İnsan Çevirisi: Archbishop,
Redaksiyon: Anonymous
Sanat Kaynakları: Melancholic Maze
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Bu Light Novel 38'in sonundan, dokuzuncu arka bir başlangıç olarak alınmıştır. İçindekilerde gizli tutulsa da, Sekizinci Ark'ın son bölümü olan "Priscilla Barielle"in hemen ardından yer almaktadır.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
――Burada olmayan bir yer, bir zamanlar var olan bir zaman, bir gün gerçekleşebilecek bir dünya, kısa sürede solacak bir rüya, sonsuzluk boyunca dinmeyecek pişmanlıklar.
???: “――‘Peşindeki Yıldız’, taşıdığı anlam bu gibi görünüyor. Takımyıldızındaki tüm yıldızlardan daha parlak parlamasına rağmen hâlâ böyle anılıyor; tüm beklentilerimizi omuzlayıp yine de onlara ihanet eden sana, ironik bir şekilde fazlasıyla yakışan bir isim değil mi sence?”
Bu sözleri söyleyen, beyaz saçların üzerindeki siyah gözleri, beyaz tenindeki siyah elbisesi, beyaz umutlarındaki siyah arzularıyla bir Cadı'ydı; tepeden tırnağa, baştan sona siyah ve beyaz renkler arasında bölünmüş bir Cadı.
Samimiyetle dolu bir gülümseme yaymasına rağmen, Cadı'nın gözlerinde zerre kadar sıcaklık yoktu.
İşte o, böyle biriydi. Kendisi olarak bilinen kişiye ne küçümseme ne de öfke yöneltiyordu; aksine, doğası gereği sadece böyle biriydi, başka bir yola sapamayan bir varlık―― bir Cadı'nın kanıtıydı.
Diğerlerinden farklı, doğuştan bir Cadı olan ondan, hiçbir sıcaklık umamazdı.
Cadı: “Aman Tanrım, şimdi bu biraz can sıkıcı. Kişiliğimde kesinlikle bir kusur bu… Tutkulu olduğumda burnumun ucundakini göremediğimi itiraf ederim ama benim gibi bir kızdan geldiğinde bu oldukça çekici değil mi? Bedenim fiziksel olarak sıcak. Sana sıcaklık verebilirim.”
Sanki sinirlenmiş gibi değildi. Bunun sadece böyle bir tepkinin taklidi olduğunu biliyordu.
Bildiği için, sormaktan kendini alamıyordu. Gerçekten hiçbir şey hissetmiyor muydu; gerçekten hiçbir şey düşünmüyor muydu; ve onun hakkında, gerçekten――.
Cadı: “――Aşk neden solmak zorunda?”
Kısa bir yorum, söylemeye başladığı soruyu acımasızca öldürdü.
Bununla birlikte, bunun sorgulanmak istemediği için mi, yoksa onu sorgulamasına izin vermek istemediği için mi olduğunu anlama motivasyonunu da tamamen yok etmişti.
Cadı: “Neden, solmak zorunda? Asla kaybolmayan bir duygu, asla sönmeyen bir ışıltı, asla azalmayan bir takıntı, bunlara ‘aşk’ denmez mi? Eğer öyleyse, neden?”
Ardından gelen sözler, zaten katledilmiş olan motivasyonun, o sorunun kalıntılarına derin bir bıçak sapladı.
Sözcüklerin bıçağı havaya kalktı, o bilgiyi arzulayan Açgözlülük, o kalıntılardan akan kanı umursamadan, bu eylemi defalarca tekrarladı; yüzlerce, binlerce, on binlerce, yüz milyonlarca kez.
Cadı: “Kendini tamamen tükettin. Beklentilerimize ihanet ettin.”
Suçlanacağını biliyordu. ――Hayır, bu yanlıştı. Suçlanmayı umuyordu.
Bu noktaya gelmişken bile, birinin ona bir bağlantı garantilemesini diliyordu.
Yok olmayan Gazap'a, doyurulamayan Şehvet'e, dinmeyen Oburluk'a, terk edilemez Gurur'a, sadece rahat bırakılmak isteyen Tembellik'e ve en önemlisi Kıskançlık'a karşı gelmişken bile, hâlâ bunu diliyordu.
Cadı: “――Sen Açgözlülük'sün. Elbette öyle, değil mi? Çünkü seni böyle yapan benim.”
Cadı'nın sessiz kınaması, nezakete benzeyen ölümcül bir zehirdi.
Pek çok kişi, yaklaşmanın sonları olacağını bilmelerine rağmen gözlerini kaçırmaz, seslerini bile çıkarmaktan korkarlardı; tatlı bir kokunun ortasında ölümlerini yalvaran ölümcül bir zehir.
Ancak, o zehrin içinde doğup büyüyenler için tek bir olasılık vardı.
Bu yüzden, bir olasılık olduğu sürece――,
Cadı: “Ne olursa olsun onu alacak mısın? Zaten boşa çıkan beklentilerimize ihanet etmişken, neden hâlâ sana karşı beklenti besleyelim? Neye sahipsin? Ne söyleyebilirsin? Seni kınamıyorum, bu tamamen bir soru. Bu yüzden, yapabileceğim bir şey olup olmadığını da soruyorum.”
İki kolunu da kaldırarak, siyah beyaz Cadı gülümsedi.
Cadı: “Devam etme iradesine sahip olduğunu ve motivasyonunun sonuçları etkileyebileceğini varsayarsak, sana yardım etmek için elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım. Eğer bu hoşuna giderse, bedenimi kullanmanda bile sakınca görmem. Kırılgan olsa da, vazgeçmemene yardımcı olacaksa, seve seve sunarım.”
Böyle konuşurken gülümseyen Cadı, bunu hiç düşünmedi.
Böyle düşünmeye başlarsa, kısır bir döngüye girecekti. En başta, kendisi bile durumun böyle olmadığını biliyordu.
Eğer gerçekten hiçbir şey düşünmeyen, hissetmeyen ve bilmeyen böyle bir varlıksa, o zaman.
Cadı: “――Aşk neden solmak zorunda?”
Bu kez, bunun bir reddediş olduğu açıktı; anlamıştı.
Oynaması beklenen rol, yerine getirmesi gereken süreç, ikisi de dâhildi.
Geriye kalan tek şey, bunu uygulamaya koymaktı. Doğru yapana kadar, yüzlerce, binlerce, on binlerce, yüz milyonlarca kez――,
???: “――Milyarların ötesinde bile olsa, ona sadece ben ulaşabilirim.”
Meydan okumaya devam edecekti. O olasılık kaldığı sürece, meydan okumaya devam edebilirdi.
Bunu yaparak, kesinlikle başaracaktı. Kesinlikle, bir Peşindeki Yıldız'a indirgenmiş olan o,――
???: “Ben, ne olursa olsun―― seni kesinlikle öldüreceğim.”
Cadı: “――――”
Ne beklentiye ne de umutsuzluğa bağlanabilecek bir bakışla, Cadı o kararlılığı izledi.
Doğası gereği, bir Cadı böyle bir şeyin ne başarılı olmasını ister ne de başarısız olmasını. Ama bu farklıydı.
Teselli sözleri verecekti. Peşindeki Yıldız sönmeden, ısısı artık yere ulaşamaz hale gelmeden önce, Peşindeki Yıldız'ın kalbini kurtaracak sözler söyleyecek, onun öğretmeni gibi davranacaktı.
Cadı: “Şansın… Hayır.”
Gerçekten de, söylemek üzere olduğu sözleri gözden geçirerek, Cadı devam etti.
O Peşindeki Yıldız için en uygun sözler, kaderini rahatlatacak sözler, şunlardı――,
Cadı: “――Natsuki Subaru seni hayal kırıklığına uğrattı.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.