Kılıcın Uyanışı

Yurdunun derdine düşen Wilhelm, tek başına savaş meydanına atılmıştı.

Bu haberi duyduğu anda, Theresia’nın benzi atmıştı. Düşünmeden dizlerinin üzerine çöktü. Yanındaki hizmetçi telaşlanmış, ancak o karşılık verememişti.

Theresia, durumun ne kadar umutsuz olduğunu hemen kavramıştı.

Kılıcını kuşan, Theresia.

Theresia sessizce yere bakarken, o tanıdık, eski sesi duydu.

O kadar uzun zamandır duymadığı bir sesti bu. Wilhelm’le tanıştığından, ona karşı hisler beslemeye başladığından beri, ses Theresia’dan uzaklaşmıştı.

Bu sesin iyi olduğunu hiç düşünmemişti. Ama sadece bu kez haklıydı. Theresia’ya kılıcını kuşanması için yalvaran ses doğruydu.

“Kılıcını kuşan, Theresia.”

Sözleri kendi kendine tekrarlayarak ayağa kalktı.

Her şeyi kardeşlerine bırakmış, sorumluluğu amcasına da yüklemiş ve hepsinin ölmesine neden olmuştu.

Savaşmadığı için sayısız insan ölmüştü.

Ama onu teslim edemezdi. Wilhelm tek başına farklıydı.

O kılıç, o çelik; o kişi, sadece bana aitti.

“Kılıcını kuşan, Theresia. Bu kez, ben yapacağım.”

***

Wilhelm’in memleketinin etrafında kurulan cephe, çöküşün eşiğindeydi.

Kan ve barut kokusunun çığlıklar ve haykırışlarla havayı doldurduğu cehennemi bir savaş meydanıydı burası. Bu dehşet verici sahneyi yaşarken, Theresia’nın zihninde acı ilk savaşının anıları canlandı.

Bu anılar Theresia’ya sayısız kez işkence etmişti. Hatta kendini savaş meydanında, bunca insanın beklentisinin ağırlığını taşıyarak ve Kılıç Azizesi rolünü parlak bir şekilde yerine getirirken hayal etmişti.

Ancak acımasız gerçeklik, o güzel hayal edilmiş sahneleri kolayca paramparça etti.

Kusma isteğini bastırarak, Theresia savaş meydanında Wilhelm’i aradı. Onun keskin aurasını arayarak, kan çanağına dönmüş gözlerle savaşın içinden koştu, ta ki sonunda bir anlığına onu görene dek.

Onu fark ettiği bir an, yerden güç alarak fırladı.

Hiç tereddüt etmeden, çarpışan savaşçıların kaotik alanında depar attı. Ceset dağlarının ve kan nehrinin üzerinden geçerek, çığlıklar ve haykırışlarla dolu meydanda koştu.

Ve onu, nefes almayı zorlaştıran o yoğun demir kokusunun hüküm sürdüğü savaş meydanında buldu.

Tam o sırada, yerde yatan Wilhelm’e doğru büyük kılıcını savuran bir yarı-insan gördü. Kanlı yüzüyle yukarı bakan Wilhelm, yarı-insanı izliyordu. Dudakları kıpırdadı ve kısık, boğuk bir ses döküldü.

“Ölmek istemiyorum…”

***

Sorun değil. Her şey yoluna girecek.

Hiçbir şey duyamıyordu.

Elindeki uzun kılıcı savurdu. Hafifti.

Hiç ses çıkmadı. Yarı-insanın kafasını kolayca kestiğinde bir çarpma sesi bile duyulmamıştı.

Ceset yavaşça, kafasız bir şekilde yere yığılırken kılıç hala havada duruyordu. Bir sonraki an, Theresia’nın narin bedeni dört bir yandan düşmanların dikkatini ve düşmanlığını üzerine çekti.

Üzerine yağan düşmanlığın yollarını görebiliyordu. Okuyabiliyordu. Teninde hissedebiliyordu. Aralarından sıyrılabiliyordu.

Sıyrılırken, Theresia önünde gördüğü o tuhaf beyaz çizgiyi kılıcıyla takip etti.

Gizemli bir şeydi bu. Belli bir noktada, havada süzülen beyaz bir çizgi belirmişti. Ve daha da gizemlisi, içgüdüsel olarak o çizginin yolunu takip etmesi gerektiğini anlamıştı.

Bıçak havayı yararken bir rüzgar esti ve beyaz çizginin yolundaki yarı-insanlar ikiye ayrılarak devasa kan sıçramalarıyla patladı.

Uzuvlar kesildi, kafalar koptu, karınlar delindi, hayatlar biçildi.

Nihayet fırsatını bulan Kılıç Azizesi’nin kutsaması, Azrail’in kutsaması patladı.

“Leydi Theresia… öh…”

Savaşın ortasında ona seslenen bir ses vardı. Her şeye rağmen Theresia’nın yanında kalmış olan hizmetçiydi bu.

Theresia’yı hiç terk etmemişti; Kılıç Azizesi rolüne sırtını döndüğünde de, ilk savaşında düşman karşısında kaçtığında da, hatta Theresia’nın kendisinden hiçbir şey bekleyemez hale geldiğinde bile.

Hizmetçi hep söylerdi.

“Leydi Theresia, bir gün, fırsatını bulduğunda herkesten daha güçlü olacak ve Kılıç Azizesi olarak hareket edebileceksin. Ve ben o zaman gelene kadar sana destek olmaya devam edeceğim.”

Haklıydı. Theresia herkesten daha güçlüydü, herkesten daha iyi öldürüyordu.

***

Keşke daha erken fark etseydi.

Ağır yaralı Wilhelm, onu kurtarmaya gelen yoldaşları tarafından kurtarıldı. Geride kalmakta ısrar ederek direnmeye çalıştı ama bu mümkün olmadı.

Varlığı uzaklaştıkça rahatlama hisseden Theresia, kılıcını savurmaya devam etti. Daha fazla hayat biçerek.

Gülüşmeler duyuyordu. Bu, hep kafasında duyduğu aynı sesti; Theresia sonunda bunun Kılıç Tanrısı’nın sesi olduğunu fark etti.

Theresia, gülüşmeleri çığlıkların ve can çekişmelerin sesinde boğdu, onu kafasından silmeye çalıştı.

Sadece onun, yaşamak için yalvaran sesini duymasına izin veriyordu.

Wilhelm’inkinden başka tüm sesleri uzaklaştırarak…


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.