Sonsöz
Bizim Yeniden Yapımımız (BokuRime), bu 12. cilt ile nihayete eriyor. Bu uzun yolculukta bana eşlik eden herkese tüm kalbimle teşekkürlerimi sunuyorum.
Bu eseri tamamlamamda bana yol gösteren silah arkadaşlarım için ayrı bir sayfada teşekkürlerimi sunmaya karar verdim. Şimdiye kadar her cildin sonsözünde yazdığım teknik detayları o sayfaya bırakıp, burada eserimizin ana teması hakkında bazı şeyleri tekrar not düşmek istiyorum. Eğer yazarın kişisel dertlerini okumakla ilgilenmiyorsanız, bu sayfada hikayeye son noktayı koyabilirsiniz. Bu da bir okur olarak en doğal hakkınızdır.
O halde, haddimi aşmayarak başlıyorum.
Yaratıcılık temasını işleyen bir esere başlama fikri, başlangıçta tamamen hafif bir düşünceyle doğmuştu. Yaratıcılık odaklı light novellar o dönem revaçtaydı ve biraz kaba bir tabirle söylemek gerekirse, ben de bu akıma kapılmak istemiştim. Ancak çok geçmeden pişman oldum.
Bu temanın her şeyden daha ağır ve zor olduğunu fark ettim. Bu eserde anlatılan yaratıcılık teorileri, her ne kadar kurgu olsa da yazarın bizzat kendi fikirleri olarak görülüyor. Bundan kaçış yok. Hal böyle olunca, uluorta hiçbir şey yazamazdım. Kyoya'nın yaptığı şeyler ağırlıklı olarak oyunlar etrafında dönüyordu ama onlara bir inandırıcılık kazandırmak gerçekten zordu.
Ciltler ilerledikçe Kyoya’nın ruh hali giderek gerçekliğe yaklaştı. Yaşım da ilerledikçe; "Bu durumda ben, yani yazar ne derdim?" ve "Bunu göz önünde bulundurarak Kyoya ne derdi?" şeklinde iki aşamalı bir düşünce yapısına büründüm. Doğal olarak bu üzerimde büyük bir yük oluşturdu, rüyalarıma bile girmeye başladı. (Keşke Kawasegawa ile randevuya çıktığım bir rüya görseydim, harika olurdu ama göre göre Başkan Mabira tarafından toplantı odasında sorguya çekildiğim rüyayı gördüm.)
Anime kararı çıktı, cilt sayısı iyice arttı. O sıralarda, Beta serisi de dahil olmak üzere hikayeyi 15 ciltte bitirme planımı kesinleştirdim. Çünkü daha fazla uzatırsam, hikaye gerçekteki beni geçecek ve yaratıcılık kuramları artık elimin yetişemeyeceği bir yere savrulacaktı.
Ve işte hikaye sona erdi. Son iki cilt, yani 11 ve 12. ciltler, şimdiye kadar biriktirdiğim her şeyi içine sığdırdığım eserler oldu. Basit bir mutlu son yerine zamana ihtiyaç duymamızın sebebi, daha önce de belirttiğim gibi duyguları ve olayların konuşlanmasını gerçekliğe yaklaştırmak istememdi. Eğlence sektörü içinde bir iş olsa bile, gerçekçiliği olmayan bir mutluluk çizmenin bu hikayeye ihanet olacağını düşündüm.
Geçmiş ve gelecek arasındaki ilişki de dahil olmak üzere, kendimce tutarlı bir yol izlediğimi hissetmenizi umuyorum.
Karakter isimleriyle ilgili birkaç küçük not:
Temelde bu eserdeki karakter isimlerini kulağa hoş gelmesi ve kağıt üzerindeki görsel dengesine göre seçtim. Ancak hikayenin ortalarından itibaren, başkarakter üzerinde güçlü etkisi olan karakterlere belli bir mantık çerçevesinde isimler verdim.
Ana serideki isimler tarihi kişiliklerden, Beta serisindekiler ise saygı duyduğum oyun geliştiricilerinden geliyor. Beta serisindekiler zaten apaçık ortada olduğu için burada tekrar yazmama gerek yok. Ana serideki tarihi kişiliklere gelirsek; öncelikle Hashiba Kyoya, ismini "Hashiba"dan alıyor.
Bunu duyunca "Yani Hideyoshi mi?" diye düşünebilirsiniz ama benim aklımdaki isim aslında onun kardeşi Hidenaga'ydı.
Bu kardeşin genel bilinirliği pek yüksek değildir. Fakat biraz daha uzun yaşasaydı Tokugawa devrinin hiç gelmeyeceği, gelse bile çok daha geç geleceği söylenecek kadar yetenekli bir arabulucu olduğu rivayet edilir.
Bu şahsiyeti çok severim. Biyografilerini okurken bir gün onu bir şekilde hikayeme dahil etmeyi planlamıştım. Kyoya ve Hidenaga elbette farklı kişilikler ama konumları ve halk nezdindeki itibarları bakımından bir ortak nokta bulabileceğinizi umuyorum.
Kuroda ve Takenaka karakterleri, doğrudan Kuroda Kanbei ve Takenaka Hanbei'dir. Her ikisinin de yetenekli olması ve Kyoya'nın yanında hünerlerini sergileyecek olmalarını öngörerek bu isimleri verdim. Kuroda'nın yakın adamlarından Mori Tomonobu'dan esinlenerek Morito, 5. ciltte çıkan Shibata ve Matsunaga... Diğerlerini de sizler bulun lütfen.
Ve son patron, Mabira Yasushi. Bu oldukça bariz sanırım. Mabira eşittir Matsudaira, Yasushi eşittir Ieyasu. Hashiba’nın, yani Toyotomi’nin ezeli rakibi olduğu için bu adı seçtim.
Karakter isimlerini belirlemek başlarda kolay olsa da sonlara doğru zorlaşır. Sadece fikirlerin tükenmesinden değil, hikaye ilerledikçe isimlere de bir anlam yüklemek istediğinizden dolayıdır bu. Bu yüzden, bu eserdeki gibi bir temel kaynağa dayanmak, karakterin konumuna göre isim vermeyi nispeten kolaylaştırdı.
Ve bu bölümün sonunda, en ince işlenmiş karakter isminden bahsedeceğim. Tomioka Keiko, yani Keiko-san.
Okumayı bitirenler anlamıştır; onun Mabira Mio varlığıyla çok güçlü bir bağı var. Oraya zamanla ilgili kelimeler olan "geçmiş" (kako) ve "saat" (tokei) kelimelerini ekleyelim. Mio, saat, geçmiş. Mio, tokei, kako. Miotokeikako. Tomioka Keiko... İşte böyle gizlenmişti.
Ayrıca Tomioka, Osaka’nın kuzeyindeki bir yerleşim yeridir; Mio ise Osaka şehrinin simgesi olan "Mioshizuku"dan (kanal işaret kazığı) esinlenilmiştir. Bu fikirler yerine güzelce oturduğu için memnunum.
Son olarak, bundan sonra yaratıcılık dünyasına atılacak olanlara...
Ben bu eseri yazarken iki tür yalnızlık tattım.
Birincisi, yazmaya başladığım ilk zamanlardı. Hiçbir değerlendirme duyamadığım, acaba bu şekilde yayından kaldırılacak mı diye düşündüğüm o çaresizlik çukurunu deneyimledim.
İkincisi ise anime bittikten sonraydı. Eser artık geçmişte kaldığında, ondan bahsedenler azaldığında, o coşku çemberinin dışına itilmiş gibi hissettiğim anlardı.
Zaten yaratıcılık dediğiniz şey, doğası gereği yalnızlıktır. Kimse tarafından anlaşılamayıp, tek başına derinleşmen ve bunu ortaya koyman gereken bir süreçtir. İşte tam da bu yüzden; köşeye sıkışmış, yalnızlığın ortasında terk edilmiş birinin hislerine tercüman olabilir, ona başka hiçbir şeyin veremeyeceği bir güç aşılayabilirsiniz. Yazar ve okurun birebir, göz göze gelmesinin mümkün olduğu yegane yer roman mecrasıdır; bu onun en büyük karizmasıdır.
Bu iki yalnızlığı da bu eserle tatmış biri olarak, yazarak o yalnızlıkla hesabımı kapattım. Beni okuyan birilerinin olduğunu iliklerime kadar hissedip, bu duyguları ulaştırmam gerektiğine dair bir misyon edindim. İşte bu her şeyin birbirine karışmasıyla doğan gücü, genel olarak "Hararet" (Ateş) diye nitelendirdim.
Hararet bazen söner, bazen yeniden alevlenir. Bir kez sönse bile, kalbinize atacak odunları topladığınızda o ateş yeniden canlanır. Ve ben, şu an tek başına savaşan herkesin şunu bilmesini istiyorum: O ateş, tam da yalnız olan benliğinizin içinde mevcuttur.
Buna bir başkası vesile olabilir. Dünyadaki bir eser sebep olabilir. Ama en başında, o ateşi yakmak isteyen bir "siz" yoksanız, o ateş anında sönüp gider.
Her şey eserin içindedir. Her şey sizin içinizdedir.
Yakmak da soğutmak da sizin elinizde.
Yaratıcılıkla yüzleştiğinizde, içinizdekileri hiç pişmanlık duymadan yakmanızı ve hiçbir şeyin sarsamayacağı o kor ateşe ulaşmanızı tüm kalbimle diliyorum.
Dolu dolu geçen yedi yıldı. Başka bir eserde tekrar buluşmayı dört gözle bekliyorum.
O zamana kadar, kendinize iyi bakın.
Nachi Kio, Saygılarımla.
E-Kitap Özel: Yeni Yazılmış Kısa Hikaye
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.