Kolu kımıldamıyordu. Puck yanağındaki yaşı silse bile, titreyen parmakları ona uzanamıyordu.
Geçmişe bağlayan sesi görmezden gelmek anlamına geliyorsa, o anki sıcaklığı önceliklendiremezdi.
Puck'la ormanda, her gün buz heykellerine dönüşmüş komşularına göz kulak olarak vakit geçirmişti. O zamandan beri geçen tüm o günlerde, Puck Emilia'yı geçmiş anılarıyla hiç yüzleştirmemişti.
İşte o günlerin son bulduğu an gelmişti.
"Lia. Bu dünyada en çok seni seviyorum."
Bunlar, geçmişte sevgisini ve şefkatini dile getirdiği sözlerdi.
Anında, küçük kedinin hatları fosforlu yeşile büründü, adeta havaya karışarak dağılır gibiydi. Avucundaki kristal ikiye ayrıldı. Zaten ışığını tamamen yitirmişti.
Şüpheye yer yoktu. Kristal ayrılmış, Puck gitmiş ve aralarındaki anlaşma bozulmuştu.
Hiçbir bağ hissetmiyordu. Her zaman hissedebildiği o bağ, sanki bir rüya gibi yok olmuştu.
“…Ama bu bir rüya değil.”
Parmaklarını kendi yanağına bastırarak Emilia kendini çimdikledi. Acıdı.
Uyanmadı. Sessiz bir odada yalnız kalmıştı.
“…ya…ancı.”
Yanağını bıraktı, parmakları kendi yüzünü kapladı. Başını göğe kaldırdı, sanki kimse görmesin ister gibi. Ama böyle bir endişeye gerek yoktu. Yanında kimse yoktu.
Sadece titrek sesi havayı dolduruyordu.
"Puck… Babacığım, sen bir yalancısın…!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.