Parmaklardan sıyrılmak için döndü. Bitkin düşmüştü, her santimi yara bere içindeydi. Dayanıklılığı ve gücü sınırlarına dayanmışken, yine de tam sağlıklıyken olduğundan daha çevik görünüyordu. Tıpkı sönmeden önce en parlak yanan bir mum gibi, hayatı için gereksiz ne varsa soyulup atılmış, pürüzsüz ve arınmış hissediyordu.
Şüpheleri dağılmıştı. O görünmez ağırlıkların hepsini üzerinden atmış, Wilhelm'in hem kalbi hem de bedeni hafiflemişti.
"Ha-ha!"
Güzel bir histi. Güzel bir varoluş biçimi. Kalbi ve zihni, daha önce hiç olmadığı kadar tamamen savaşa odaklanmıştı. Hayatla ölümün eşiğinde, sadece o ve Valga vardı.
Bordeaux ve Grimm, bu dövüş için şapele gelmiş olsalar da, müdahale etme belirtisi göstermiyorlardı. Wilhelm, savaşının saflığının lekelenmeyeceğini bildiği için minnettardı, ama aynı zamanda savaş alanının sadece kendisine ait olduğunu da biliyordu.
Parmaklar zemini parçaladı, bir el ona doğru savruldu ama duvardan güç alıp zıplayarak sıyrıldı. Yere bastığı an, çömelip koşmaya başladı, mesafeyi kapatırken saldırı serisini arkasında bırakıyordu. Değersiz düşünceleri de arkasında bırakmış, kendini saf bir şekilde ölüm kalım mücadelesine adamıştı.
"Dur orada, pis insan—!" diye kükredi Valga, sürekli hareket eden düşmanına isabetli nişan alamıyordu.
Bodrum odası sağlam yapılmıştı ama eski zarafetinden zaten eser kalmamıştı. Onu yeniden inşa etmek şüphesiz zaman ve çaba gerektirecekti. Odanın bozulmadan kalan tek kısmı, Valga'nın arkasındaki, üzerine ejderha mührünün oyulduğu duvardı.
Sadece şapel zarar görmemişti. Sfenks ve ölümsüz Libre ile yapılan savaş, kalenin her yerinde yıkıma neden olmuştu. Wilhelm ikisine de bizzat karşılık vermek istemişti ve intikamının araya girenler tarafından elinden alınmasından hiç hoşlanmamıştı. Ama Bordeaux ve Grimm güvendeyse, belki buna katlanabilirdi.
Valga'nın sesi titredi. "Dostlarına bakacak vaktin olduğunu mu sanıyorsun, seni sızlanan—"
"Sadece yoldan çekildiklerinden emin oluyordum. Bu kadar kasma kendini."
Wilhelm içindeki son saf olmayan şeyi de ortadan kaldırdı. Şimdi, Kılıç İblisi'nin uyanışı tamamlanmıştı.
"Bedelini ödeme vakti geldi!" diye kükredi, öfkeli bir ters vuruştan sıyrılmak için dönerek. Bu hareket onu devasa yaratığa daha da yaklaştırdı. Canavarın eli, Wilhelm yaratığın göğsüne doğru atılırken onu yakalamak için uzandı, ama Kılıç İblisi devasa parmakları basamak olarak kullanarak daha da yakına sıçradı. Sonunda, uzanmış eli Valga'nın dudağına ulaştı, sıkışmış kılıcı kavradı ve yanlamasına bir kesik attı.
Kılıç İblisi, kan yağmuru içinde yere indi. Valga acıyla uludu ve düşmanına doğru savruldu. Gelen yumruğun farkında olan Wilhelm, duruşunu değiştirip bir kez daha savurdu.
Yatay savuruş, Valga'nın sağ elindeki üç tırnağın altına girdi. Her bir tırnak neredeyse bir insan başı büyüklüğündeydi. Kılıcı tırnaklar ve parmaklar arasına sıkışmış haldeyken, Wilhelm itti, parmak uçlarını parçaladı ve tırnakları elden kopardı. Valga acıdan boğazı düğümlenmiş halde zar zor ses çıkarabiliyordu, ancak bedeni geriye doğru sendelerken Kılıç İblisi içeri atıldı.
Hedefi boynun üzerindeki hayati noktalardan hiçbiri değildi; Valga'nın açıkta kalan göğsünü hedefliyordu. O göğüste, parıldayan mor sembolün merkezinde, Valga'nın bu kadar büyümesini sağlayan kemikler gömülüydü.
"Ru—ahhhhhhhhh!"
Kılıcını ters tutuşla kavrayarak, tüm gücüyle bıçağı aşağı indirdi. Darbe Valga'nın köprücük kemiğini parçaladı, altındaki ete saplandı—ve bir saniye sonra, kılıç dağılmış kemiklere ulaştı.
Kılıcın sert bir şeye çarptığını hissettiği an, Wilhelm Valga'nın çenesinden iterek silahı kendi vücut ağırlığıyla aşağı doğru sürdü. Kılıç bir kaldıraç gibi davranarak eti yırtıyordu, yine de kemiklere takılı kalmıştı.
"L-lanet olasıcaaaaa!"
Sonunda Wilhelm'in niyetini anlayan Valga, iki elini de körlemesine, olanca gücüyle göğsüne getirdi. Ama Kılıç İblisi Valga'nın karnından iterek tamamen baş aşağı döndü ve kemikleri nihayet yerinden çıkaran bir dönüş yaptı. Şapeli kör edici bir ışık doldurdu.
"Hrrraaghhh!"
Atalarının kemikleri olmadan, Valga devasa boyutunun kaynağını kaybetti. Anında, gücü azalmaya başladı. Göğsündeki sembol hala parlıyordu ama ona beslediği güç, normal bedeni için fazlaydı. Zayıflayan eti ile giderek güçlenen büyü çemberi arasında sıkışıp kalmıştı ve bedeni buna dayanamıyordu.
"Ah—ahhhhh!"
Kan tüm vücudundan fışkırmaya başladı ve Valga dizlerinin üzerine çöktü. Yaklaşık dokuz metrelik bedeni duyulur bir şekilde küçülüyordu.
"—"
Valga, gözlerinden kanlı gözyaşları akarak Wilhelm'e dik dik baktı. Kılıcı tüm bu süre boyunca hazırda bekleyen Wilhelm, gözünü kırpmadan karşılık verdi.
Valga ellerini yaralarından çekip yumruk yaptı.
"…Zafer, şimdi bu an'a bağlı."
"…Kesinlikle." Düşman savaşma arzusunu kaybetmemiş, son bir yüzleşme görmüştü—ve Kılıç İblisi'nin yanıtı da buydu.
"Hadi bakalım, insan."
"Gel bakalım, yarı insan."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.