"Rin, buraya gel."
"Leydi Sisbell, o kadının nereye kaçtığını biliyor musunuz?" diye sordu Rin.
"Hayır. Tek yaptığı beni buraya getirmekti. Bana bir şey göstermek istediğini söyleyip beni tekerlekli sandalyeye bağladı... Ama şimdi şöyle bir bakınca, bu tesis akılalmaz derecede büyükmüş."
Prenses, buhar ve ışık saçan devasa ocaklara dikti gözlerini. O güzel bakışları şimdi kasvetle doluydu.
"Etrafa çok fazla astral enerji yayılıyor. Yer altında muazzam büyüklükte bir girdap olmalı. Ya da belki birbirine bağlı birkaç tane."
"Fakat Leydi Sisbell, burası İmparatorluk."
"İmparatorluk sınırlarında da girdaplar var. Hey, Iska, bir yıl önce olanları hatırlıyor musun?"
"Neyi?"
Sisbell, "Demek sana hâlâ anlatmamışım," dedi. Yavaşça arkasına döndüğünde saçları hafifçe dalgalandı. Sesi hüzün doluydu. "Sen beni kurtardığında, neden Egemenlik'ten kalkıp apar topar İmparatorluk'a geldiğimin sebebini."
"...Ah."
Kız bunu dile getirince, Iska durumu ancak şimdi kavrayabiliyordu.
Bir yıl önceki cadı firarı hadisesi... Hapsedilen o cadıyı özgürlüğüne kavuşturduğunda, Iska onun savaş alanında ele geçirilmiş bir savaş esiri olduğundan emindi.
...Ama bu imkansızdı.
...Sisbell bir prensesti; sahip olduğu yetenek düşünüldüğünde, zaten en başından beri savaş alanına gitmesi söz konusu bile olamazdı.
O, "Buz Felaketi Cadısı" Alice gibi değildi.
Savaşma yeteneği olmayan Sisbell'in savaşın ortasında işi neydi?
"Bir yıl önce, kimseye haber vermeden gizlice İmparatorluk'a sızmaya yeltendim. Fakat bir imparatorluk askeri beni yakaladı ve tutuklandım..."
Yeniden yürümeye başladı. Göz ucuyla, tepesinde bir kule gibi yükselen devasa ocağı süzüyordu.
"İmparatorluk'un girdaplarını araştırmak istiyordum. Tam da bunlar gibi ocaklar arıyordum."
"Ne?! Bir dakika Leydi Sisbell, bununla ne demek istiyorsunuz?!"
"Demek istediğim şu ki—"
Çıt.
Ayakkabısının ucu yerdeki bir cam parçasını kırdı.
"Bu da ne?"
Sisbell başını kaldırdı. Önündeki beyaz sisin içinden bir karaltı belirdi; ama bu bir ocak değildi.
"......Bir su tankı mı?"
Tank şeffaf cam bölmelerden yapılmıştı. İnce ve uzundu, bir insanı içine alabilecek kadar büyüktü. Bilimsel deneylerde kullanılan test tüplerini andırıyordu ama onlardan birkaç yüz kat daha büyüktü.
"Rin, sence bu nedir?"
"Ben de emin değilim. Görünüşe bakılırsa epey zaman önce parçalanmış."
Sanki bir şey içinden dışarı fırlamış gibi, içeriden dışarıya doğru kırılmıştı. Sisbell'in üzerine bastığı şey de o tanktan kalan bir cam kırığı olmalıydı.
"Rin, tankın üzerinde bir şeyler yazıyor. Okuyabiliyor musun?"
"............"
Rin, Sisbell'in işaret ettiği yere bakmak için gözlerini kıstı.
"...Anlayabildiğim kadarıyla 'Denek E' yazıyor."
"Denek Elletear'ın adı o."
Bir cam kırılma sesi daha duyuldu. Birisi yerdeki parçaların üzerinden geçiyordu.
"Görünüşe bakılırsa çok kıymetli bir şey bulmuşsunuz, Prenses Sisbell. Size göstermek istediğim su tankı tam olarak buydu. Beni açıklama yapma zahmetinden kurtardı."
Sisin içinden sendeleyerek bir kadın çıktı. Kızıl saçları, sanki yıllardır taranmamış gibi darmadağındı. Omuzlarına attığı solmuş beyaz önlüğün altında zayıf ve bitkin, hatta hastalıklı görünüyordu.
...Fakat bu his de neydi?
...Bu kadından uğursuz bir şeyler yayılıyordu.
Kim olduğuna dair hiçbir fikirleri yoktu. Iska bile gayriihtiyari ellerini astral kılıçlarına götürmüştü.
"Kelvina!"
"O? Adımı hatırlamışsınız, Prenses Sisbell. Ne yazık ki bu ismi bilmenin hiçbir değeri yok. Hele ki o tankın içindeki cadının isminin yanında."
Araştırmacı başının arkasını kaşıyıp yüzünü kaldırdı. Ortasından çatlamış olan tanka baktı.
"Kız kardeşin oradaydı. Birinci Prenses Elletear Lou Nebulis IX."
Üçüncü Prenses Sisbell dişlerini sıkarak bağırdı. "Kes sesini! ...Yine mi aynı şaka... Ne demeye çalışıyorsun? Kendi öz ablamın gönüllü olarak İmparatorluk'un yer altında tutsak edileceğini mi? Olamaz öyle bir şey!"
"O denek, bir deneye dönüştürülmek için İmparatorluk'a kendi rızasıyla geldi. İki yıl önceydi."
"...Yeter!"
"Sonuç olarak, İmparatorluk'un ele geçirdiği ilk safkan oldu. Gelgelelim, astral gücü gülünecek kadar zayıftı. Karşılaştığım en acınası cadıydı, araştırma amaçları için tamamen değersizdi."
"Sana çeneni kapamanı söyledim!"
"Ya da ben o zamanlar öyle sanıyordum."
Kızıl saçlı araştırmacı çaresizce omuz silkti.
Yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirdi.
"Hayatımın en büyük hatasıydı. Yanlış değerlendirmişim. Kim bilebilirdi ki? Kim tahmin edebilirdi?"
"...N-neden bahsediyorsun sen?!"
"Size en başından beri söylüyorum Prenses Sisbell. Burası Cadıların Doğum Yeri. Ve ben bu gezegenin gerçeğini tam da burada keşfettim."
Uzun kızıl saçları savruldu. Çılgın bilim insanı Kelvina, bir sonraki cümlesini adeta şarkı söyler gibi ekledi: "O, gerçek bir cadı olma yolunda ilerliyor. Bu gezegendeki hiç kimsenin durduramayacağı bir varlığa dönüşüyor."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.