydı herhalde.

'Zaten, böyle utanç verici senaryoları her seferinde bana göstermene gerek yok. Kendi kendine yazıp kendi kendine tatmin olsan yeter.'

"Olmaz! Bugüne kadarki başarımlarımıza baktığımızda, sana kontrol ettirdiğimde ortaya çok daha iyi bir iş çıktığı kesin bir gerçek!"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.