İsimsiz Kısım

BAŞLIK: İçimdeki Canavar

İçgüdüselce kalp masajı ve suni teneffüs arasında gidip geliyordu, durmadan, durmadan, durmadan…

—Kahretsin!

Ter içinde, soluk soluğa kalan Subaru, sırtüstü yere yığıldı. Utancından kıpkırmızı kesilmiş, yaşlı gözlerini eliyle kapattı ve her şeye lanet okudu.

Meili'yi hayata döndürememişti. Hayat ateşi yeniden yanmayacaktı.

O "hayatı acımasız bir kader tarafından vahşice çalındı" zırvalığı burada sökmezdi.

Onu öldüren kader değildi. Daha doğrudan ve hedefli bir tehlike sorumluydu. Kanıt olarak, boynunda boğulduğu yerden kalan koyu mavi morluklar hâlâ duruyordu ve dahası…

Meili'nin çırpınışlarından ellerinde ve bileklerinde birçok çizik vardı.

—Öğğ…

Bu gerçeği idrak ettiği bir an, Subaru başını çevirdi, sabah yediklerinin hepsini kustu. Meili'nin üzerine gelmemesi, vicdanının son kırıntıları sayesinde olmuştu.

"Tek yaptığım her yere kusmak…"

Ağzını koluyla sildi.

Artık kaç kez kustuğumu bile hatırlamıyorum. Bir kerecik olsun düzgünce bir şeyler sindirebildim mi acaba? Bu yiyecekleri üreten tüm çiftçilerden özür dilerim.

O anlamsız iç konuşmalarla kendini biraz olsun oyalamasaydı, kalbi tam da orada paramparça olabilirdi.

Çok fazla dolaylı kanıt vardı. Üstelik birinin onu bu kadar karmaşık bir kurguyla tuzağa düşürdüğünü de hayal edemiyordu.

Boynundaki o korkunç morluklar, ellerinin duracağı yere kusursuzca uyuyordu. O iki elden başka bir silah kullanılmamıştı; onu öldüren şüphesiz Subaru'ydu.

Sorun şuydu ki, böyle bir şeyin olduğunu hatırlamıyordu.

—Ne oldu? Hatırlamaya çalış. Odaklan. Odaklan, odaklan, odaklan…

Ayağa kalktı, anılarına dalarken odanın içinde daireler çizerek yürümeye başladı.

Dördüncü kez aynı sabahı yaşamıştım, kahvaltı masasında herkese yalan söylemiştim, Julius'u çağırmış ama teorimin yanlış olduğunu anlamıştım, Shaula ile biraz oyalanmış, sonra da Meili ile konuşmuştum. Ve sonra…

Bir şeyler söylemişti… Dün geceyle ilgili miydi…?

Bana bir şey için ihtiyacı olduğundan bahsetmiş, sonra da dün geceyle ilgili bir şeyler ima etmişti sanırım. Ama o sözleri söyledikten hemen sonra her şey kararmıştı.

Anısı orada kesiliyordu; sonra Meili ölmüş haldeydi, sanki ilk perdeyle mantıksal hiçbir bağlantısı olmayan ikinci bir perde başlamış gibi.

Oysa bahsettiği konu – yani önceki gece olanlar – Subaru'nun kayıp anısıyla bir bağlantısı olabilirdi.

Ölmüş. Ve ben mi boğdum onu…? Neden yapayım ki…?

Ellerine baktığında, hatırlayamadığı canlı bir his kapladı içini.

O küçük kızın boynundan nefesi zorla söken iki el. Ellerindeki çizikler, onun yaşamak için çırpındığının kanıtıydı. Böylesine vahşi bir cinayeti işlemiş kollar…

—Ha?

Kollarındaki kanlı yaralara bakınca garip bir hisse kapıldı.

Nedeni yaralar değil, parmaklarıydı. Nedense tırnaklarının arasında, tıpkı Meili'ninkiler gibi, kan ve et parçacıkları vardı; bu da onun da bir şeyi sertçe tırmaladığını gösteriyordu.

Meili'nin bedenine tekrar baktığında, boynundaki morluklar dışında başka yara görmedi. Her yerini kontrol etmek için soyunmamıştı ama belirgin bir tırmalama izi de göremiyordu.

Bu durumda, bu izler…

—Olamaz…

Kendi kolunu sıyırdığında, sırtından aşağı bir ürperti indi.

Sol kolu ağrıyordu ve kolunu omzuna kadar sıyırdığında, kurumuş kanın soyulma sesini ve açık bir yaranın havayla temas etmesinin getirdiği yeni acıyı duydu.

Ancak bulduğu manzaranın şoku, acıyı silip süpürdü.

Tahmin ettiği gibi, kolunda kendi kendine tırmalanmış gibi duran bir yara vardı. Dirseğin iç kısmından başlayıp üst kola doğru uzanan acı veren bir çizikti. Ama sıradan bir çizik değildi bu.

Harflerdi bunlar. Bedenine kazınmış, çarpık bir yazı.

—Ve üzerinde şunlar yazıyordu: “Natsuki Subaru buradaydı.”

Ha?

Bunu görünce şaşkınlıkla bir ses çıkarmaktan kendini alamadı.

Yarayı sağ eliyle silerken, bunu böyle okumasının sadece zihninin bir oyunu olup olmadığını merak etti. Ama kan tekrar sızmaya başlayacak kadar ovuşturduktan sonra bile gerçek değişmedi.

Kaç kez bakarsa baksın, orada korkunç bir Japonca ile “Natsuki Subaru buradaydı” yazıyordu.

Anlaması kolaydı. Basit bir kendini kanıtlama. Bazı suçlular, suç mahallerinde mesaj bırakmayı severdi. Suçu üstlenmek, kimin işlediğini söylemek için.

Bir hediye, hırs, kendini tatmin etme…

—Sen nesin?!

Kabul etmesi zor bir gerçekle yüzleşen Subaru'nun sesi çatladı. Sol kolunu kesip atamadığı için, onu kendinden olabildiğince uzağa savurdu ama ayakları birbirine dolandı ve sırtüstü yere düştü. Yerde otururken, kolunu defalarca yere vurdu.

Ama bunların hiçbiri gerçekleri değiştirmedi. Meili ölmüştü ve kolundaki yaralar kaybolmuyordu.

—Bu daha önce yoktu bende! Kesinlikle yoktu! Biliyorum ki yoktu!

Ağrıyan çizikler yeniydi, Meili'nin ölümünden önce kesinlikle sahip olmadığı bir şeydi. Biri Meili'yi boğmuş ve sonra koluna bunu yapmıştı…

Hayır, öyle değil. Yanlış bu, biliyorsun. Sadece kabul et zaten. Bunu kafana sok. Burada başka kimsenin olmadığını zaten biliyorsun.

Bu Subaru'nun suçu değildi. «Natsuki Subaru» Meili'yi öldürmüş ve kanıtı koluna kazımıştı.

—Neler oluyor…?

Deliriyorum. Deliriyor olmalıyım.

«Natsuki Subaru» anlaşılmaz bir canavarın adı mı?

«Natsuki Subaru»'dan şüphelenmesi ilk kez olmuyordu.

Anılarını kaybettiği gece sözde yaptığı eylemler, Echidna ile Julius'tan saklanan sır ve insanların güvenini kazanmak için görünüşte yaptığı onca şey, az önce marketten evine dönen Natsuki Subaru için imkânsız olurdu.

Biri Natsuki Subaru kılığına girip bedenini ele geçirerek bu işi yaptı dense, neredeyse daha inandırıcı gelirdi.

—Ama öyle değil…

Sol koluna kazınan yara, bu teoriye karşı çıkıyordu.

Kalemle yapılmamış olsa bile, yazı stilinde kendine has özellikler vardı. Harflerin vuruşları, başladıkları ve bittikleri yerler – hepsi kendi el yazısının özellikleriyle eşleşiyordu.

Yani, mesajı yazan, kendisiyle aynı kökenden gelen, şüphesiz bir «Natsuki Subaru» idi.

Bu durumda, bu notu bırakırken…

—Ben baygınken, «Natsuki Subaru» benimle yer mi değiştirdi?

Ve o «Natsuki Subaru» bilinmeyen bir nedenle Meili'yi öldürmüş, sonra Subaru'nun koluna imzasını bırakıp yüzeyin altına geri mi kaymıştı?

En azından bir teori olarak işe yarayabilirdi ama olası motivasyonun ne olabileceğini anlayamıyordu.

Kendi bedeni varsa, o zaman neden… hayır, ben neyim? Eğer sen «Natsuki Subaru» isen, ben neyim…? Sen kimsin…?

Yüzünü avuçlarının arasına alan Subaru'nun sesi titriyordu, sorular ve şüphe bataklığına gömülürken.

Güvenebileceği kimsesi olmayan, kimin dost kimin düşman olduğunu bilemediği başka bir dünyaya atılmıştı; şimdi artık kendine bile koşulsuz güvenemiyordu.

Sakin kalamıyordu. Bacakları titriyordu ve neredeyse olduğu yere yığılacaktı.

Ama böyle bitmesine izin vermeyeceğim. «Natsuki Subaru»'nun planları tarafından manipüle edilmeme öylece izin vermeyeceğim.

Öyleyse…

—Sen… kimsin?

Aynasız göremediği birine hitap edercesine kinle dolan Subaru, iğrenç bir desenle kaplı ve hatırlayamadığı bir yılın izlerini taşıyan sağ kolunu kaldırdı, tırnaklarını derisine bastırdı.

Koyu ten yırtıldı ve bir damla kırmızı kan, gözyaşı gibi yüzeye çıktı.

—Saplanan acı ve taze kanın rengi, kendisi olduğunun kanıtıydı.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.