Hayat sürprizlerle doludur. Hem iyi hem de kötü zamanların olması doğaldır.
Theresia ve Wilhelm'in tek bir oğlu vardı: Heinkel.
Heinkel, Louanna adında bir eş buldu ve bir oğulları oldu; Theresia ile Wilhelm'in ilk torunu Reinhard.
Sonra yaşananlar kimsenin suçu değildi.
Kılıç sanatına tüm samimiyetiyle sarılıp çabalamasına rağmen karşılığını hiç alamayan Heinkel'in de suçu değildi.
Uyuyan güzel hastalığına yakalanan, böylece çok sevdiği eşini ve oğlunu ikisinin de arzu etmediği bir yalnızlığa iten Louanna'nın da.
Ve tek bir kişinin omuzlayamayacağı kadar acımasız birçok kaderi yüklenmek zorunda kalan Reinhard'ın da.
Hiçbiri suçlu değildi. Hiçbiri yanlış bir şey yapmamıştı.
Heinkel çarpık birine dönüştü, Louanna rüyalarına hapsoldu ve Reinhard sadece yeniden sevilmek istiyordu.
Suçlu olan Theresia'ydı. Fark edip de hiçbir şey yapmayan Theresia.
"Karşıyım! Ne düşünüyorsun sen?!"
Theresia'nın bedeni, bu denli yakından çarpan keskin ve rafine aura yüzünden kasıldı.
Bu tepkiyi bekliyordu. Karşı çıkacağını biliyordu.
Onlarca yıldır ilk kez, krallık, artık süslü bir unvandan öteye geçmeyen Kılıç Azizesi'ne çağrı yapıyordu. Bu, dünya barışını tehdit eden üç büyük iblis canavardan biri olan Beyaz Balina'yı öldürmek üzere düzenlenecek sefere katılması için bir talepti.
Kocasının gözlerinin içine baktı. Saçlarına ak düşmeye başlamış, ancak yaşı ilerledikçe görünüşü daha da keskin ve erkeksi bir hal almıştı. Mavi gözlerindeki duygu yoğunluğu da, Theresia'ya karşı beslediği güçlü hisler de hiç değişmemişti.
Bu, Theresia'yı seven ve Theresia'nın da sevdiği adamın yüzüydü.
Başını salladı.
"Zaten kararımı verdim."
"Nasıl yaparsın?! Nereden duydun sen bunu…?"
Theresia'nın bu denli inatçı tutumunu gören Wilhelm, birinin ona bu fikri vermiş olması gerektiğini anladı. Bir an sonra, Kılıç Şeytanı'nın yüzü gazapla bir maskeye büründü. Artık bastıramadığı savaş aurası, havayı adeta kıvılcımlarla doldurmaya başlamıştı.
"O budala! Biraz utanması olmalıydı…!"
"Bunu söylemeye ne senin ne de benim hakkımız var."
Oğullarına olanlardan Wilhelm kadar o da pişmanlık duyuyordu. İşte tam da bu yüzden Heinkel'i suçlamasını istemiyordu. Theresia'nın hislerini kavrayan Wilhelm, dişlerini sıktı ve kendini sakinleştirdi. Bu, biraz olsun olgunlaştığının bir kanıtıydı.
Ve şimdi olgunlaştığına göre, her şeyi bir anlık bir kararla bir kenara atamayacak kadar çok yük vardı omuzlarında.
Wilhelm, Beyaz Balina avına katılamazdı.
Kale, eşi benzeri görülmemiş bir panik içindeydi; kralın kardeşinin kızı kaçırılmış, kraliyet muhafızı tüm gücünü faili ve Ford'un çocuğunu bulmaya adamıştı.
Ve doğal olarak, kraliyet muhafızı kaptanı olarak Wilhelm, zamanını ve enerjisini bu göreve adamak zorundaydı.
Kılıç Şeytanı sefere katılamadığı için, kılıcı en son eline alışının üzerinden uzun yıllar geçse de, Kılıç Azizesi unvanına ve kutsamasına hala sahip olan Theresia'nın sefere katılması talep edildi.
Theresia, Wilhelm'in bir daha asla kılıç kullanmasına izin vermeyeceğine dair verdiği sözü hatırladı.
Ve gerçekten de sözünü tutmuştu. Onun koruması altında, çiçekleriyle ilgilenerek sakin bir yaşam sürmüştü. Ancak bu hayata veda etme zamanı gelmişti.
"Wilhelm. Beni seviyor musun?"
"N-ne?"
Hâlâ dinlemeye niyeti yokken, karısının uzun zaman sonra ilk kez sorduğu bu soru ve gülümsemesi karşısında donup kalmıştı.
Hâlâ gülümseyen Theresia, Wilhelm'in şaşkınlığından faydalanarak elini kocasının omzunda gezdirdi ve onu çizdi. Onunla evlendiğinden beri Azrail'in kutsamasını kontrol edebiliyordu, ancak bu kez onu bilerek yaralamak için kullandı.
Omzundaki yüzeysel çizgiye bakarken Wilhelm'in gözleri büyüdü.
Derin bir kesik değildi, ancak kan yavaşlama veya durma belirtisi göstermeden akıyordu. Theresia onun yanında olduğu sürece de akmaya devam edecekti.
"Theresia?"
Yumuşakça kocasının geniş göğsüne yaslandı.
Kollarının sıcaklığını etrafında hisseden Theresia, kocasının omzundaki kesiği öptü.
Kocasının kanını ilk kez tadarken dudakları kıpkırmızıya boyandı.
"Bununla beni takip edemezsin. Edersen, bu yara kapanmaz."
"Böyle budalaca bir şey yapmanın sebebi bu mu? Bilmelisin ki bu beni seni takip etmekten alıkoymayacak."
"Eğer öyle yaparsan, tüm bunlar anlamsızlaşır."
Hafifçe kıkırdayarak Theresia onu bıraktı. Ardından omzundaki yarayı işaret etti.
"Yarayı öylece bırak. Peşimden gelmemen için bir hatırlatıcı olsun. İkimiz de işimizi bitirdiğimizde, ben ilgilenirim onunla."
"Sorun olmaz. Ben kimim sanıyorsun ki? Kılıçta senden sonra ikinciyim ben."
"Neredeyse elli yaşında olmana rağmen bir sürü gençle mi kapışacaksın…"
"Ağzına dikkat et, canım."
Ağzını avuçladığında hafif bir şapırtı sesi geldi.
Şu işe bak, yirmi yıldan fazla oldu birlikteyiz ve hâlâ…
Bu çelik yığını, bu kılıç… Hâlâ aynı.
İşte bu yüzden—
"—Seni seviyorum, Wilhelm."
"Evet, şimdilik iyi."
"Şimdilik mi?"
Wilhelm kaşlarını çatarken Theresia başını salladı.
Kocasının omzundaki yara, yeniden buluşma yeminiydi—
"—Geri döndüğümde, cevabını nihayet duymak istiyorum."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.