"Selam Koyomin, günaydın," dedi Gaen Hanım.
İzuko Gaen.
Sıradan bir selamlamaydı, hiçbir gariplik yoktu. Sokakta yürürken ya da bir dağın tepesindeki tapınakta karşılaşsa bile insanları hep böyle selamladığını hissedebiliyordunuz.
Onun için özel bir mekân ya da özel bir durum kavramının varlığı şüpheliydi; bildiğim kadarıyla bu dünyadaki hiçbir şey onun için özel değildi.
Çünkü her şeyi biliyorsanız, her şey aynıdır; her şey sıradan ve sıkıcıdır.
"Görüşmeyeli uzun zaman oldu. En son ne zamandı? Ah evet, eylül ayıydı, değil mi? Gerçi o zamandan beri neler karıştırdığına dair kulağıma bir şeyler çalındı, heheh."
"...Günaydın."
Başımı hafifçe eğerek selam verdim.
Kendi içimizde epey olay yaşamıştık ama özünde ona çok borçluydum. Tıpkı alt devresi Oshino’ya olduğu gibi.
Hayır.
Mesele sadece bir iyiliğin karşılığını vermek falan değildi. Ona karşı epey nankörlük ettiğim, hatta ona ihanet ettiğim düşünülürse, ona olan borcum Oshino’ya olandan çok daha büyüktü. Adına tam olarak suçluluk demesem bile, onun yanındayken kendimi huzursuz ve mahcup hissettiğim bir gerçekti.
Bu yüzden böyle aniden karşımda belirmesi... Hayır, gözlerinin içine bakamıyordum.
Buna karşılık Gaen Hanım en ufak bir art niyet besliyor gibi görünmüyordu. Son karşılaştığımızda nasılsa yine öyle dişlerini göstererek gülüyordu. Gerçi etrafındaki insanları kullanırken, bir kenara atarken ya da canına okurken bile o gülümsemesi asla yüzünden eksik olmazdı; bu yüzden o hali beni pek de rahatlatmıyordu.
Sengoku ve Hachikuji’nin, yani Nadeko Sengoku ve Mayoi Hachikuji’nin başına gelenleri düşününce ona öfkeli olmam şaşırtıcı olmazdı... Ama içimden bir ses bu öfkenin yanlış yere yönlendirileceğini biliyordu.
Biliyordu ama yine de.
"Epey ağır şeyler yaşamışsın gibi görünüyor, fiziksel anlamda söylüyorum Koyomin."
"Hayır... Yani o kadar da ciddi bir şey değildi."
"Heheh. Sanırım haklısın. Yani yaptıklarını ve atlattığın o korkunç krizleri düşününce, şu anki fiziksel durumun... Sağlık halin pek de endişelenecek bir şey sayılmaz. Eğer birinin durumu ciddiyse o da..."
Gaen Hanım arkasına baktı.
O an arkasında gıcır gıcır tapınak binasından başka bir şey yoktu. Gerçi tapınak dediğim içi boş bir yapıdan ibaretti; henüz içinde tapınılacak kutsal bir nesne bile yoktu.
Bu açıdan bakınca, vaktiyle okulda el işi dersinde yaptığım o kulübeden pek bir farkı yoktu. Gerçi tapınağı inşa eden marangozlar bu kıyaslamayı duysalar muhtemelen epey alınırlardı.
"Yozuru’dan bahsediyorum."
"..."
"Yozuru Kagenui; sevgili alt devrem. Birinin onun peşine düşeceği fikri... Yani bu, benim için bile beklenmedik bir durum."
"Bunun imkânsız olduğunu sanıyordum?"
Peşine düşmek.
Bu çarpıcı ifadeye tepkisiz kalamazdım ama Gaen Hanım'ın ağzından "beklenmedik" kelimesini duymak çok daha sarsıcıydı.
Hayır, sarsıcı değil.
Resmen yalan gibi geliyordu.
"Her şeyi bildiğinizi sanıyordum."
"Hadi ama, uzun süredir görmediğin bir arkadaşına laf mı sokacaksın? Koyomin. Kimse aslında her şeyi bilmez. O sadece bir tabir. Dürüst olmak gerekirse biraz da blöf..."
"..."
Gerçek niyetini kestiremiyordum.
Oshino’nun ne düşündüğünü de çoğu zaman çözemezdim; Kaiki ve Kagenui Hanım da benim için birer kapalı kutuydu ama Gaen Hanım, onların senpai unvanının hakkını vererek hepsini geride bırakıyordu.
Hayır...
O bir şekilde farklıydı.
Gaen Hanım, Oshino ve diğerlerinden farklı bir şekilde okunamazdı; onunki bambaşka bir gizemdi.
Kelimelere tam olarak dökemesem de, alt devrelerin hepsinin ortak bir noktası vardı: Meme Oshino, Deishu Kaiki, Yozuru Kagenui.
Ne düşündüklerini bilmiyordum.
Bu yüzden de onları okuyamıyordum.
Ama Gaen Hanım mevzubahis olduğunda, mesele sadece ne düşündüğünü bilmemem değildi; bilmek istemiyordum.
Ve bu yüzden onu okuyamıyordum.
Okumayacaktım.
Onu okumak istemiyordum ama bunu zihni iğrenç bir kötülükle dolu olduğu için falan söylemiyorum.
O bakımdan, zihnini okumaktan en çok kaçınacağım kişi Kaiki olurdu. Gaen Hanım'ın kafasının içi sadece fazla karmaşık ve tuhaftı; eğer onu çözmeye çalışırsam kendi beynimin sigortaları atardı.
İşte bu yüzden.
İzuko Gaen’in gerçek niyetini okumak istemiyordum. Bu bir nevi öz savunma mekanizmasıydı; tıpkı mecbur kalmadıkça kimsenin ağır sıklet bir boksörden yumruk yemeyi seçmeyeceği gibi.
Ancak... Belki de bu, mecbur kaldığım bir durumdu.
Buraya bu şekilde gelmesi.
Bizzat beni görmeye gelmesi... Madem beni görmeye gelmişti, en azından benimle görüşmesini gerektiren bir şeyler vardı.
Her halükârda, sınav günüm olmasına rağmen ne yapıp edip bu tapınağa geleceğimi adım gibi biliyormuş gibi burada pusuya yatmıştı. Sanki Google Takvimimi onunla paylaşıyormuşum gibi her şeyden haberdardı. Her zamanki gibi "bilmediğim hiçbir şey yok" deseydi kendimi çok daha rahat hissederdim; şimdi kalkıp "bilmediğim bazı şeyler var" demesi hiç iyi olmamıştı.
Hatta... Bu beni korkutmuştu.
Bizim bu kuş uçmaz kervan geçmez yerimizde Gaen Hanım'ın bile kavrayamadığı bir şeylerin döndüğünü bilmektense, o sözlerin sadece lafın gelişi olduğuna, arkadaşlar arasında yapılan kötü bir şaka ya da sıradan bir alçakgönüllülük olduğuna inanmayı çok isterdim.
Lütfen buna inanmama izin verin.
"Bana öyle bakma. Bir arkadaşa öyle bakılmaz Koyomin. Beklenmedik dediğimde şunu kastediyorum: Beş yüzü 1 olan bir zar attığında 6 gelirse, bu beklenmedik bir durumdur, değil mi? İstatistiksel olarak 6 gelmesinin mümkün olduğunu gayet iyi bilirsin... Ama bildiğim bir şey varsa, o da istatistiksel olarak düşük ihtimalli şeylerin gerçekleşmesinin zor olduğudur."
"..."
"Şiddetin vücut bulmuş hali olan Yozuru Kagenui’ye karşı harekete geçecek birinin çıkacağını asla beklemezdim. Zaten tam da bu yüzden, senin vücudunda meydana gelen o anormal durumla başa çıkması için onu buraya ben gönderdim."
"Ona karşı harekete geçecek biri... Bu ifade beni pek rahatlatmadı doğrusu."
Tedirginlikle ve kendimce temkinli bir şekilde dile getirdiğim bu şüpheye karşılık, Gaen Hanım tiyatral bir edayla başını yana eğdi. "Ha?"
"Ne demek istiyorsun Koyomin?"
"Hayır, şey... Kagenui Hanım'ı benim yerime buraya gönderdiğiniz için size minnettarım."
Evet.
Onu görür görmez teşekkür etmemi gerektirecek kadar minnettar... Gerçi bahsi geçen Kagenui Hanım şu an kayıp olduğu için, belki de teşekkür yerine özür dilemeliydim.
Gaen Hanım'ın alt devresinin şu an kayıplara karışmış olmasının suçu pekâlâ benim üzerime yıkılabilirdi. En azından ben olmasaydım, Kagenui Hanım'ın bu kasabaya bir daha ayak basacağından şüpheliydim.
Ama şu an, özürden ya da minnetten daha fazlası vardı.
Sorularım vardı.
"Hahaha, bırak Allah aşkına Koyomin. Mesafe dostluğu besler derler ama hadi, seninle benim aramızda resmiyete gerek yok. Ee, ne demek istiyorsun?" Gaen Hanım lafı çevirip sorusunu tekrarladı, tamamen konuya odaklanmıştı. Yine de bu bir sohbetten ziyade bir sorgu protokolü gibi hissettiriyordu.
"Ona karşı harekete geçecek biri ifadesi, benim Kagenui Hanım hakkındaki izlenimime pek uymuyor. Ben daha çok onun durumunda, olsa olsa onu ortadan kaldıracak biri olması gerektiğini düşünüyordum."
"A-ha. Görünüşe göre Kagenui’nin gücüne olan inancın tam. Onunla bizzat dövüştüğün için belki de bu şüpheyi dile getirebilecek tek kişi sensin. Yazın ona pervasızca meydan okumuştun, yani o anlamda zaten ona karşı harekete geçmiş birisi vardı."
"..."
"Hadi ama, bunu unutmuş olamazsın. Ama ben Kagenui’nin gücüne senin kadar güvenmiyorum. Bildiğim bir diğer şey de her zaman daha iyisinin olduğudur. Ya da daha doğrusu, güç söz konusu olduğunda mutlak olan hiçbir şey yoktur. İstatistiksel olarak düşük bir ihtimal olsa bile... Anlıyorsun ya?"
Gaen Hanım eliyle beni yanına çağırdı.
Çağırmak mı?
Olay nedir diye merak ettim ama görünüşe göre sadece aramızda torii varken konuşmak istemiyordu.
Kendimi topladım ve kapının altından geçtim.
Kagenui Hanım'dan daha güçlü ve daha şiddet yanlısı biri mi vardı, yoksa onun gücünü etkisiz kılmanın bir yolu mu bulunmuştu? Gaen Hanım'ın sözleri her iki durumda da farklı bir anlam kazanıyordu ama her şeye rağmen...
"Riskleri göz önüne alınca, kimsenin Kagenui Hanım'a karşı harekete geçebileceğine inanmadığınızı mı söylüyorsunuz?"
Evet.
Bu konuda şüphelerim vardı.
Birinin Kagenui Hanım'la karşı karşıya gelmesi için ne gerekirdi? Şiddetin vücut bulmuş haliyle yüzleşmek... Benim durumumda, küçük kız kardeşimin hayatı söz konusuydu.
Bu muhtemelen Gaen Hanım'ın "istatistiksel olarak düşük ihtimal" maddesine giriyordu... Ama bu belki de sadece benim tedbirsizliğimden kaynaklanıyordu; eğer Kagenui Hanım'ın neler yapabileceğini bilseydim farklı bir strateji seçebilirdim. Ne olursa olsun, Shinobu olmasaydı o şiddet dolu onmyoji'ye karşı duracak cesareti asla kendimde bulamazdım.
Ve Shinobu’ya bu şekilde güvenmenin bedeli insanlığımı kaybetmem olmuştu; en azından zihinsel olmasa bile fiziksel insanlığımı.
Evet. Belki de çözmeye çalışmam gereken şey birinin neden Kagenui Hanım'a karşı harekete geçtiği değil, bu meçhul kişinin bunu yapmak için ödediği bedeldi.
Biri.
Gaen Hanım bu kelimeyi sanki malumu ilam ediyormuş gibi, hedefi çok belli bir kesinlikle kullanmıştı. Normal şartlar altında bu sadece bir tabir ya da önemsiz, hatta yanıltıcı bir ifade olabilirdi ama bunu söyleyen Gaen Hanım olduğu için öyle olduğunu düşünmüyordum.
Başka bir deyişle, Kagenui Hanım'ın tapınaktaki karargâhını kendi isteğiyle terk etmiş olma ihtimali şu an itibarıyla tamamen... Kökünden yok edilmişti.
Biri... Genellikle bir insanı tanımlamak için kullanılan ama aynı zamanda bir ucube ya da bambaşka bir şeyi tarif etmek için de kullanılabilecek bir kelime.
Gaen Hanım "biri" derken tam olarak kimi kastediyordu?
"Bak, onun gibi yaşayan ve onun gibi savaşan bir uzmanın elbet birilerinin düşmanlığını kazanacağı su götürmez bir gerçek. Ama o, adaleti bir heves uğruna ya da gösteriş olsun diye çağırmaz. İnsanlar ona karşı kin besliyor olabilir ama kimsenin bunu haklı bir gerekçesi olmadan yaptığını sanmıyorum."
"..."
Adaleti hem bir heves uğruna hem de gösteriş olsun diye çağıran bir değil, tam iki kız kardeşi olan biri olarak bu sözler ya kulaklarımı yaktı ya da mideme oturdu.
"Yani Kagenui Hanım’ın kendisinin bu belanın kaynağı olmadığını düşünüyorsunuz."
"Bu benim ne düşündüğümle ilgili bir mesele değil Koyomin, bu sadece işin gerçeği. Bu arada, Yotsugi nasıl?"
"Ha?"
Konuyu o kadar aniden değiştirdi ki hazırlıksız yakalandım. Ama bunu yapan Gaen Hanım olduğuna göre, mutlaka gerekli bir prosedürdür diye düşündüm; öyle olmalıydı.
Nereye varacağını bilmediğiniz ya da gerçek niyetini okumak istemediğiniz birinin kurallarına uymanın tehlikeli olduğunun farkında olarak cevap verdim. Kagenui Hanım kuşkusuz Ononoki’nin asıl koruyucusuydu ama kökeni düşünüldüğünde Gaen Hanım da geniş anlamda onun hamilerinden biri sayılırdı. Ve hamilerin, emanetlerinin ne durumda olduğunu bilmeye hakkı vardır.
"Şey... iyi. Tamamen ifadesiz olduğu için bu mesele hakkında tam olarak ne hissettiğini kestiremiyorum ama o kız Kagenui Hanım’ı herkesten daha iyi tanıyor. Ve şu an için pek endişeli görünmüyor."
Dondurmaya olan şeytani tutkusu ve benzeri konularda detaylı bilgi vermeye gerek dumadığıma karar vererek Ononoki’nin durum raporunu bu şekilde özetledim.
Yani, Gaen Hanım’ın bilmek istediği şeyin bu olduğunu tahmin ediyordum.
"Yotsugi, Kagenui’yi herkesten daha iyi mi tanıyor? Haha... Görünüşe bakılırsa sen hiçbir bok bilmiyorsun Koyomin."
"Ha?"
"Neyse, ucube Yotsugi hakkında her şeyi biliyormuş gibi tuhaf havalara girmediğin sürece sorun yok..."
Ve yeri gelmişken, ben her şeyi bildiğim için doğal olarak Yotsugi hakkında da her şeyi biliyorum, dedi Gaen Hanım. Şaşırtıcı derecede kendini beğenmiş biriydi. Yine de konu Ononoki olduğunda, hiçbir bok bilmediğimi söylerken tam isabet kaydediyordu.
Neredeyse bir aydır aynı çatı altında yaşıyorduk ama o küçük kız hakkında dondurma sevmesi dışında pek bir şey bildiğim yoktu. Ve bu bilgi de neredeyse tamamen işe yaramazdı.
"Öte yandan, kendi ucubeleşme sürecinin nasıl ilerlediği düşünülürse, ucube olduğu için birini anlayamıyor olman söz konusu değil. Gerçi sadece ikiniz de ucube olduğunuz için birbirinizi anlayabileceğiniz fikri tamamen bir fanteziden ibaret."
"Anlıyorum... Şey, Ononoki ve Shinobu’nun kesinlikle yıldızı barışmıyor zaten..."
Bu yüzden de şu sıralar Araragi malikanesindeki Araragi odasında hava epey gergin. Başlarda sürekli kavga ediyorlardı ama şimdi daha çok bir soğuk savaş hali hakim; Ononoki gündüzleri takılıyor, Shinobu ise gececil kalmaya devam ediyor, birbirlerinin yoluna çıkmadan ve hiç iletişim kurmadan bir hayat sürüyorlar.
Dürüst olmak gerekirse bu stresli bir durumdu ve son zamanlarda sınav hazırlıklarımda ne kadar az ilerleme kaydettiğimi tahmin edebilirsiniz; artık yumurta kapıya dayanmıştı.
"Yotsugi’nin ucubeler arasında bile tuhaf olduğu gerçeğinden bahsetmiyorum bile, sonuçta o yapay bir varlık."
"Yapay..."
"Tadatsuru ile yüzleştiğinde bile tamamen sakin olduğunu tahmin ediyorum, değil mi? Onu bir keresinde test etmiştim, Kagenui ile dövüştürdüm."
Gaen Hanım bu bomba haberi sanki sıradan bir şeymiş gibi patlatıverdi.
"İçinde insani bir şefkat kırıntısı taşıyıp taşımadığını merak etmiştim. O zamanlar buna sahip olma ihtimalini o kadar da düşük görmüyordum ama bir an bile tereddüt etmeden 'Ablasın'a saldırdı."
"..."
"Gerçi karşılaşma Kagenui’nin zaferiyle sonuçlandı. Durdurabilecek gücü varken Yotsugi’ye durmasını emretmemesi tam ona göre bir hareketti. Ama endişelenme Koyomin, sana bunları Kagenui’nin kaybolmasının arkasındaki nedenin ya da suçlunun Yotsugi Ononoki olduğunu düşündüğüm için anlatmıyorum."
Böyle bir şüphe aklımın köşesinden zar zor geçmişti ama Gaen Hanım bunu hemen savuşturdu. Bu vurdumduymazlık ve boşa harcanan hamlelere karşı sıfır toleransı, bana gazetelerdeki şogi problemlerini hatırlatıyordu.
"Çünkü kendisine emredilmedikçe, bir yönerge almadıkça böyle bir hamle yapmaz."
"Elbette, haklısınız sanırım."
Bunu mahsus bu şekilde ifade etmesi, yani Ononoki'nin kendi başına hamle yapmayacağını söylemesi, Gaen Hanım’ın onun bireyselliğini ve özgür iradesini tamamen inkar etmediğini gösteriyordu. Ama Ononoki’nin Tadatsuru ile karşı karşıya geldiği, ona kafa tuttuğu anları hatırlayınca... Gaen Hanım kesinlikle bir şeylerin farkındaydı.
Tıpkı Ononoki’nin bir ifadesi olmadığı gibi.
Duyguları da yoktu ve bu yüzden elbette şefkati de...
"Öte yandan, tam da bu yüzden Kagenui aradan çıkarıldı."
"Şey... aradan mı çıkarıldı?"
Gaen Hanım’ın her kelimesine bu şekilde tepki vermekten bıkmaya başlamıştım. Niyetini okuyamıyor olabilirim ama onun karşısındayken en azından soğukkanlılığımı ve haysiyetimi korumayı tercih ederdim.
Acaba bu, mesela bir Hanekawa’nın ağırlığı olmadan imkansız mıydı? Gerçi o ikisinin sohbet ettiğini hayal etmek bile insanın ufkunu zorluyordu.
"Aradan çıkarıldı derken neyi kastediyorsunuz?"
"Dediğim gibi Koyomin, Kagenui’nin ortadan kaybolmasının Kagenui’nin kendisiyle bir ilgisi yok. O aslında bu kasabada gelişen hikayeler silsilesiyle bağsız biriydi. Senin küçük kız kardeşin yüzünden neredeyse işin içine giriyordu ama senin çabaların sayesinde bundan kaçınıldı."
Gaen Hanım, "Kaçınıldıdan ziyade savuşturuldu aslında," diye düzeltti. "İşte tam da bu yüzden onu bu kez ben gönderdim... ama sanırım mesele beklediğimden daha derinmiş."
"Beklediğinizden daha... daha derin olsa bile, bunu zaten biliyordunuz değil mi?"
"Acısını benden çıkarma Koyomin. Ben de perişan haldeyim, benim o tatlı alt dönemim senin zayiatın oldu."
"..."
"Kagenui yan zayiat olmuş olabilir ama bu işe dolanan Kaiki’ydi. Ona gerçekten ne olduğunu merak ediyorum. Ortalıkta bir bilgi kirliliği var ve ben hepsini biliyorum ama sorun şu ki muhtemelen hepsi yalan. Gerçi bunların çoğunu muhtemelen kendisi yaymıştır; başına buyruk bir alt dönem, bir üst dönemin derdidir. Oshino’ya gelince... haha."
Gaen Hanım onun hakkında bir şeyler söyleyecek gibi oldu ama hafifçe gülerek geçiştirdi. Bana göre gülünecek bir şey yoktu; ne Oshino hakkında, ne Kagenui Hanım hakkında, ne de Kaiki hakkında.
"Hm? Hayır, hayır, Kaiki neyi hak ettiyse onu bulur, o yüzden bunu dert etme. Gerçi senin fıtratın gereği Koyomin, bunun imkansız olduğunu tahmin ediyorum. Ama gerçekten, sakın dert etme. Oshino’yu da. Fakat Kagenui meselesine gelince, gelecek hatırına şimdiden bir şeyi açıklığa kavuşturmama izin ver. Senin geleceğin ve bu kasabanın geleceği hatırına Koyomin."
"Benim... geleceğim mi?"
"Hı-hı. Senin hatırına, şimdi ve sonrası için. Gerçi konu kasabaya gelince... o tamamen senin omuzlarında değil. Kagenui’nin aradan çıkarılmasının sebebi," dedi Gaen Hanım, "sadece engel teşkil etmesiydi. Yozuru Kagenui’nin şahsı değil, onun hizmetkarı Yotsugi Ononoki. Senin yanına yerleştirilen o Yotsugi Ononoki... Mesele şu; o şikigami’yi, o tsukumogami’yi, o küçük oyuncak bebeği güçsüz ve etkisiz kılmak için ustasının icabına bakıldı. Yotsugi Ononoki, tam olarak kendisine ne emredilirse onu yapan, sadece talimatları izleyen bir şikigami’dir. Eğer komuta zincirinin en tepesindeki kişi, yani ustası giderse, o havalı görünümlü küçük kız korkulacak bir şey olmaktan çıkar."
İcabına bakıldı.
Bu kaba tabir... beni dehşete düşürdü.
Canımı yaktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.