O alaycı, yüzeysel nezaket sahibi küçük kız kardeş.
Subaru, iki kızla geçirdiği günleri özlemle düşündü. Onu bir kereden fazla öldürmüş olsalar bile, bunlar onun için değerli anılardı. Hatta onlarla bir kez daha vakit geçirme şansı verilse, hiç düşünmeden bu seçimi yapardı.
Subaru'nun bağırışı, Ram'in gözlerini kocaman açmasına neden oldu; kız şok içinde donakaldı. Elbette öyleydi. Ram'in bakış açısından Subaru'nun söyledikleri anlamsız, boş bir saçmalıktan ibaretti. Üstelik onları zaten bir anda terk etmişti.
Ram'in düşünceleri sadece bir anlığına dondu. Bir sonraki an, vücudu çözülerek harekete geçti. Ancak anlık bir boşluk, yine de bir boşluktu.
—!
Subaru'nun deparı, Ram'in öfke dolu saldırıya geçmesinden sadece bir an daha hızlıydı. Ram'e sırtını dönen Subaru, Beatrice'in yanından rüzgar gibi geçerek uçuruma doğru dümdüz ilerledi.
"Dur—!"
Arkasından tiz bir kız çığlığı yükseldi. Subaru'nun zihni, bu sesin hangi kıza ait olduğunu idrak edemedi. Kararlı olmayı amaçlamıştı ama şimdi düşünce süreci, sanki biri tırnaklarıyla parçalamış gibi darmadağınıktı. Kalbi hızla atıyordu ama vücudu her yerinden gıcırdıyor, sanki zihnine ihanet ediyordu. Uzuvları kurşun gibi ağırdı. Tüm gücüyle koşuyordu ama dünya ağır çekimde ilerliyor gibiydi. Sanki Subaru'nun zihni, karar değişikliğinin sonuçlarını olabildiğince erteliyordu.
—Ne kadar aptalca. O an bile çelişki içindeydi.
Nedenini biliyordu. O noktaya kadar utanmadan yaşamaya inatla tutunmuştu. Ölmek istediği zamanlarda bile, sonunda korkup sadece dizlerinin üzerine çökebilmişti. Ama Subaru şimdi yapabilirdi.
"Beatrice'e ayıp oluyor, değil mi…"
Bu sözlerle Subaru, son pişmanlığını dile getirerek her şeyi geride bıraktı. Uçuruma doğru koştu. Birkaç adım daha. Onları saymaya bile korkuyordu. Acınasıydı. Çılgıncaydı. Gülme isteği duydu ama gülmedi. Gülemedi.
Geride bıraktığı tek şey, yaşayan bir ölümdü. Subaru için o yerde bir gelecekten vazgeçmek, zaten içinde ölmüş olması demekti. Eğer yürüyen bir ölü gibi yaşayabilseydi, o hayatla "bir şeyler" yapabilirdi. Ve hiçbir şey yapmamak yerine bir şeyler yapma kararı, sadece Subaru'nun verebileceği bir karardı.
"—Bunu yapabilecek tek kişi benim."
Ayakları yerden kesildi. Havayı tırmaladı. Hiçbir şeye dokunamadı, hiçbir şeye uzanamadı.
Çok hızlıydı. Rüzgar kuvvetliydi. Gözleri acıyor, başı ağrıyordu. Kulaklarındaki çınlama uzaktaydı. Sanki atan kalbini geride bırakmış gibiydi. Çınlamayı duyamıyordu. Kafatasının içindeki çınlama bozuk bir plak gibiydi.
Eğer ölümüyle son bulursa, mesele yoktu. Ama eğer, keşke geri dönebilseydi, o zaman… Çünkü o, “Seni öldüreceğim,” diye bağırmıştı. Eğer geri dönebilseydi—
"—Seni kurtaracağım, yemin ederim!"
Kararlılığını dile getirdiği anın hemen ardından, başı sert zemine çarptı. Muhteşem bir şekilde parçalanan bir şeyin yankısını duydu, sonra hiçbir şey. Nefret dolu ses onu artık kovalayamazdı. Hiçbir şey kovalayamazdı, artık değil—
—Orada olan tek şey “hiçlik”ti.
Dalgın bir şekilde zihninin hiçliğine baktı. Belki de "baktı" kelimesi doğru değildi. Zihninin içinde gözler yoktu. Ne eller, ne ayaklar, ne de vücudunun herhangi bir parçası. Geriye kalan tek şey, cisimsiz, yüzen zihniydi. Hiçbir şey bilmeden, hiçbir şeyin farkında olmadan etrafa baktı.
Karanlık. Hiçbir şeyin olmadığı bir oda. Zemini ya da tavanı olmayan bir dünya gibi bir odaydı; düşünceyi bile aşan, zifiri bir karanlıkla kaplıydı.
Aniden, sonsuz karanlık dünyasında bir anlam belirdi. Zihninin "önünde" aniden bir siluet belirdi. Siluetin hatları inceydi ve geri kalanı gibi zifiri karanlıktı; üst kısmı daha çok bir sis gibiydi, zihninin onu tanımasını reddediyordu.
İnsan şeklinin belirmesiyle zihin, ilk güçlü arzusunu kazandı. Gölge nazikçe hareket ederken, sanki zihnine bir şeyler iletmek ister gibi, soğukta bir gedik hissetti. Anlamadı. Hiçbir şeyin farkında değildi. Ama nedense zihni gölgeden kendini alamıyordu—
"—Seninle buluşamam. Henüz değil."
O hafif fısıltıyla karanlık dünya aniden yok oldu ve bunu yaparken gölge de, zihni de onunla birlikte gitti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.