ume 45 Prologue – “White and Black” (Light Novel Addition)

BAŞLIK: Ak ve Kara

???: “■■■■・■■■■■■”

Deri, et ve kemiğin içinden geçip ruhunu yalayan bir histi sanki.

Dehşete yol açan bir kayıp duygusu, ızdırap içinde kıvranışlar ve boşanıp gelen gözyaşları... Tüm bunlar yaşanırken, bedenini hapseden o kuş kafesinden kurtulup dünyaya fırlatılmıştı.

İşte bu bir Sözleşmeydi.

Tek taraflı, son derece bencil bir sözleşmeydi bu; onun fikrini zerre kadar hesaba katmayan.

Neden böyle bir şeyin başına geldiğini sormak, şikâyetini dile getirmek istiyordu. Ama istese de yapamıyordu. Zira hem hisleri hem de bunu yapma nedeni tamamen yok olmuştu.

Adam: “Kuhahaha, o kadar saçmalık ki lanet olası bir başyapıt! Kimdi bu adam, kimlerdi ki basiretleri böyle zahmetli bir duruma yol açtı? O kadar iğrenç ki komik!”

Adam, abartılı bir şekilde eğilerek yüksek sesle ve aptalca kahkaha attı.

İçinde bulundukları durumdan yola çıkarak benzer koşullarda ve yakın konumlarda olduklarını çıkarsa da, tedbir duygusu kendisiyle diğer parti arasında sabit bir mesafe koruyordu. Ancak adam, tüm bu süre boyunca çılgınca kahkaha atmaya devam etti.

Adamın o kahkahası, bu dünyadaki her şeyi lanetliyor, alaya alıyor ve kıskanıyor gibiydi; nedense, genç kadının yüreğini feci şekilde burkuyordu.

Canı yanıyordu. Ama soğuk değildi. Bu yüzden vazgeçmeyecekti. Böyle bir aciliyet sarmıştı onu.

Adam: “Hop hop hop, normal misin sen, aklın başında mı? Uykusuz kalacak kadar korkunç ve yalnız bir gecede birinin elini tuttuğunu söylesen bile, kimi seçeceğine biraz daha dikkat etmelisin. Yoksaaa, belki de bu yüüüüzü beğendin mi sen?”

Adam, kasten vicdansızca bir tavır takınarak yüzünü iğrenç bir sırıtışla buruşturdu; genç kadın ise gözlerini doğrudan ona dikti.

Yanıtı onun için akıl almaz olduğundan mıdır bilinmez, adamın şaşkın olduğu belliydi. Onu şaşırtması bir zafer sayılmazdı belki ama o an için böyle olduğunu iddia edecekti.

Eğer bunu iddia eder ve o sözlerle onu yenerse, artık yalnız kalmayacaktı. ――Bunun her şeyden önemli olduğunu hissediyordu.

Adam: “Beklendiği gibi, tahmin ettiğim gibi, ne aklın başında ne de normalsin. Ahh, neyse, sorun değil! Buradaki havadan ve atmosferden ben de bıkmıştım zaten! Ben de sıkılana kadar bir süre sana eşlik edeceğim.”

O sözlerle ona uzatılan eli tutarak birlikte kaçtılar.

Kaçtılar. Evet, kaçtılar. Kaçmaktan başka çareleri yoktu. Ve kaçmak için ya şimdi ya hiçti.

Yalnız değildi. Ancak gerçekten birlikte olmak istediği kişiyle şu an birlikte olamıyordu.

Şimdiki halinin sözleri, o kişiyi kurtarmaya yetmeyecekti. Sözleri onu yerinde tutamazdı. Bunu yapabilmek için biriktirdiği tüm çabalar, kuş kafesinden özgürlük karşılığında kaybolmuştu.

Adam: “Ağlama, sızlama, gül ve şarkı söyle! Ne kadar lanet okusan da gökyüzü hâlâ mavi, çiçekler hâlâ mis kokulu. Orada, bunları düşünecek zamanın bile yoktu. Özgürsün. Kazandığın, kaptığın, koparıp aldığın bir özgürlük bu. Peki o depresif yüzle… ne yapmak istiyorsun? Gerçekten, ne yapmak istiyorsun?”

Farkına vardığında, ne ileri ne geri tek bir adım bile atmadan yerinde donup kaldığını gördü.

İfadesini kaybetmiş yüzüne dik dik bakan adam, yapabileceği en kötücül yüz ifadesini takındı ve iki kolunu uzatarak genç kadının boynunu acımasızca sıkmaya başladı.

Adam: “Kuhahahaha, maviye çalan soluk, tamamen bembeyaz bir yüz! Eğer hiçbir şeyin yoksa, burada bitmesine razı mısın? Buraya kadar her şeyin burada bitmesinden memnun musun? Merak etme, merak etme. Ne de olsa tüm insanlar ölürken yalnızdır!”

Adamın elleri arasında, o gülerken boynunu sıktıkça, genç kadın kıvrandı, çırpındı ve şiddetle mücadele etti.

Daha bir an öncesine kadar nefes almayı bile unutmuştu. Ama yine de garipti. Bu ızdıraba neden direniyor, hâlâ bir sonrakini arıyordu? Neden, her şeyi bitirme fikrini hoş bulmuyordu?

Hayatı tehlikedeyken böylesine zahmetli düşüncelerin bile sadece birer lüks olduğunu ne zaman fark edecekti?

Adam: “Ne oldu, hâlâ mücadele mi edeceksin? Ne zaman vazgeçeceğini bilmeyen insanlardan bıkıyorum artık!”

Bunu söylerken adam boynunu bıraktı ve bedeni hem özgürlüğünü hem de hayatını geri kazandı.

Gözyaşlarının ve sümüğünün akışı, hayatına sıkıca tutunduğunun kanıtıydı.

Hâlâ kıvranıp mücadele etme azminin kendi içinde var olduğunu hızla kabullendi.

Ve kendi hayatında bir değer bulduysa, ileridekini arzulamaya başladı.

Adam: “Öyle mi hissediyorsun, bunu yapmaya kararlı mı hissediyorsun? Ne kadar cüretkar ve bencilce, ve bu gayet iyi! Trajediden sarhoş olup depresyon içinde hıçkırmak yerine, ortalığı karıştırmanın çok daha fazla faydası var!”

Ona alışıp nasıl etkileşim kuracağını öğrenince, adamın kaçamak sözleri ve davranışlarıyla başa çıkmak şaşırtıcı derecede kolaydı.

Başından beri, kendisini diğerlerinden ayıran sınırı aşmakta iyiydi. ――İstese de istemese de, değer verdiği kişilerin hayatlarını bile etkileyecek kadar.

Ve bunu tek taraflı olarak düşünememesi, hak etmediği bir hediye gibi hissettiriyordu.

Adam: “Pekâlâ o zaman, ne yapacaksın, ne yapmalı? Yaşama isteğin burada açıkça yükseldiğine göre, lütfen yol göster! Eğlenceli gelirse peşinden gelirim! Sıkıcı gelirse de benim için biter!”

Ne yazık ki adamın gözüne girmeye niyeti yoktu. Ama bir şekilde anlamıştı.

Aktif olarak gözüne girmeye çalışmamanın, adamı iyi bir ruh haline sokmanın en iyi yolu olduğunu.

Ayrıca, ne yapması gerektiğini hâlâ bilmese de, ne arzu ettiğine zaten karar vermişti.

Adam: “Kuhahahaha! O gözler de neyin nesi, iyi bir gösteri mi? Dünyayı yok edecek bir kadının gözlerine benziyorlar, bilesin!”

Yüksek sesle kahkaha atarak, adam oldukça beklenmedik şeyler söyledi.

Ama bir ihtimal, haklı olabilirdi. Dünya, aktif olarak yok etmek istediği bir şey değildi, ama belki de, beklenmedik bir durumda, eğer bu gerekli olursa…

■■■■: “Gerekli olanı yapalım. ――Kendi hayatımı geri alabilmek için.”

――Gerçekten de, arzu ettiği şeyi elde etmek için, en azından dünyayı yok etmeye hazır olması gerektiğine inanıyordu, yoksa bu kadar ilgili olduğu sahneye bile çıkamayacaktı.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.