2023 yılı, kışın bahara evrildiği günlerden biri.
Gecenin köründe, sarsıla sarsıla ilerleyen bir şehirlerarası otobüsün içinde batıya doğru yol alıyordum.
Çevremdekiler ya tatile gidiyordu ya da bir geziye; hepsi neşe dolu gençlerle doluydu. Ben ise tam aksine, zifiri bir umutsuzluğun tam ortasındaydım.
Bir hayalim vardı. Bir VTuber ajansı kuracak, yetenekli yayıncıları bir araya getirecek ve herkesin "burada olmak istiyorum" diyeceği türden bir yer var edecektim.
Fakat gerçekler acımasızdı. Seviye atlayamadık, takipçi sayıları yerinde saydı. Yayıncılar birbirine girdi, aşk meşk meseleleri patlak verdi; derken birinin densiz bir açıklaması yüzünden ortalık yangın yerine döndü. Ajans defalarca varoluş kriziyle burun buruna geldi. Dişimle tırnağımla çalışıp biriktirdiğim para göz açıp kapayıncaya kadar eriyip gitti. Yine de yanımda kalan yayıncılar için kendi maaşımdan kısıp yeni projeler ürettim, iş bağlamaya çalıştım.
Ama sonunda, o sadık kalan son kişilerden biri tarafından da sırtımdan bıçaklandım. Ortağım olacak herif paraları alıp kaçmıştı; görünüşe göre o yayıncıyla birlikte toz olmuşlardı. İşletme sermayem sıfıra inince, kalan son kişilere durumu açıklayıp dükkanı kapattım. Oradan buradan borç harç bularak son ödemeleri yapmayı başardım ama elimde sadece tarif edilemez bir çaresizlik kaldı.
Aslında elimden gelen pek bir şey de yoktu. Ne kendim yayıncıydım ne de çizim yapabiliyordum. Yine de "prodüktörlük" denen işin altından kalkabileceğimi sanmıştım. Meğer hepsi koca bir illüzyondan ibaretmiş.
Kalan son paramla baba ocağına dönmeye karar verdim. Kira ödeyip para çarçur etmenin manası yoktu, bir işe girip çalışmam gerekiyordu. Ama o parayla ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu. Tek bildiğim, borçlarımı kapatmak için deli gibi çalışmam gerektiğiydi. Ne bir hayal ne de bir umut kalmıştı içimde.
"Neler oluyor...?"
O an, cebimdeki akıllı telefon titredi.
Bir bildirimdi. Takip ettiğim büyük bir yayın platformundan, abone olduğum kanalın yayın başladığına dair bir mesajdı.
"Ah, bugün müydü o açıklama?"
En ufak bir heyecan duymadan yayın linkine tıkladım. Koltuğun perdelerini çekip dış dünyayla bağımı kestiğim için kulaklığı takarsam videoyu izlememin kimseye zararı olmazdı.
Succeed'in yayınıydı.
Yayıncılık sektöründe yer almayı istesem de özümde her zaman bir oyun tutkunuydum. Zaten oyun yayıncılığı dünyasına merak salmam da internette oyun videoları arasında kaybolmamla başlamıştı; o günden beri de ilgimi hiç yitirmemiştim.
Son zamanlarda dev bir şirkete dönüşen Succeed'in ardında efsanevi bir hikaye yatıyordu ve ben o hikayenin merkezindeki adama her zaman hayranlık duymuştum.
"Hashiba Kyoya çıkar mı acaba?"
Genelde büyük açıklamalarda hep orada olurdu, muhtemelen bugün de çıkacaktı.
Sanat üniversitesindeyken hobi olarak yaptığı oyunlarla satış rekorları kırmış, inanılmaz izlenme sayılarına ulaşan efsanevi videolar hazırlamıştı. Mezun olduktan sonra sıradan bir şirket kurmuş olsa da, sonra üniversite arkadaşlarıyla devasa bir oyun projesine girişmiş, tam o sırada "yapmak istediğim şeyler var" diyerek Amerika'ya gitmiş ve orada bağımsız oyun ödülleri kazanmıştı.
İki yıl kadar önce ülkeye dönüp Succeed bünyesinde planlama departmanında çalışmaya başlamıştı ve şimdilerde dahi bir prodüktör olarak tanınıyordu.
Şöyle bir geçmişine baktığımda bile insanın "bu herif hile yapıyor herhalde" diyeceği türden bir kariyere sahipti.
"Keşke ben de onun gibi olabilseydim..."
Sadece bir temenniydi bu; zira ben onun bulunduğu zirvenin fersah fersah aşağısında, yerin dibindeydim.
Canlı yayın, genel müdür unvanına sahip güzel bir kadın ve asistanı olduğunu iddia eden meşhur bir vücut geliştirici yayıncı tarafından sunuluyordu.
Yayının yirminci dakikasında...
"Hah, geldi..."
İşte o Hashiba Kyoya sahneye çıktı.
"İyi akşamlar, ben Hashiba."
Her zamanki gibi mütevazı ama kendinden emin konuşma tarzı... Onun gibi bir yetişkin olmayı ne çok istemiştim ama yanına bile yaklaşamamıştım.
"Hashiba, bebeğin hayırlı olsun!"
"Teşekkür ederim, kutladığınız için sağ olun."
"Adı neydi? Kızdı değil mi?"
"Evet. Yayında söyleyemem ama ismine çok önceden karar vermiştik."
Yayında bir süre Hashiba Kyoya'nın yeni doğan bebeği üzerine sohbet döndü.
Karısı, yanılmıyorsam şu meşhur çizer Akishima Shino'ydu. İdol gibi sevilen biriydi; son zamanlarda kendi tasarladığı avatarıyla başladığı yayınlar o kadar tutmuştu ki, yayın dünyasında kelimenin tam anlamıyla "Anne" lakabıyla fırtınalar estiriyordu.
İstem dışı, derin bir iç çektim.
Her şey, ama her şey o kadar farklıydı ki.
"Benimle alakası bile yok."
Yayın, yeni oyun tanıtımlarının ardından izleyicilerden gelen mesajların okunduğu ve yanıtlandığı bölüme geçti.
"Bakalım... Hashiba Bey'e bir soru: 'Yapmak istediğim bir şey var ve bunun için çabalıyorum ama üst üste başarısız olunca her şeyin boşuna olduğunu düşünmeye başladım. Motivasyonum yerlerde, ne yapmalıyım?'"
Bir an kalbim duracak gibi oldu. Sanki beni anlatıyordu.
"Hmm, bir bakalım."
Hashiba Kyoya cevabı düşünüyordu. Tabii, elini attığı her şeyi kurutan böyle bir adam için bu soruya cevap vermek zor olmalıydı. Muhtemelen başarısızlığın ne demek olduğunu hayal bile edemiyordu.
Dinlemek bile zaman kaybıydı. Tam yayını kapatacakken...
"Şey, öncelikle şunu söylemek isterim."
Sesi, kulaklığımdan kulağıma sert bir yankıyla çarptı.
"Ben bugüne kadar dağlar kadar başarısızlık yaşadım. Arkadaşlarımı kaybettiğim oldu, kendimi kaybettiğim zamanlar oldu. Üniversiteden sonra yaratıcılık dünyasından uzaklaşmamın sebebi de kendime olan güvenimi tamamen yitirmiş olmamdı."
Şaşırmıştım. Bu adam gerçekten bu kadar çok mu hata yapmıştı?
"Fakat birisi bana şunu söyledi: 'Bu dünyada boşa giden tek bir şey bile yoktur.' Şimdi dönüp bakınca, her şeyimi kaybettiğimi sandığım o anlarda bile, sakin kafayla baktığımda aslında elimde bir şeylerin kalmış olduğunu gördüm."
O an uydurduğu bir hikaye mi diye şüphelendim ama yanındaki ikili de ciddiyetle kafa sallıyordu. Görünüşe bakılırsa her kelimesi gerçekti.
"Bu yüzden, başarısız olsam bile bir yerlerde bir şeyler olmalı diyerek aramaya devam ettim. Cevapları hep eğlence dünyasında, eserlerin içinde buldum. İşte bu yüzden, tüm kalbimle söylüyorum..."
Hashiba Kyoya derin bir nefes alıp ekledi:
"Hayat, kaç kez olursa olsun yeniden kurulabilir."
Sessizce yayını kapattım. Akıllı telefonu göğüs cebime koyup zifiri karanlıktaki o boş gece manzarasını izlemeye devam ettim.
Güldürme beni. Bunları ancak başarılı olduğun için söyleyebiliyorsun. Maç bittikten sonra herkes ahkam keser. Benim gibi her şeyini kaybedip dımdızlak ortada kalan birine de aynı şeyi söyleyebilir misin gerçekten?
"Kahretsin, dalga mı geçiyorsun ya..."
Öyleyse neden içim ısınmaya başlamıştı? Yoksa yine o imkansız hayallere kapılacak kadar aptal mıydım?
Sanki o ısınan kalbime cevap verircesine, tam o an telefonum titredi. Bir bildirim. Telaşla cebimden çıkarıp ekrana baktım.
"E-posta mı...?"
Kimden geldiğini kontrol ettim.
Gözlerime inanamadım.
Daha dün ajansın dağıldığını tebliğ ettiğim kadın yayıncılardan biriydi. O an hiçbir şey söylemeden sessizce çekip gittiği için benden nefret ettiğini, beni aşağıladığını sanmıştım.
Mesaj kısaydı.
"Başkan, ben yayıncılığa devam edeceğim. Eğer tekrar bir şeyler yapmaya karar verirseniz lütfen bana haber verin. Birlikte bir şeyler yapalım."
Mesajda ne bir teselli ne de bunca zaman iyi iş çıkardığıma dair bir övgü vardı.
Ancak benim için bu, dünyadaki her şeyden daha mutluluk verici bir sözdü.
"Varmış işte... Bir gelecek."
Boşa gitmemişti. Yaptıklarım, az da olsa geleceğe bağlanmıştı.
Yapacağım. Her şeyi en baştan inşa edeceğim. O yapımcının dediği gibi, hayatımı defalarca kez yeniden kuracağım. Artık her şeyi yapmakta özgürüm. Yaşadığım sürece, her şeyi yaratabilirim. Ve bir gün, yeniden içimde o ateşin yandığını hissettiğimde, ona bir mesaj göndereceğim.
Gözyaşlarım boşaldı. Kendi kendime ne kadar sinir bozucu olduğumu düşünsem de mutluydum. Daha demin bu yaşlar bile kurumuştu. Şimdi ise her şey gözüme sevgi dolu görünüyordu. Sonsuza dek varmasa da olur dediğim o otobüsün, bir an önce varış noktasına ulaşmasını istemeye başladım.
"Kesinlikle bir yolunu bulacağım."
Zayıf bir sesle de olsa bu kararlılık sözlerini fısıldadım. Bir gün bu an, bu sözler bir efsaneye dönüşene kadar çabalayacağım. Kesinlikle yapacağım.
Otobüs gecenin karanlığında süzülüyor. Durmaksızın yol alıyor.
Eninde sonunda sabahı karşılayacak ve varış noktasına ulaşacak.
Yolcular, o yolun sonunda bir gelecek olduğuna inandığı sürece.
Bizim Yeniden Başlangıcımız - SON
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.