Nebulis Sarayı.
Yıldız, Ay ve Güneş kuleleriyle çevrelenmiş olan Kraliçe’nin Sarayı.
Kraliyet ailesi üyeleri, kalenin çok amaçlı salonuna birer birer girmeye başlamıştı. Yuvarlak masada oturanların her biri hanedan reisiydi. Alice, yaralanan kraliçenin yerine Lou ailesini temsilen toplantıya katılıyordu.
Yanlarında maiyetleri duruyordu. Salondaki kraliyet muhafızlarıyla birlikte içeride muhtemelen elli kişi vardı. Bu, süper gücün en yetkili ve en asil isimlerinin bir araya geldiği bir topluluktu; ancak kraliçenin vekili olarak orada bulunan Alice, bu manzaraya tamamen farklı bir gözle bakıyordu.
Bu kurnaz ihtiyar tilkilerin her biri, laf cambazlığında usta isimler.
Sadece burada bulunmak bile nefes almamı zorlaştırıyor.
Konferansın konusu, Egemenlik’in yeniden tesisiydi.
Görüşmeler zaten birkaç gündür devam ediyordu. Seçkinler tabakasının, İmparatorluk işgali yüzünden huzursuzlanan halka her şeyi açıklaması ve en önemlisi, kaçırılan kraliyet ailesi üyelerinin kurtarılması üzerine kafa yorması gerekiyordu.
Cık.
Yanındaki yardımcısı kayıt cihazını hazırlarken, Alice göz ucuyla Rin’e, daha doğrusu onun kılığına girmiş kıza bir bakış attı.
Kıpırdamadan durduğunda tıpkı Rin gibi görünüyor.
Konferans sırasında zamansız bir laf etmediği sürece kimse bir şey anlamaz.
Tam o anda düşünceleri bölündü.
“Alice, tatlım.”
“E-evet?!”
Ses üç koltuk öteden gelmişti.
Hydra hanesinin reisi Talisman adını seslendiğinde, Alice hemen ona döndü.
“Ah, kusura bakma,” dedi Talisman. “Görünüşe bakılırsa seni ürküttüm.”
Lüks beyaz bir takım elbise içindeki adam, bir beyefendi edasıyla gülümsedi. Kendi annesine düzenlenen suikast planının başındaki isim olmasına rağmen, kraliçenin kızıyla konuşma cüretini kendinde bulması Alice’i hayrete düşürmüştü.
“Görüyorum ki yeni kraliyet giysilerini kuşanmışsın,” diye ekledi.
“...Ah, evet.”
“Önceki kıyafetin üzerinde harika duruyordu ama sanki bunu giyince kendi gölgende bile bırakmışsın kendini. Ne kadar görkemli. Taşıdığın vakara tam uyuyor, Alice.”
Eğer bu sözleri başka biri söyleseydi, Alice bu iltifata bir gülümsemeyle karşılık verirdi.
Ancak şu an Alice, kraliçenin vekiliydi.
O zamana kadar bir prenses için dikilmiş kıyafetler giyiyordu. Buna karşın üzerindeki bu yeni giysi, yeni görevi için özel olarak tasarlanmıştı. Eski kıyafetleriyle aynı tarzda olsa da bu yenisi çok daha canlı kırmızı ve mavi tonlara sahipti.
“Sanırım bu kıyafeti ilk kez bu konferansta görücüye çıkarıyorsun?”
“Nazik sözleriniz için müteşekkirim. Tasarımcı, konferansa tam vaktinde yetiştirdi.”
Elbette yalan söylüyordu. Alice, bu kıyafeti Zoa ve Hydra hanelerinin diğer kraliyet üyelerinin toplandığı bu yerde giymeye karar vermişti; amacı kraliçenin vekili olarak hareket etme konusundaki kararlılığını onlara göstermekti.
Annesinin tahtını asla bırakmayacağını ilan ediyordu.
Talisman da bunun farkında olmalıydı.
“Sormama müsaade edin Lord Talisman, o nerede?” diye sordu Alice.
“Mizy’den mi bahsediyorsun?” Prenseslerden biri eksikti. Talisman boş koltuğa şöyle bir bakış atıp solgunca gülümsedi. “Daha birkaç gün önce oldu. Davetsiz misafirler Kar ve Güneş kulelerine sızdı ve—”
“Büyücü Salinger’dan mı bahsediyorsunuz?”
“Evet, tam olarak ondan. Keşke onu yakalayabilseydik. Ama elimizden kaçıp gitti. Mizerhyby’yi bu olayın ardından ortalığı toparlamakla görevlendirdim.”
“............”
“Pekala, bu kadar yeter. Vakit geldi. Hepinizin meşgul olduğuna eminim, o yüzden başlayalım.” Konferansın başkanı olan Talisman ellerini birbirine vurdu. Yuvarlak masadakileri süzdü. “Dünkü konunun devamıyla başlayalım, Savunma Bakanı?”
“Ben başlıyorum o halde.” İri yarı, kalıplı bir adam ayağa kalktı. “İmparatorluk kuvvetlerinin işgali. Bu olayla ilgili olarak, Egemenlik sınırlarını nasıl geçebildiklerinden emin değiliz. Astral sınavdan geçtiklerine inanıyoruz.”
“Tıpkı belgelerde yazdığı gibi.”
“Evet, İmparatorluk kuvvetleri arasında kendilerine astral mühür naklettiren üyeler olduğu düşünülüyor. Birkaç gün önceki savaşta, kolunda astral mühür olan bir İmparatorluk askeri görüldü.”
Yapay bir astral mühür. Bu odadaki hiç kimse, Alice de dahil olmak üzere, İmparatorluk kuvvetlerinin bunu üretmek için yeni bir teknoloji kullanıp kullanmadığını bilmiyordu.
Hayır, bir kişi biliyor.
Lord Talisman’ın haberi olmalı.
Bu çok sinir bozucuydu. Alice eğer şu an burada, “İmparatorluk kuvvetleriyle bağlantın var ve her şeyin arkasındaki isim sensin,” diyebilseydi, ne kadar büyük bir rahatlama hissederdi.
Ancak Sisbell’i geri getirene kadar, tüm bunların mimarının o olduğuna dair bir kanıt sunamazdı.
“Düşünmesi her ne kadar tiksindirici olsa da,” diye devam etti savunma bakanı, “İmparatorluk kuvvetleri Egemenlik’in henüz sahip olmadığı bir astral teknoloji geliştirmiş olmalı. Savunma bakanı olabilirim ama şunu söylemeliyim ki astral sınav artık yeterli değil.”
“Yani bunun yerine bir ikamet belgesi kontrolü getirilmesini mi öneriyorsunuz?” Sadece Talisman, tepkisizce başını sallayarak onayladı.
“Dün buraya kadar konuşmuştuk. Eğer karşıt bir görüş yoksa, bugün resmi bir bildiri hazırlayacağız ve kararı yarın öğleden itibaren sınır kontrol noktalarında uygulamaya koyacağız.”
İtiraz eden olmadı.
“Alice, tatlım.”
Bu kez yuvarlak masanın karşı tarafındaki Lord Mask ona seslenmişti. Alice sessizliğini korurken adam ona dik dik baktı.
“Kraliçenin vekili, daha doğrusu bir Lou prensesi olarak bu konuda bir fikriniz yok mu?”
“...Özellikle bir fikrim yok.” Zihninden geçenleri belli etmemeye çalışarak, diğer kabine üyeleriyle soğukkanlılıkla aynı fikirde olduğunu belirtti. “Gündemdeki bir sonraki maddeye gelirsek—”
“Aziz Kurucu meselesi.”
“Cık.” Alice, Lord Mask cevap verdiğinde istemeden yutkundu.
“Aziz Kurucu’muzu uyandırmak istiyorum.”
Bu, Lord Mask’ın birkaç gün önceki konferansta sunduğu öneriydi.
İmparatorluk kuvvetlerinden intikam almak istiyordu—
—hem de kraliçeden bile daha fazla yetkiye ve astral güce sahip olan o kişiden yardım alarak. Eğer tarihin en güçlü, en kadim büyücüsü hayata döndürülürse, gerçek bir savaş başlardı; İmparatorluk’u haritadan silebilecek bir savaş.
“...Majestelerinin zaten belirttiği gibi,” diye yanıtladı Alice, sadece Lord Mask’a değil, Zoa ailesine yakın olan kabine üyelerine ve odadaki herkese hitaben. “Aziz Kurucu’nun uyandırılması fikrine sıcak bakmayacağız.”
“Hmm. Sanırım tarafsız şehir Ain’de olanlara atıfta bulunuyorsunuz. Aziz Kurucu geçmişte uyandığında oranın bir miktar dolaylı hasar aldığının farkındayım.”
“Aynen öyle oldu,” dedi Alice.
Kurucu uykusuna geri dönmüştü. Sadece kraliçenin açabileceği camdan bir tabutun içinde tutuluyordu.
Alice kararlı bir sesle, “Eğer bir büyücü İmparatorluk dışındaki herhangi bir ülkeye zarar verirse,” dedi, “kamuoyu İmparatorluk’un lehine döner. Ne pahasına olursa olsun bundan kaçınmalıyız.”
Cadılar ve büyücüler.
Eğer böyle bir şey gerçekleşirse, dünya yeniden onlardan korkulan o eski günlere dönerdi. Buna izin veremezlerdi.
“Anahtarı kimseye vermeyeceğim.”
“Gayet iyi biliyorum. Anahtar kraliçede, değil mi?”
“Hayır, bende.”
Bir anda ortamın havası değişti, farklı bir gerilim tırmandı. Tüm gözler Alice’in elindeki anahtara odaklandı.
“Kraliçeye birkaç gün önce yapılan suikast girişimi başarısız oldu ama eğer birisi kraliçeye tekrar saldırıp anahtarı çalmaya kalkarsa başımız büyük dertte demektir. Bu yüzden anahtar benim korumam altında.”
Kurucu’nun tabutunun anahtarı. Alice, herkesin göreceği şekilde anahtarı gösterişle cebine koydu.
“Bu girişimin arkasındaki beyni henüz bulamamış olsak da onlara şunu söyleyeyim: Eğer bana saldırmak istiyorsanız, buyurun, beklerim.”
Eğer onu istiyorlarsa, Aliceliese ile savaşmaya hazır olmalıydılar.
“Akıllıca bir strateji. Majestelerinin yerinde olsaydım, herhalde ben de aynısını yapardım.” Lord Mask ellerini çırptı. “O halde bu mesele kapandı. Aziz Kurucu konusunu sana emanet ediyoruz Alice. Zoa ailesi olarak önceki önergemizi geri çekiyoruz.”
“Ne?”
“Neden bu kadar şaşırdın?” Lord Mask ona ince bir gülümseme gönderdi. Metal maskesinin ardında okunması imkansız bir ifade vardı.
“Sen de Aziz Kurucu’nun uyanmasına karşıydın, değil mi?” dedi Lord Mask.
“...Şey, evet,” diye yanıtladı Alice.
Kendi kulaklarına inanamıyordu. Adam planından o kadar kolay vazgeçmişti ve her şey o kadar çabuk olup bitmişti ki, Alice kendini bu konuya hazırlamakla hata edip etmediğini düşündü bir an.
“Eklemek istediğiniz başka bir şey olmadığına emin misiniz Lord Mask?”
“Elbette hayır. Burada bulunan herkese söz veriyorum ki başka bir talebim yok.”
Bu saçmalıktı. Açıkça ters giden bir şeyler vardı. Çok kolay teslim olmuştu. Bu garip huzursuzluk, Alice’in içinde yerinde duramama isteği uyandırıyordu.
Pişmanlık dolu bir sesle, “Kabul ettiğiniz için müteşekkirim,” dedi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.