Yeni Bir Başlangıcın Eşiğinde

Şok edici açıklamanın üzerinden bir hafta geçmişti.

O günden beri İkinci Geliştirme Departmanı'ndan peş peşe istifalar geliyordu.

Nedeni elbette belliydi. Kısa süre öncesine kadar üzerinde çalıştıkları oyunla neredeyse aynı ekiple hazırlanacak olan B-Craft'ın yeni projesi. Bütün amaç, o projenin yapımında yer alabilmekti.

"Gerçi sırf burası canına tak ettiği için çeker gidenler de var sanırım," dedi Kuroda, sesinde buruk bir yalnızlıkla.

"Aslında herkesi toplayıp topluca transfer edebilsek harika olurdu ama öyle yaparsak göze batarız. Zor işler bunlar."

Açıkçası, B-Craft'ın ana bünyesinde üretim yapmaya karşı çıkanlar olduğu için, sermayesinin yüzde yüzü B-Craft'a ait yeni bir yapım şirketi kurulması ve projenin orada yürütülmesi kararlaştırılmıştı.

"Yine de gerçekten çok iyi oldu. Hem MisCro hem de Grape için 'ikisini de yapıyoruz' noktasına gelindi ya, bundan daha güzel bir son olamazdı herhalde."

"Haklısın, evet."

Kuroda'nın dediği gibi, mümkün olan en iyi şekilde tatlıya bağlanmıştı.

Aslında en başta sadece MisCro ekibinin yeni projesini önermiştik. Ancak sonraki görüşmelerde Grape'i de eş zamanlı yürütme payı olduğunu fark edince, tutmayacağını bile bile şansımızı denemiş ve o projenin de bütçesini koparmıştık.

Şimdilik Sakurai-san'ın tek kişilik projesi gibi dursa da, işler somutlaştıkça ekibe yeni isimler dahil edilebilirdi.

"Eee, Kuroda, sen ne zaman geçiyorsun karşı tarafa?"

"Biraz daha var, Kalan işleri toparlamam lazım. Diğer çocukların hepsi yerini garantilesin, sonra geçerim. Bölüm başkanı yokken bu tarz işleri benim sırtlanmam gerekiyor."

O bahsettiği Kawasegawa'nın yüzüne de nihayet bir yumuşama gelmişti. Son zamanlarda kızın nefes alacak tek bir anı bile olmamıştı çünkü.

"O biraz rahatladı mı bari?"

"Hım, sonunda bir sonraki işe odaklanabildi."

Dün onunla karşılaştığım an geldi aklıma.

B-Craft'ın hazırladığı yeni ofis. Kawasegawa orada, yeniden doğan Birinci Geliştirme Departmanı'nın başı olarak çalışmaya başlamıştı.

Personel henüz oldukça seyrek iken, duruma bir bakayım diye yanına uğramıştım.

"Aaa? Burada olman sorun değil mi? Hâlâ diğer tarafın çalışanı sayılırsın, değil mi?"

Kawasegawa beni görür görmez şaşkınlıkla konuşmuştu.

"İstifamı verdim, şu an bekleme süresinde sayılırım yani sıkıntı yok. Onu bırak da, biraz konuşabilir miyiz?"

"Tamam," diyerek başıyla onayladı ve kalktı.

Çatıdaki dinlenme alanına çıktık. Succeed Soft'un o gökdelenine kıyasla yeni ofis, üç katlı küçük bir ticari binaydı ve alanı diğerinin üçte ikisi kadardı. Restorasyondan geçmiş olsa da, son teknolojiyle donatılmış eski ofisle karşılaştırıldığında insan ister istemez ucuz bir hisse kapılıyordu.

"Ama burası bana huzur veriyor. Herkesin yüzünü görerek çalışabilecekmişim gibi hissettiriyor."

Kawasegawa burayı tamamen benimsemiş gibiydi, binanın eskimşliği falan hiç umurunda değil gibi duruyordu.

"Şey, Kawasegawa... Tekrar özür dilemek istiyorum."

"Özür mü? Ne için?"

Şaşkınlıkla bana bakan kıza doğru başımı eğdim.

"En başında ortalığı bu kadar karıştıran bendim. Hiçbir şey yapmasaydım hâlâ Succeed'de olabilirdin. İşlerin bu noktaya gelmesi benim sorumluluğumda."

MisCro'nun geliştirme ortamı bariz bir şekilde iyileşmişti, doğru. İki ateş arasında kalan Kawasegawa'nın durumu da düzelmişti.

Fakat bunlar sadece bizim açımızdan bakıldığında bir iyileşmeydi. Şirketin güvencesi açısından bakarsak, Succeed sonuçta dev bir şirketti. B-Craft'ın fonladığı bu yeni şirket ise altı üstü yan bir yan kuruluştu. Büyük bir kriz anında ana şirket tarafından gözünün yaşına bakılmadan silinebilecek bir konumdaydı.

Bütün departmanı bu duruma sürükleyen, oraya gitmekten başka yol bırakmayan bendim. Aniden hayatına giren ben olmasaydım, kesinlikle çok daha sakin bir hayat sürebilirdi.

İşte tam olarak bunun için diledim özrümü.

"Doğru ya... Düşününce, senin yüzünden az çekmedi başım."

"Evet, o yüzden... gerçekten özür di—"

Öne eğdiğim başımı aniden yakaladı Kawasegawa, tutup yumuşakça eski konumuna getirdi.

"Ha...?"

"Şu an burada kimse yok, değil mi?"

Neden diye sormama fırsat kalmadı.

Bir sonraki an, Kawasegawa'nın bedeni benimkine sımsıkı kenetlenmişti. Geliştirmenin dondurulduğu açıklandığı gece benim onu kendime çekişimin tam tersiydi bu.

"K-Kawasegawa...?"

Elleri sırtıma dolandı. Sırtımı şefkatle okşayışı bile aklımı başımdan almaya yetiyordu.

"Hani sana sürekli söyleyip durduğum bir dileğim vardı ya..."

"Evet, diyordun."

Succeed Soft'a girdiğim ilk günden beri benden rica etmek istediği bir şeyden ve bir diğer önemli sözden bahsedip dururdu.

'Oyunları sevmeye devam et.'

Bu isteğin, o icra direktörünün zihniyetiyle taban tabana zıt olduğunu daha yeni yeni kavrayabiliyordum.

"O şirkette kalırken üretimi daha iyi bir noktaya taşıyabilir miyim diye düşünüp durdum hep. Senin gibi harekete geçebilen biriyle karşılaşınca, belki de bunun gerçekleşebileceğini hissettim."

"Bir şeyleri değiştirebilecek biri, ha?"

"Hıhım," diyerek başını salladı Kawasegawa.

"Ama işler gittikçe kötüleşti. Sen de hareket edemez hale geldin, ben de yolun sonuna gelmiş gibiydim. Bu yüzden, geliştirmenin dondurulduğu o gün... Gerçekten çok canım yandı, çok üzüldüm ama bir yanım da garip bir şekilde rahatladı."

Kawasegawa derin, kocaman bir nefes verdi.

" 'Artık oyun yapmak zorunda değilim' dedim kendi kendime."

"..."

Kawasegawa buraya kadar mı köşeye sıkışmıştı yani?

Oyunları, hele ki MisCro projesini bu kadar el üstünde tutarken...

Kawasegawa'nın sesinin hafifçe ağlamaklı bir tona büründüğünü fark ettim. Ama elbette, çaktırmamak için fark etmemiş gibi davrandım.

"Bir lider ne kadar zorlanırsa zorlansın, sonuna kadar hiçbir şey olmamış gibi dik durmalı... Bunu öğrendim. Bu yüzden, benim için buraya kadar geldikten sonra artık ağlamayacağım. Savaşacağım. Söylemek istediğim... buydu."

Sırtımdaki elleri biraz daha sıkılaştı.

"Teşekkür ederim Hashiba... Bundan sonra da sana emanetim."

"Ben teşekkür ederim... Sen de bana emanetsin."

Benim de boğazıma sıcak bir şeyler düğümlenmişti, kendimi tutmak için ecel terleri döküyordum.

Her şeyin karşılığını ona en iyi şekilde verip veremediğimden gerçekten emin değildim. Belki daha iyi bir yol vardı da benim yetersizliğim yüzünden o yolu bulamamıştık, bu da bir ihtimaldi.

Ama şu an bana böyle minnetle sarılıyorsa, verdiğim ilk sözü biraz olsun tutabilmiş sayılırım diye düşündüm.

"Yine de son zamanlarda yaptıkların biraz fazla kaba ve düşüncesizceydi ama."

Bunu söylerken elden geldiğince memnuniyetsiz bir tavırla dudaklarını büktü.

"Ö-Özür dilerim."

Kawasegawa Eiko, böylece yeni sahnesine adım atmıştı. Onu prangalayan direktörden kurtulmuştu, bu sefer gerçekten iyi bir şekilde oyun üretebilecekti.

"Anladım, desenize Kawasegawa tarafı artık güvende."

Raporumu dinledikten sonra (bana sarıldığı kısmı elbette gizli tutmuştum), Kuroda rahatlamış bir şekilde defalarca başını salladı.

"O kız, yani Kawasegawa... Dışarıdan bakınca sert bir imajı var, bu yüzden hep kaybeden taraf oluyor. Ama işin aslı, inanılmaz hassas biridir. Her şeyi kendi üstüne alınır. Doğrusunu istersen, liderlik ona göre değil."

Kuroda hiç beklemediğim bir şey söyledi.

Aslında ben de bunun biraz farkındaydım. Bir ekibe liderlik etmek için gerekenden fazla duyarlıydı. Her şeyi görmeye çalışır, detaylara fazla odaklanır ve sonunda kendi kendini tüketirdi. Genelde böyle olurdu.

"Bu yüzden bence... Sen lider olmalıydın Hashiba, o da senin yardımcın. Olması gereken tablo tam olarak buydu."

"Benim yardımcım mı? Yapma gözünü seveyim, ona haksızlık olur."

Daha önce hiç böyle bir şey düşünmemiştim ama belki de bir yerlerde böyle bir ihtimal vardı. Mesela, üniversite seçimlerimde ben de onunla aynı sanat fakültesini seçmiş olsaydım...

Lider olarak ekibi peşinden sürükleyen ben ve bir yandan söylenirken bir yandan da arkamı mükemmel bir şekilde toplayan Kawasegawa... Belki de gerçekten böyle bir tablo ortaya çıkabilirdi.

"Bir dakika..."

Zihnimde beliren bu resim, düşündüğümden çok daha fazla içime sinmişti. Bu duruma şaşırmadan edemedim.

"Hihi, fena fikir değil, değil mi? Öyle görünmesem de personelin yeteneklerini doğru yere kanalize etme konusunda üstüme yoktur."

Kuroda’nın kıkırdamasına acı bir gülümsemeyle karşılık verdim.

Ufak bir yol ayrımı, her şeyi tamamen değiştirebilirdi. Bu yol ayrımından doğan pürüzleri görmezden gelip ilerlemeye kalktığında, o pürüzler zamanla büyüyüp devasa sorunlara dönüşürdü.

Succeed Soft’ta yaşanan olaylar zinciri de tam olarak böyle bir şeyin uzantısıydı. Yönetim kurulu üyesinin ne mal olduğundan ziyade, şirketteki sistem ve zihniyet eskimişti. Çalışanlar ile yönetim arasında ciddi bir kopukluk vardı. Bunu sadece 'azmimiz yeter' kafasıyla kapatmaya çalıştıkça, stres kaçınılmaz oluyordu.

'Bundan sonra yeni iş yerimde de bu pürüzleri kollamam gerekecek.'

"Yine de o yönetim kurulu üyesinin öylece kabuğuna çekileceğini sanmıyorum. Yapacak çok işimiz var."

Kuroda ciddi bir edayla konuşmuştu.

"Haklısın."

Ben de her şeyin bir anda çözüldüğünü düşünmüyordum.

O kadar insanın önünde karizması çizildikten sonra, o adam kesinlikle bir misilleme planlayacaktı. Üstelik bunu en çirkin yollardan yapacağına şüphe yoktu.

'Kendimi her ihtimale karşı hazırlasam iyi olur.'

Kawasegawa ile de bu konuyu konuşmalıydım. Her ne kadar o adamın adını bir daha duymak istemeyecek olsa da.

"Bu arada, haftaya yeni başkan geliyormuş. Hashiba, sen onunla hiç tanıştın mı?"

"Yok, henüz değil. Sadece kadın olduğunu duydum, o kadar."

Nasıl biri olduğunu bilmiyordum ama yönetim kurulu üyesi hakkındaki durumu önceden onunla teyit etmekte fayda vardı. Tabii belki de çoktan her şeyden haberdardı.

Endişe ve beklenti iç içe geçmişti. Yeni ofisteki görevim için sessizce hazırlıklarımı sürdürdüm.

Gözlerimin önündeki ekranda sosyal medya arama sonuçları akıp gidiyordu. O açıklama gününden beri, Beecraft’ın yeni oyunu gündemden bir an olsun düşmüyordu.

"Herkes ne kadar da boşta... Altı üstü bir oyun için her gün ekran başına kilitlenip bunu konuşuyorlar."

Mystic Clockwork ekibinin kitlesel olarak rakip firmaya geçmesi, kayda değer bir gelişmenin yaşanmadığı oyun sektöründe bulunmaz bir malzemeydi. Her gün trend listelerinin tepesine oturuyordu.

Üstelik medya ayağını o kadar kusursuz yönetmişlerdi ki, MysClo’nun geliştirilmesinin dondurulması tamamen Succeed Soft’un basiretsizliği olarak sunulmuştu. Şirket hedef tahtasına oturtulmuştu ve bizim elimizden kenara çekilip izlemekten başka bir şey gelmiyordu.

Kuşkusuz misilleme yapabilirdik. Duyuru yapıldığı sırada henüz Succeed kadrosunda olan çalışanlara, rakip firmalara geçiş yapamayacaklarına dair belge imzalatabilir ya da projenin dondurulmasının faturasını onlara kesip tazminat davası açabilirdik. Tüm bunları enine boyuna düşündüm.

Fakat...

"Kabul etmek lazım, herifler işi gerçekten sıkı tutmuş."

Bu tür meselelerde uzmanlaşmış bir avukatı en başından sürece dahil etmişler, Succeed lehine olabilecek tek bir açığa bile izin vermemişlerdi. Masrafları Beecraft karşılamış olabilirdi ama bu hamleyi planlayan kişi kesinlikle o adamdı.

"Hashiba Kyouya..."

İşe girdiği gün getirdiği özgeçmiş... Zarfın içinden çıkarıp vesikalığına bir kez daha baktım. Hiçbir albenisi olmayan, sıradan, silik bir yüz.

Onu hafife aldığım doğruydu. Projeyi dondurduktan sonra odama çağırdığımda tamamen yıkılmış bir hali vardı. Bana karşı koyacak gücü yok gibiydi. Birileri aklını mı çelmişti, yoksa eline karşı taarruza geçecek malzemeler mi geçmişti, artık bunu bilmenin bir yolu yoktu.

"Neyse, bunun bir önemi yok."

Dürüst olmak gerekirse, o çöplerin başka bir şirkette ne bok yediği umurumda bile değildi. Baş belalarından kurtulduğum için sevinmeliydim, hem bu durum babamın şirketteki kliklerini temizlemek için de harika bir fırsattı.

"Ama yine de..."

Elimdeki özgeçmişi avucumun içinde evire çevire buruşturdum, kağıdı ezdim.

"Bunu yanına bırakmayacağım... Bana karşı gelmenin bedelinin ne olduğunu sana öğreteceğim, Hashiba."

Biraz direnç göstermesi eğlenceliydi elbette ama her şeyin bir sınırı vardı. Bir evcil hayvan bile sahibini ısırdığında cezalandırılırdı. O ve arkasındaki o değersiz güruh, hak ettikleri cezayı en ağır şekilde alacaklardı.

Başka şirkete geçseler de yurt dışına kaçsalar da fark etmezdi, benim için yöntem çoktu. Korkudan bir kez daha titreyecek, bana bir daha asla karşı gelemeyecek şekilde canlarını yakmam gerekiyordu.

"Kimseye yenilemem. Ben kimseden aşağıda olamam."

Kendi kendime mırıldandım, bu gerçeği zihnime kazıdım. O zamanlar çektiğim acıların aynısını o aptallara ve onlara inanan hergelelere tek tek yaşatacaktım.

İşte bu yüzden, henüz böyle bir yerde durmaya niyetim yoktu.

Buruşturup masaya bıraktığım kağıdı geride bırakıp dahili telefonun tuşuna bastım.

"Bugün saat 17:00'de toplantı var. Kurumsal Planlama, İnsan Kaynakları ve Satış müdürleri ile departman şeflerini derhal toplayın."

"Anlaşıldı efendim," diye gergince bir yanıt geldi. Ses tonumdaki tehlikeyi sezmiş olmalılardı. Telefonu kapatıp koltuğuma iyice kurulduktan sonra yeniden Hashiba’yı düşündüm.

"Gözlerindeki o umut dolu bakış... Midemi bulandırıyor."

Daha ilk gördüğüm an, yeteneğinden bağımsız olarak onda tiksindirici bir şeylerin olduğunu hissetmiştim. İstese her şeyi yapabilecek kapasitedeyken, sırf oyun sektörüne olan çocukça sevdası yüzünden zamanını boşa harcıyor, doğru düzgün bir pozisyona geçmek yerine duygularıyla hareket ediyordu. Böyle tiplerin piyasada cirit atması tam anlamıyla bir mide bulantısıydı.

"O sinir bozucu, pozitif laflarını o kadar ezici bir güçle sileceğim ki... Sevdiği her şeyi, hayatındaki herkesi tek tek karşıma alacağım."

Dudaklarımda kendiliğinden bir gülümseme belirdi. Bu dayanıklı oyuncağı parçalara ayırmak için sabırsızlanıyordum.

"Hashiba Kyouya... Bir daha asla ayağa kalkamayacağın bir darb vuracağım sana."

Bugün hava inanılmaz güzeldi. Gökyüzü pırıl pırıl, ferah bir esinti vardı ama ne yazık ki bu hava tozu dumana katıyor, temizlik yapmayı iyice zorlaştırıyordu.

Ayrıca sabahtan beri telefonlarım bir an olsun durmamıştı. Bu yüzden temizlik işi pek ilerleyememişti. İnsanların teyit etmek istediği bir sürü şey olmasını anlıyordum ama her şeyi önceden detaylıca anlatmıştım. Artık şirkette kalanların bazı şeyleri kendilerinin halletmesi gerekiyordu.

"Evet, evet... Haftaya artık o ofiste olacağım, siz sadece kurulumu yapın yeter. Hat bağlantılarını halledin, gerisini ben kendim yaparım. Ne? Yeni personelle tanışma işi mi? Onu da ben hallederim, sorun değil~ Haydi, kolay gelsin."

Aramayı sonlandırıp akıllı telefonu cebime attım, ardından yeniden süpürmeye başladım. İşlettiğim apartmanın önünü temizlemek zaten her günkü rutinimdi.

Yine de beklemediğim bir anda harika bir fırsat yakalamıştım.

Babam geliştirme ekibini güçlendirmek için dışarıdan taze kan almamız gerektiğini aniden söylediğinde ne yapacağımı bilemeyip kara kara düşünmüştüm. Ama sonra karşı taraf elinde projeyle ayağıma kadar geldi. Gerçekten şanslı günümdeyim galiba! Üstelik muhatabım da o Kyoya-san'ın çalıştığı yer.

"Neyse ya, yönetim kurulundaki moruklar kıpkırmızı kesilip karşı çıktılar ama 'O zaman ayrı bir şirket kurup orada yaparım' deyince kuzu gibi oluverdiler. Çok kolaydı canım~"

Mırıldandığım şarkı eşliğinde dökülen yaprakları toplayıp torbaya doldurdum, ağzını da sıkıca bağladım. Evsel atık toplama alanında halihazırda yaprak dolu birkaç torba daha duruyordu.

"Kyoya-san, size kadere inanmadığımı söylemiştim ama..."

Çöp torbalarını iki elimle kucaklayıp toplama alanına bıraktım.

Kurumuş yapraklarla kaplı iç bahçe bir anda tertemiz olmuş, tamamen çehre değiştirmişti.

"Kendi şansını kendin zorlarsan, talih zaten tıpış tıpış arkandan gelir... Hah, işte böyle."

Sosyal oyunlardaki gacha mekanizması gibi sonuçta. İstediğin karakter çıkana kadar çekiliş yaparsan kazanma oranını yüzde yüze çıkarırsın.

Çekilişte önemli olan şey şanslı olmak değil, o bileği ne kadar güçlü kullandığındır. Babam bazen gerçekten çok doğru konuşuyor.

"Kyoya-san beni şirkette görünce kimbilir nasıl şaşıracak~ Aniden arkasından yaklaşıp adıyla mı seslensem acaba? 'Hashiba Kyoya-san... değil mi?' diyerekten."

Aklıma geldikçe tanışma konuşmasının provasını yapmaya devam ettim.

"Tanıştığımıza memnun oldum. Yeni kurulan V-Craft Creative şirketinin başkanı, ben Ichikawa Mika. Birlikte güzel iş çıkaralım, hafifçe güler."

Elde olmadan kıkırdadım.

O pratik zekalı, sevimli çocukla bundan sonra nasıl oynasam acaba?

Düşündükçe, haftaya başlayacak yeni mesaim için sabırsızlanıyor, yerimde duramıyordum.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.