Nebulis Egemenliği'ndeki Yıldız Kulesi.
Dünyada gökyüzüne en yakın bahçeydi. Çiy kokulu çiçeklerle dolu asma bahçede, bembeyaz bir banka dalgın dalgın uzanmıştı Alice.
“……” Elinde boş bir sulama kabı tutuyordu, günlük işlerini zaten bitirmişti. Sandalyeye, sanki tüm gücü tükenmiş gibi serilmişti.
Yüzünde bir rahatsızlık ifadesi mi vardı?
Tam Iska'yı bulduğunu sandığı anda, yolları kesişmişti. Rin'in dur uyarılarına aldırış etmeden girdaba dalışını görmüştü. Alice de nihayet ona kavuşacağını düşünerek Iska'nın peşinden dalmıştı.
“Suç o astral enerjinin. Tam da o bir an zirve yapıp coşmasına inanamıyorum…”
Astral enerjide öyle büyük bir türbülans oluşmuştu ki Alice bile onu kontrol edememişti. Bu da astral ruhun o kadar yükseldiği ve inanılmaz derecede yakın olduğu anlamına geliyordu. Ve bunun ardından Alice ile Iska bir kez daha ayrılmışlardı.
…Yüzeye fırlatıldığımızda, çarpmanın etkisiyle birbirimizden kopmuştuk.
…Yani Iska oradan çıkmış olmalı. En azından güvende.
Ama bu, meseleyi halletme sözlerinin boşa gittiği anlamına geliyordu.
“Öğğ, cidden. Her şeyin üstüne. Astral ruhun yoluma çıkmasına inanamıyorum! Tamamen berbat bir zamanlama!” Alice, sulama kabını havada daireler çizerek sallarken bağırdı. “Nihayet tekrar buluşacağımızı sanmıştım. Iska, bir dahaki sefere seninle dövüşeceğim. Benimle dövüşene kadar sağ kalmaya baksan iyi olur!”
Üstelik, ödünç aldığı mendili geri verme şansını da kaçırmıştı.
Aklından geçenler bunlardı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.