"Ben geldim."
Paylaşımlı eve geri döndüğümde vakit öğleden hemen sonraydı.
Anahtarla kapıyı açıp içeri girdiğimde evde kimsecikler yoktu.
"Nanako yarı zamanlı işte... Shinoaki ise..."
Salon masasının üzerinde, kitapçıya gittiğini belirten bir not duruyordu.
Eşyalarımı bırakıp paylaşımlı evin içine şöyle bir göz gezdirdim.
Dört özel oda, bir mutfak ve bir salon.
Bu yaşam alanında onlarla birlikte zaman geçirmiştim.
Ama artık, aralarındaki "o" yoktu.
Kayıp bir üyenin boş kalan odası, havalansın diye kapısı ardına kadar açık bırakılmıştı.
Eskiden konsantre olmak istediğini söyleyip o kapıyı hep kapalı tutardı oysa.
Onlar, kızlara dönüşeli neredeyse bir ay oluyordu.
"Sanki evde hiç kimse kalmamış gibi."
Bu bomboş odada sadece kendi sesim yankılanıyordu.
Uğursuz bir kuruntu belki ama benim zamanımda ne zaman ne olacağını kestirmek imkansızdı.
Bugün burada böyle konuşurken, kendimi yine başka bir zamanda bulabilirdim.
Asla dönmek istemediğim o gri, asıl dünyaya geri fırlatılabilirdim.
İşte o zaman bu alanda "sanki" değil, gerçekten hiç kimse kalmamış olurdu.
"Belki de her şey sadece bir rüyaydı."
İkinci kata çıkan merdivenleri tırmanırken kafamdaki kuruntuları sürdürüyordum.
Bu dünya bir oyunun içindeydi ve ben de onun karakterlerinden biriydim.
Ve ilk rotada yanlış seçeneği seçmiştim. Kötü son rotasına girip finali görmüştüm. Şimdi de bir kayıt noktasından oyuna devam ediyordum.
Hayır, bir kayıt noktası olup olmadığını bile bilmediğime göre, rotanın ortasında öylece yeniden yapayalnız bırakıldığımı söylemek daha doğru olurdu.
Böylesine sıra dışı şeyler yaşadıktan sonra, insanın aklına bu tarz teorilerin gelmesi çok doğaldı.
"Umarım bu seferki gerçek rotadır..."
Odamın kapısını açtım.
Küçük bir masa, bir futon ve çalışmak için bir bilgisayar. Zaten pek eşya tutan biri olmadığım için oda derli toplu ve sadeydi.
"Nasılsa kimse yok... Başlayayım bari."
Elime bir kalem alıp gardırobun önüne geçtim.
Derin bir nefes alıp sürgülü kapıyı yavaşça açtım.
Karşıma çıkan manzaraya bakarken, geçen yıl aldığım bir dersi anımsadım.
"Senaryo yazarken doğrudan olay örgüsünden başlarsanız, detayların kurgusunda tıkanabilirsiniz. Bu yüzden önünüzü net görebilmek adına sahnelerin taslağını çıkarmalısınız."
Görsel sanatlar dersinde senarist olan sensei'den öğrendiğim bir şeydi bu.
"Taslak formatının nasıl olacağı önemli değil. Maddeleyebilirsiniz, bir program yardımıyla hiyerarşik yapı kurabilirsiniz. Hatta ufak olayları küçük yapışkanlı kağıtlara yazıp sırayla duvara da yapıştırabilirsiniz."
Bunu söylerken kara tahtaya gerçekten yapışkanlı notlar asmaya başlamıştı.
"Böylece olayları peş peşe dizerek neden-sonuç ilişkisi kurarsınız. Ortaya çıkan her sonucun nedeni, mutlaka o rotanın başlarında bir yerlerde gizlidir. Bu sayede en baştan sağlam ipuçları yerleştirebilirsiniz."
Kendimi bir oyunun içindeymiş gibi hissediyordum.
Bu da demekti ki, ben bizzat bir hikayenin içindeydim.
"Neyin işe yarayacağını gerçekten hiç kestiremiyorsun."
Gardırobun içine koyduğum masa lambasının ışığını yaktım.
Orada, sarı renkli yapışkanlı notlar büyük miktarda duvara yapıştırılmıştı.
Rastgele değil, zaman çizgisine göre belirli bir kural dahilinde dizilmişlerdi.
Üst taraf geçmişi, alt taraf geleceği gösteriyordu. Tam ortası ise şimdiki zamandı.
Şimdiye kadar yaşadıklarım, şu an yaptıklarım ve bundan sonra yapacaklarım olay olay ayrılarak not edilmişti.
Bu benim hayatımın... sahne taslağıydı.
"Bayağı çoğalmışlar... Biraz düzenlemem gerek."
Artık geçmeyeceğim rotaların notlarını dikkatlice söküp çıkardım.
Zaten odaya pek eşya koymuyordum. Bu yüzden boş alan çoktu ve bu işi yapmak için burası biçilmiş kaftandı.
Üstelik bu deneyi kimseye gösteremezdim. Pek hoş bir şey sayılmazdı, hatta dışarıdan bakan biri için rahatsız edici bile olabilirdi.
Dostlarımı, değer verdiğim insanları birer piyon gibi kullanıyordum sanki.
"Ne rezil biriyim."
Tsurayuki'ye o kadar acımasız davranıp Shinoaki'nin geleceğini şu an bile karartırken, şimdi de kendimi ve çevremi bir oyun gibi yönlendirmeye çalışıyordum.
Ama bunu yapmaya mecburdum.
Zihnimi toparlamak, kendim ve diğerleri için ne gerekiyorsa yazıp netleştirmek zorundaydım.
Bilinçli bir şekilde adımlarımı belirlemek için... bu şarttı.
Buna, Geisaka tepesinde Saikawa ile tesadüfen çarpıştığımız o gün başlamıştım.
Bu dünyada kesinlikle belirli kurallar ve bayraklar vardı, ben de onlara göre yaşıyordum. Daha doğrusu yaşatılıyordum.
Öyleyse ipleri elime almalıydım. Madem benim seçimlerim olayları etkiliyordu, o halde olabilecek her şeyi önceden tahmin edip hazırlıklı olmalıydım. Ve o an geldiğinde hiç tereddüt etmeden harekete geçmeliydim.
Notları yazarken kendime kurallar koymuştum.
İlk olarak, asla soyut şeyler yazmayacaktım. Net yöntemler ve bunların getireceği olası sonuçları, aşırı iyimserliğe kaçmadan kaleme alacaktım.
Bunu yapmak hareketlerimi inanılmaz derecede netleştirmişti. Günlük adımlarıma bir amaç kazandırmış, hata paylarını görerek bir sonraki hamlemi planlamama ve tahminlerimi düzeltmeme yardım etmişti.
Fakat en sondaki tek bir kağıtta, somut adımlardan uzak, sadece bir ideal yazılıydı.
"Ne olursa olsun, halledeceğim."
Elimdeki nota bakarak fısıldadım.
'Herkesle birlikte en harika eseri ortaya çıkarmak.'
Rotanın sonunda, her şeyin birleştiği o tepe noktaya bu not yapıştırılmıştı.
Oraya ulaşmak için her şeyi yapardım. Buna çoktan karar vermiştim.
Gelecekten gelmiş olmama rağmen elimde hiçbir tam çözüm yöntemi bulunmayan, korkunç zorlukta bir oyundu bu. Ama kaçıp gitmeye niyetim yoktu.
"Ben geldim! Aaa, Kyoya yok mu?"
"Ayakkabıları burada olduğuna göre odasındadır herhalde?"
Aşağıdan sesler yükseldi.
Kendime gelip gardırobun içinden çıktım ve sürgülü kapıyı kapattım.
"Hoş geldiniz!" diye seslendim aşağıya doğru.
İkisinden de aynı anda yanıt geldi.
"Hoş bulduk!"
Sadece bu kadarlık ufak bir diyalog bile gözlerimi doldurmaya yetmişti.
Çünkü bunun, dünyadaki her şeyden daha değerli olduğunu çok iyi biliyordum.
"Gidiyorum, Shinoaki," dedim kapalı rotadaki o kıza hitaben.
Ve benim günüm, bugün de başlıyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.