Dokuz Düğümün Sırrı

Jusetsu, üzerinde bir hadım kıyafetiyle Yamei Sarayı’ndan sessizce ayrıldı. Yanında sadece Onkei vardı.

Koshun onu çağırtmıştı.

Mektubunda sadece, “Kış Bakanlığı’nda bekliyor olacağım,” yazıyordu. Başka tek bir kelime bile yoktu.

Kış Bakanlığı’nın görevlileri onu karşılamak için dışarı çıktılar ve Koshun’un gelişini beklediğini bildirdiler. Jusetsu’yu, önünde Eisei’nin dikildiği bir odaya götürdüler. Eisei, ellerini birleştirip yüzeysel bir saygı gösterisiyle selam verdi; ona bir bakış atmaya bile tenezzül etmemişti.

Jusetsu, Onkei’yi kapıda onunla bırakıp içeri girdi. Odada sadece Koshun değil, Senri ve Ho Ichigyo da vardı. Jusetsu, masanın etrafında onlara katıldı ve Koshun’un tam karşısına oturdu. O fiyaskodan beri ilk kez onunla yüz yüze geliyordu.

Jusetsu bir süre gözlerini yerden kaldırmadı. Koshun’un yüzündeki ifadeyi görmekten içten içe korkuyordu. O gece Hakkaku Sarayı’na getirdiği o soğuk ve heybetli atmosferi hâlâ hatırlıyordu.

Yine de sonsuza dek bakışlarını kaçıramazdı. Başını yavaşça kaldırdığında Koshun’un doğrudan kendisine baktığını gördü. Bakışları, ilk tanıştıkları günkü gibi sakin ve vakurdu.

Neden hiçbir şey değişmemişti?

Bu durum Jusetsu’nun içinde öyle karmaşık duygular uyandırdı ki ne yapacağını bilemedi. Yine de gözlerini ondan ayıramıyordu.

Bu olay Jusetsu’ya kendi varlığının ne kadar tehlikeli olduğunu ve bu varlığın kendisinden bağımsız bir kimliğe bürünmesinin ne denli korkutucu sonuçlar doğurabileceğini acı bir şekilde öğretmişti. Özünden uzaklaşıp bambaşka bir şeye dönüşmüştü. Bu seferki olay iç sarayda küçük bir çatışmayla sınırlı kalmıştı ama benzer bir şey tekrar yaşanırsa işin sonunun nereye varacağını kim bilebilirdi?

Jusetsu, Koshun’un kendisine eskisi gibi davranamayacağını düşünmüştü. Ona yardım elini uzatan ilk kişi olarak durumun ciddiyetini en çok onun fark etmesi gerekirdi; ancak adamın gözlerindeki bakış zerre değişmemişti.

“Bir süredir en doğru adımın ne olacağını düşünüyordum,” diye başladı Koshun sakince. “Seni kurtarma kararımdan pişman değilim, fikrimi de değiştirmeyeceğim. Kuzgun Eş’in varlığının ne kadar tehlikeli olabileceğinin farkındayım. Ritüelleri yöneten Kış Hükümdarı’nın müritleri peşinden sürüklemesinin doğal olduğunu ve böyle birini iç saraya kapatmanın başlı başına bir hata olduğunu anlıyorum. İnsanlar, taşıdığı risk yüzünden Kuzgun Eş’in ortadan kaldırılması gerektiğini savunabilir ama mesele o kadar basit değil. Onu mühürleyip saklamakla bir yere varamayız. Bu kördüğümü, ipleri zorla kopararak ya da görmezden gelerek değil, en temel seviyede çözmemiz gerekiyor. Öteki türlü, günün sonunda hiçbir sorun halledilmiş olmayacak.”

Jusetsu, bir an için bile olsa gözlerini Koshun’dan ayıramadı. Adamın şüpheleri yok değildi; pişmanlık duymadıkça daha çok acı çekecekti. Yine de Koshun her şeyin üzerini kapatmak yerine, ne kadar engebeli olursa olsun bu yolu birlikte yürümeyi seçmişti.

“İşe Kosho’nun hatasını düzelterek başlayacağız,” diye devam etti Koshun. Sesi her zamanki gibi tepkisizdi. Konu ne olursa olsun, her şeyi çok önemsiz bir meseleden bahsediyormuş gibi anlatıyordu.

Kosho’nun hatası; yani Uren Niangniang’ı hapsetmesi.

“Bunu yapmak için Uren Niangniang’ın bedeninin diğer yarısını bulmamız gerek. Bunu yapabilecek tek kişi Kuzgun Eş’tir ve bu yüzden Kosho, onun dışarı çıkmasını engelleyen bariyerler dikmiş. Demek ki bu engelleri yıkmalıyız. Ho Ichigyo ile bunun mümkün olup olmayacağını konuşuyordum.”

Koshun bakışlarını Ho’ya çevirdi.

“Kesinlikle,” dedi Ho saygıyla. “Şamanizm öğretisine göre, yıkılamayacak hiçbir ruhani bariyer yoktur. Çünkü bir sınır, özünde 'düğümlenmiş' bir şeydir. Örneğin ipleri birbirine bağlayarak bir sınır oluştururuz ya da sarmaşıkları bir halka şeklinde düğümleriz. Düğümlenen her şey çözülebilir. Her zaman bir açık kapı vardır. Kosho’ya gelince...” Ho parmaklarını birbirine geçirdi. “Kendi parmaklarını kullanarak bir bariyer oluşturmuş. Böyle bir bariyer de bozulabilir. Parmaklarını dokuz kapıya gömmüş. Yani ortada dokuz düğüm var.”

“Onları tek tek mi çözeceğiz yani?” diye sordu Senri.

“Hayır,” diyerek başını salladı Ho. “Eğer öyle yaparsak, bir düğümü çözdüğünüzde bir önceki düğüm eski haline döner. Dolayısıyla bu, tek bir kişinin tek başına aşabileceği bir bariyer değil. Kuzgun Eş kendi başına kıramasın diye özellikle bu şekilde yapılmış.”

Koshun araya girdi, “Yani bir kişi yardım alırsa bu iş olur mu demek istiyorsun?”

“Bu bir telafi büyüsü örneğidir,” diye açıkladı Ho. “Düğümler eski haline döner diyorum ama bu süreç sonsuza dek sürmez. Biri çözüldüğünde diğeri oluşur. Bariyeri yıkılmaz kılmak için bir düğüme olanı diğerine aktarma becerisi bu. Üç düğüm, diğer üçünü telafi eder. Bu yüzden üçünün aynı anda çözülmesi gerekir. Yani bu bariyeri aşmak için bize...”

“Üç kişi lazım,” dedi Jusetsu. “Öyle değil mi?”

“Doğru. Hem de Kosho’nun büyüsünü bozabilecek kadar güçlü üç kişi. Geçmişte bir Kuzgun Eş bu bariyeri kırmayı akıl etmiş olsa bile, üç kişiyi bir araya getirmesi imkansıza yakındı. Şamanların gözetimi altındayken kendisine yardım edecek kadar kudretli birilerini yanına çekmesi çok zordu.”

Senri netleştirmek için sordu: “Bu üç kişiye Kuzgun Eş de dahil, değil mi? O halde siz varken sadece bir kişiye daha ihtiyacımız var.”

“Sadece bir kişi...” diye mırıldandı Jusetsu.

“İmparatorluk başkentinde artık hiç şaman kalmadı,” dedi Ho, yüzünde vakur bir ifadeyle. “Sondan bir önceki imparatorun döneminde hepsi kaçtı. Şimdi onları nasıl buluruz bilmiyorum...”

“Resmi bir duyuru yapsak da geri döneceklerini sanmam. Tuzak olduğunu düşünürler.” Koshun kollarını göğsünde kavuşturdu. “Sanırım taşrada sabırlı bir arama çalışması başlatmaktan başka çaremiz yok.”

Jusetsu sessizleşti. Güçlü bir şamana ihtiyaçları vardı. Bunu duyunca aklına tek bir isim geldi ama o asla bir seçenek olamazdı. Lanetler yağdırabilirdi ama asla bir laneti bozmazdı. Jusetsu ile asla iş birliği yapmazdı.

Tek gözlü şaman Hakurai’yi düşünüyordu.

Gözünün önüne hırçın, beyaz dalgaların dövdüğü çivit mavisi bir okyanus geldi.

Bir an sonra her şey kaybolmuştu.

Bunca zamandır burada yatıyor, gecenin sessizliğinde bekliyorum.

Denizin en derin yerinde; eve döneceğim o günü bekliyorum.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.