Hayata Tutunmak

"Hii-ya!"

Bir yumruk yedim.

Mayoi Hachikuji’nin yumruğu.

Olduğu yerde sıçrayıp havaya yükseldi; sırtındaki çantasıyla adeta kahramanlara taş çıkartan bir hamle yaparak yumruğunu yanağıma indirdi.

Daha ilkokul çağında bir çocuk olmasına rağmen hiç acımamış, yumruğuna akılalmaz bir güç yüklemişti. Beni uçurmaya yetecek kadar sertti ama refleks icabı tutunduğum yılanın kuyruğuna sımsıkı sarıldım. Yumruğun şiddetiyle kuyruk kopar mı diye endişelendim ama neyse ki esnek bir yapısı varmış; ben sendelerken o sadece uzadı.

"Bu kendim içindi!" dedi yere indiğinde.

Kendisi için mi?

Buna düpedüz beni dövmek denirdi.

Tadatsuru’nun gözleri fal taşı gibi açılmıştı; Hachikuji’nin bu hırçın tarafını bilmiyor muydu yoksa kız şimdiye kadar adamı ayakta mı uyutmuştu?

"Hey... Hachikuji."

"Merak etme. Yumruğuma bir şey olmadı."

Elinin parmaklarını açıp kapattı.

Sanki ben de bunu dert ediyordum.

Doğru dürüst yumruk atmayı bilmeyen biri, birine bu kadar sert vurduğunda parmaklarını kırabilirdi ama cehennemdeydik.

Hepimiz ölümsüzdük.

Yumruğun hedefi olan ben bile yanağımda pek bir acı hissetmiyordum. Metal sopalarla dövülüp sonra tekrar dirildiğin bir ortamda, ilkokul talebesinin yumruğu ne ifade ederdi ki?

Yine de...

Ne kadar klişe gelse de, yumruğu bedenimden ziyade kalbime dokunmuştu. Göğsümün sızısı yanağımdakinden çok daha ağırdı.

"Şimdi bir tane Senjogahara Hanım için, bir tane Hanekawa Hanım için, bir tane Kanbaru Hanım için, bir tane Sengoku Hanım için, birer tane iki küçük kız kardeşin için, anne ve baban için, bir tane Oikura Hanım için ve bir tane de Chiaraijima için."

"Daha birkaç dakika öncesine kadar tanımadığın Oikura’yı düşünmen ne hoş ama o son saydığın da kim?!"

"Ve bir tane Oshino Bey için, bir tane Kaiki Bey için, bir tane Kagenui Hanım için ve..." Hachikuji parmaklarıyla saymaya başladı; tam elini gevşettiğini sandığım anda tekrar yumruk yapıyordu.

Bir saniye, Kaiki için bile mi?

"Ononoki Hanım'a gelince; dirildikten sonra bizzat kendisinin sana vurmasına izin ver."

"Ondan sonra benden geriye toz bile kalmaz. Kızda kelimenin tam anlamıyla kemik kıran bir güç var."

"Senin gibi birinin hayata dönmesi doğru mu gerçekten? Bu nasıl bir laf böyle?" diye çıkıştı Hachikuji ve o yumruğu karnıma geçirdi.

Güm, güm.

Bu sefer biraz daha hafif vuruyordu... Ya da belki sadece kendisi söz konusu olduğunda tüm gücünü kullanıyordu.

"Senin bu mızmızlanmalarını ben duyduğum için yat kalk dua et. Senjogahara Hanım duysaydı o eski günlerine döner, seni kırtasiye yağmuruna tutardı."

"..."

Güm, güm, güm, güm.

Hachikuji beni yumruklamaya devam etti.

Herkesin payına düşen darbeyi vurana kadar durmadı, ben de gıkımı çıkarmadan kabullendim.

"Hanekawa Hanım... Her zamanki gibi sana ilham vermek için göğüslerini elletirdi ama benden böyle bir şımartma bekleme Araragi Bey."

"Bir dakika. Her zamanki gibi mi? Bunu hiçbir zaman yapmadı... Hem onun hem de benim iyiliğim için, sanki bu sürekli olan bir şeymiş gibi konuşmasan olur mu?" Bir keresinde buna çok yaklaşmış olsak da.

Nihayet yumruklarını durduran Hachikuji, "Ne oldu Araragi Bey? Korktun mu? Dirilip yeniden zorluklarla yüzleşmek istemiyor musun? Yoruldun mu?" diye sordu.

Zorluklar... Elbette hiçbirini istemiyordum.

Tadatsuru, hayata döndüğümde Gaen Hanım'ın benden bir daha saçma sapan isteklerde bulunmayacağını düşünüyordu ama buna inanmak zordu; kadının insanları kullanma konusunda üstüne yoktu. Kaldı ki o olmasa bile, döndüğümde yapmam gereken her şeyi düşünmek yeterince moral bozucuydu.

Buna üniversite sınavları da dâhildi. Gerçi şimdi dirilsem bile yetişemezdim; ayrıca cehennem turum yüzünden kafama tıkıştırdığım o kadar bilgi ve ezber çoktan uçup gitmiş olmalıydı.

Ama asıl mesele bu değildi.

Moralim bozuktu ama korkmuyordum. Yorgundum, doğruydu ama hissettiğim tam olarak bu da değildi.

"Buraya ilk geldiğinde," diye hatırlattı Hachikuji, "artık huzur içinde uyuyabileceğini hissetmiştin. Ayak işlerinin bittiğini mi umuyorsun? Devam ekranında 'hayır' seçeneğine mi basıyorsun? Burada jeton atmak yasak mı?"

"Hayır ama içimde gergin duran bir iplerden biri koptu sanki..." Halen sımsıkı tuttuğum yılanın kuyruğuna bakıp gökyüzüne doğru uzanan gövdesini süzdüm. Nasıl hissettiğimi tam açıklayamıyordum ama elimden geleni yapacaktım. "...ve bir yanım, sonunda ölebildiğimi hissediyor. Evet, devam tuşuna basmakta biraz tereddüt ediyorum. Sanki doyuma ulaşmışım da artık iştahım kalmamış gibi... Cennetin ve cehennemin, yani ölümden sonrasının var olduğunu öğrendim; gerçi bu hayatın anlamına dair düşüncelerimi pek sarsmadı ama..."

"Yani Araragi Bey, bir hayalet olarak kalıp herkesi uzaktan izleme konumuna yerleşmeyi mi tercih edersin?"

"Konum... Hayır, mesele hiç de öyle değil."

"Böyle konuşuyorsun çünkü cehennemin gerçekten ne kadar acı verici olduğunu bilmiyorsun. Vaktimiz olsaydı çocukların arafını bir günlüğüne bile olsa tecrübe etmeni çok isterdim. Dirilme şansına sahip olmak büyük bir talih."

"..."

Talihli.

Evet, buydu. İlk başta ağzımdan kaçırdığım şey gerçek hislerimi yansıtıyordu. Dirilmek istemiyor değildim; sadece benim gibi birinin bu kadar talihli olmasının doğru olup olmadığından emin değildim.

Bunu hak ediyor muydum?

"Nasıl desem... Belki de benden daha çok hak eden başkaları varken benim hayata dönmem doğru mu diye düşünüyorum. İstemediğimden değil ama sanki sırayı kaynak yapıyormuşum, birinin yerini çalıyormuşum ya da kuralları çiğniyormuşum gibi hissediyorum. Olmamam gereken bir yere sızıyormuşum gibi."

Tıpkı şimdiye kadarki cehennem yolculuğumda olduğu gibi.

Seishiro Shishirui’nin Shinobu’yu kurtarması daha iyi olmaz mıydı?

Hanekawa, Kara Hanekawa aracılığıyla kendi başının çaresine bakamaz mıydı?

Senjogahara’nın yanında Kaiki vardı.

Hachikuji’nin tüm güvencelerine rağmen, Sengoku’nun durumu bile ben burnumu sokmasaydım belki de sadece arkadaşlar arasında bir kavgadan ibaret kalacaktı. En azından işi Ateş Kız Kardeşler'e, yani onun yaşındaki kızlara bırakmak daha doğru bir seçim olabilirdi.

Kanbaru’nun dediği gibi, hep yedek kulübesinde olması gereken adamın maça girmesi gibi... Son altı aydır bunu derinden hissediyordum.

Hak etmediğim bir takdiri toplayan ben değil miydim? "Geçici oyuncu" tanımı kendime karşı biraz sert kaçabilirdi ama bu işlerin hiçbir zaman "benim" olmama gerek kalmadığına dair güçlü bir şüphe içime yerleşmişti.

Ne düşündüğümü biliyor musun?

O kızları kurtaran kişi olma rolünü başkasına bırakmaya halen niyetim yoktu; aynı duruma düşsem yine başkemancı olmak ya da ilk on birde sahaya çıkmak isterdim. İşte tam da bu yüzden, madem bu kadar hırslıyım, belki de bu işlerin tamamen dışında kalıp cehennemde çürümem daha iyi olmaz mıydı?

Ne de olsa efsanevi bir vampir uğruna canımı feda etmeye hazırdım.

Ve Hanekawa için ölmeye.

Senjogahara artık hayatında yeni bir sayfa açmıştı; ben ölsem bile o gayet iyi olurdu. O halde...

O halde haddimi bilip, uslu bir çocuk gibi burada ölmem gerekmez miydi?

"Hak ediyorsun," dedi Hachikuji. "Hayata dönmeyi hak ediyorsun. En azından bunu kazandın. Bunu kazanmak için yaptıklarını bir düşün! Ve ben bunların hepsini çok iyi biliyorum!"

"..."

"Ayrıldığımızdan beri geçen o yarım yıl çok zor olmuş olmalı ama Koyomi Araragi’nin ruhunu sarsmaya yetmedi, değil mi? Eğer sen değil de kim hayata dönmeli? Başrol sensin, tartışmasız!"

Hachikuji, "Eğer mızmızlanmaya devam edersen senden nefret edeceğim," diye tehdit ettikten sonra derin bir nefes aldı.

Uzun bir tirada hazırlanıyordu. Gelecek olan her neyse, ne kadar sert veya iğneleyici olursa olsun, dinlemek ve vaazını kabul etmek için kendimi hazırladım.

"Bak Araragi Bey. Benim tanıdığım Araragi Bey genç kızları, küçük kızları, ergenlik çağındaki kızları, etek altlarını, kızların kalçalarını, büyük göğüsleri, sert muameleyi, büyük kız kardeşini, küçük kız kardeşini, olgun kadınları, üstsüz kızları, voleybol şortlarını, okul mayolarını, sınıf başkanlarını, erkeksi kızları, kedi kulaklarını, atletik kızları, sargılı kızları, kilotları, göz küresi yalamayı, yerlerde sürünürken üstüne basılmasını, müstehcen kitapları, omuzda taşımayı ve taşınmayı, kız arkadaşı tarafından ezilmeyi, alt döneminin odasını temizlemeyi, kızların saçını kesmeyi, beraber banyo yapmayı severdi..."

"Dur. Dur, dur, dur... Koyomi Araragi’nin ruhunu ortadan ikiye ayırdın şu an."

Lojistiği beklentilerimin çok ötesindeydi.

Ne onulmaz bir sapıktı bu adam. Ölüp gitmesi daha hayırlıydı.

Beni neşelendirmek yerine, cehennemde kalma isteğimi körüklüyordu. Eğer bu saldırının sonunda durumu toparlamazsa, fikrimi değiştirmem pek mümkün görünmüyordu.

Sana güveniyorum, tamam mı?

Böyle düşünmüştüm ama umutlarımın aksine Hachikuji, bu uzun listeyi şaşırtıcı bir sonla noktaladı; basit, hatta benim açımdan bariz bir sevgiyle. Doğal bir tercih.

"Ve yaşamayı da seviyordu, değil mi?"

Ama... İşe yaradı.

Basit bir gerçek, basitçe dile getirilmişti.

İhtiyacım olan tek şey buydu. Bu kadarı kâfiydi.

Çok bariz olduğu için unutmuştum.

Defalarca ölümün kıyısına gelmek, o her seferindeki kıl payı kurtuluşlar, her zaman hissettiğim o şeyi bana unutturmuştu.

Hayatta olduğum için memnundum.

Ne kadar mazoşist ya da zavallı görünmeye çalışsam da, bu bir tevazu gösterisi değildi; yaşamaya devam etmek istiyordum.

"Haklısın... Hayatta olmadığım sürece genç kızların değerini bilemem."

"Ee, söylemek istediğim tam olarak bu değildi, farkındasın değil mi?"

Hachikuji’yi kendimden tiksindirmiştim.

Onca dokunaklı konuşmasına rağmen.

Ama evet, belki de doğruydu.

Cennetin ve cehennemin olması, yaşamanın amacını ortadan kaldırmıyordu.

"Hayatın bir anlamı kalmayacak diye mi endişelenmiştim?" diye hayret ettim kendi kendime. "Sadece hayatta olmanın kendisi bir anlam taşıyordu. Hayatı sevmek yeterliydi; çünkü bu sayede bu kadar çok şeyi, bu kadar çok insanı sevebilmiştim."

"Bulunduğumuz bağlam düşünülürse, bu dediğin çok yanlış anlaşılmaya müsait."

"Hmm."

Yılanın kuyruğunu tutuşumu düzelttim.

İki elimle birden kavradım.

Bunca zamandır bizi bekleyen Tadatsuru’ya baktım. "Lütfen bana tepeye kadar tırmanmam gerekmediğini söyle? O kadar güçlü kol kaslarımın olduğundan pek emin değilim."

"Endişelenme. Ne demiştim hatırla? Dirilişinle aranda hiçbir sınav, hiçbir engel yok. Ben sadece sinyali vereceğim ve Gaen Hanım seni yukarı çekecek. Sadece o yılanın kuyruğuna tutun ve sakın bırakma; ama tek bir şansın var, unutma. Ellerin sakın kaymasın, dikkatli ol."

"Kayarsa ne olur?" Pulların üzerinden tutunuyordum, adam öyle deyince bir an huylandım; kaygan olabilir miydi?

"Kim bilir. Herhalde aşağı düşersin? İki bin yıl boyunca, alevlerin içinden geçerek... O yüzden iki elinle sımsıkı tutun ve ne olursa olsun sakın bırakma."

"Tamam... Her şey için kusura bakma ve teşekkürler Tadatsuru... Tadatsuru Bey."

“Bu saatten sonra saygı gösterilerine hiç gerek yok. Ölümsüz ucubelere duyduğum o eski garezden vazgeçmiş falan değilim. Kissshot Acerolaorion Heartunderblade’i korumaya devam ettiğin sürece benim düşmanımsın.”

“...”

Yine de susturamadım kendimi. “Her şey için teşekkürler... Seninle böyle konuşabileceğim hiç aklıma gelmezdi. Eğer bir gün fırsatımız olursa, daha huzurlu bir ortamda sohbet etmeyi isterim.”

“Tabii, bir ölüm düellosunun ortasında neden olmasın?”

“Peki...” dedim ve yeniden Hachikuji’ye döndüm. “Sen ne yapacaksın şimdi?”

“Efendim?” dedi, kafası karışmış bir halde başını yana eğerek. “Beni mi soruyorsunuz? İşimiz bittiğine göre, sizi yolcu ettikten sonra çocuk arafına dönüp taş üstüne taş koyarak günlerimi geçirmeye devam edeceğim.”

“Taş mı dizeceksin?”

“Ha ha ha! Lütfen, acıyan gözlerle bakmayın bana. Evet, eğlenceli değil ve dürüst olmak gerekirse bunu hak edecek ne yaptığımı da hatırlamıyorum. Şu günah ve ceza kuralları fazla katı ama yine de on bir yıl boyunca başıboş gezmiş olmanın yükünü taşıyorum; her ne kadar bunu insan olduğum dönemde yapmamış olsam da. Bu günahın bedelini ödemek için cezamı kabul edeceğim ve son kuruşuna kadar ödeyeceğim. Merak etmeyin, yakında Jizo gelip beni kurtarır, ben de mutlu mesut reenkarne olurum.”

Bedelini ödemek... Ama Hachikuji’nin kayıp bir çocuk olarak geçirdiği o on bir yıl, yargı konusu olmamalıydı. Aslında on yaşındaki bir kız çocuğu için o yıllar, çocuk arafından çok daha beter bir cehennem değil miydi?

“Belki de Senjogahara Hanım ile olan çocuğunuz olarak yeniden doğarım.”

“Bu biraz ağır oldu sanki.”

“Aman, ne kadar ağır olabilir ki? Beş kilodan fazla mı?”

“Beşikten değil, sorumluluğun ağırlığından bahsediyorum...”

“Ama eğer ben yeniden doğmadan ölürseniz Araragi Bey, burada yine oyun oynayalım.”

“Doğrudan cehenneme gideceğimi varsaymasan olmaz mı?”

Gerçi bir kez buraya yolum düşmüştü, artık bu iş tescillenmiş gibiydi; ama belki de insanın cehenneme gideceğini bilmesi, yaşamak için bir tür teşvik sayılabilirdi.

“Pekâlâ o zaman,” dedi Hachikuji el sallayarak. “Elimde olsa sizi geçen seferki gibi bir öpücükle uğurlardım ama Ononoki Hanım yanımızda olmayınca boyum yetmiyor.”

“Şunu şurada söylemesen mi acaba...”

Tadatsuru’nun şüphe dolu bakışlarına maruz kalmıştım bile. Karakterimden ciddi ciddi şüphe ediyordu.

Olanları örtbas etmek için değil de, daha fazla oyalanmamak adına onu sıkıştırdım.

“Hazırım. Ne zaman istersen o işareti ver. Gönder beni artık.”

“Evet. Belki daha fazlasını öğrenmek isterdin ama dönünce eksikleri Gaen Hanım tamamlasın. Geri sayımı başlatıyorum o halde... On. Dokuz.”

Nereden çıkardığı belirsiz, belki de kıyafet değişiminin bir parçası olan ahşap bir şinto asası çıkardı. Havada sallayarak saniyeleri saymaya başladı.

Bu durum gökten sarkan bir örümcek ağından ziyade, ters bungee jumping gibi hissettiriyordu; acaba yılanı ellerimle tutmak yerine belime mi dolasaydım? Gerçi bir geri sayım, aynı zamanda bir tür arındırma olarak da yorumlanabilirdi.

“Sekiz. Yedi. Altı. Beş. Dört. Üç. İki. Bir... Ateşle!”

Her ne hikmetse son kısmı bir roket fırlatılışı gibi duyulmuştu; nitekim havaya çekilme hızım da aşağı yukarı öyleydi.

Şakası yoktu, ayaklarım yerden kesildiği an ellerim az kalsın kayıyordu.

Bana Ononoki’nin sınırsız kural kitabını hatırlattı. Hayır, aslında onun o hamlesine bir derece alıştığım için bu ani kalkışın şokuna dayanabilmiştim.

Dayandım.

Ve sanırım tam o an Hachikuji ile göz göze geldik.

“Ah.”

Yüzünde bir gülümsemeyle beni uğurluyordu.

Bir şeyi başarmış olmanın verdiği o huzurlu ifadeyle.

Göreviyle. Bir saniye, görevi mi?

Benden komisyon almayacağını söylemişti.

Yani kelime seçimlerini bir kenara bırakırsak, kendisi dirilmeyecek olmasına rağmen hiçbir çıkar gözetmeden benim dirilmeme yardım etmişti.

Doğru ya.

Benim dirilmeyi herkesten çok hak ettiğimi söylemişti; kendisi bir kenarda bırakılırken tam olarak gerçekleşen de buydu.

“Ha...”

Hachikuji Mayoi’ye veda etmek.

Bu kaçıncıydı?

“Ha... Hachikujiiiii!”

Bu düşünce aklımdan geçtiği an bacaklarım harekete geçti.

İkisi birden.

Derin bir kavrayışla ya da keskin bir öngörüyle yapmamıştım bunu; örümcek ağı hikayesinden esinlenip onu tersine çevirmeye falan da çalışmıyordum.

Eğer bir sebep söylemem gerekirse...

Bacaklarım epey uzundu, hepsi bu.

“Ne? Hii, hiiiiii!”

Hachikuji çığlığı bastı.

Küçük bir kız olsun ya da olmasın, gövdenizin aniden bir bacak makasına alındığını ve ardından yüksek semalara doğru ters bir bungee jumping’e sürüklendiğinizi görseniz siz de aynı tepkiyi verirdiniz.

Ve böylece, bacaklarımı kocaman bir sırt çantası takan o iki örgülü kıza dolamış bir halde gökyüzüne doğru fırlatıldım. Bir uçak haritasına bakıyormuşum gibi, Kita-Shirahebi Tapınağı ve kasabamız anında görüş alanıma girdi.

“Aa, Araragi, son bir şey daha!”

Aşağıdan, uzaklardan gelen bir ses.

Tadatsuru’nun sesi... Onu artık göremiyordum ama bir şekilde sesi bana ulaşıyordu. Ya insanüstü bir ses yansıtma yeteneğine sahipti ya da bu yarı insan yarı ruh olmanın getirdiği bir teknikti.

“Benden sana son bir bilgi! Kissshot Acerolaorion Heartunderblade ile birlikte senin o vampir halini katletmemi isteyen düşmanın... Adını bizzat ben söyleyeyim!”

Duydum.

İki elimle beyaz bir yılanı kavramış, iki bacağımla küçük bir kıza sarılmış haldeyken o ismi duydum. Ses, Doppler etkisiyle garip bir şekilde yankılanarak kulaklarımda çınladı.

“Ogi... Oshino Ogi...”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.