Gözlerden Uzak İttifak

Başkent bölgesi. Sarayın yakınlarındaki bir otel odası.

"Rin, gitmen gereken başka bir yer olmadığına emin misin?" diye sordu Iska. "Alice'i karşılamaya gitmen gerekmiyor mu?"

"Leydi Alice'in bir saat dinlenmeye ihtiyacı var."

"Ne?"

"Korkarım ki kendisi bayıldı. El bebek gül bebek büyütüldüğü için belli başlı konularda bilgi sahibi değildi. Sanırım gerçekler ona biraz ağır geldi."

"...Ağır gelen neydi ki?" Iska, Rin'in bu cevabı karşısında afallayıp kalmıştı.

Sisbell'i kurtarma planı yapmak ve Alice ile buluşmak amacıyla güvenli evden başkentteki bir otele geçmişlerdi. Fakat Alice, görünüşe göre bir saatliğine devre dışı kalmıştı.

"Alice'in bayılmasına yol açacak kadar büyük ne yaşanmış olabilir ki?"

"Hepsi senin suçun, Iska. Mideni bulandıracak kadar edepsiz bir adam olduğun için!"

"Neden bahsettiğin hakkında en ufak bir fikrim yok!"

"O edep yerin ve vücudunun diğer kısımları... Biliyor musun, hiç açmayalım bu konuyu. Sadece düşünmek bile utançtan yerin dibine girmeme yetiyor."

Rin yüzünü ondan öteye çevirdi. Yanakları mı kızarmıştı, yoksa Iska'ya mı öyle geliyordu? Delikanlı bu tepkinin sebebini bir türlü çözemiyordu.

"Peki şimdi ne yapacağız?" diye sordu Iska. "Diğerleri yan odada bekliyor. Onları buraya çağıralım mı?"

"Beklemeye devam etsinler."

Rin üç otel odası tutmuştu: Biri İmparatorluk birliği için, biri hizmetkarlar için, biri de toplantı odası olarak kullanılacaktı. Rin ve Iska dışındaki herkes son odada hazırda bekliyordu.

"Leydi Alice birazdan burada olur. Çayı hazırlamam lazım."

"Peki, öyle diyorsan..."

Iska, koşturmaya devam eden Rin'i dalgın gözlerle izledi. Kızın gözlerinin altı morarmış, yüzü kireç gibi olmuştu. Arada bir derin derin nefes alıyordu.

"Rin, sen..."

"Üç gündür tek bir an bile gözümü kırpmadım mı diyeceksin? Malumun olduğu üzere, evet. Kraliçe Majesteleri devrildi ve Leydi Alice'in başı işten başını kaldıramıyor. Onun yanında durup destek olmak benim görevim."

Kızın yorgunluktan bittiği her halinden belliydi.

Iska, önceki gece güvenli evde duşunu almış, otel odasında da güzelce dinlenmişti.

Ama Rin dinlenememişti. Bir yandan Alice'in yardımına koşarken diğer yandan İmparatorluk birliğiyle iletişimi sağladığı için başını kaşıyacak vakit bulamamıştı.

Galiba aralarında en çok ezilen Rin olmuştu.

Dünden beri ne bir şey yediğini görmüştüm ne de bir an olsun soluklandığını.

"Belki bana laf düşmez ama," dedi Iska, "Alice gelene kadar biraz kestirsen nasıl olur?"

"Ha?" Rin ters ters ona baktı. "Hadsizlik etme. Yorgun gibi mi duruyorum oradan bakınca?"

"Pek iyi göründüğün söylenemez."

"Öyle bile olsa, Leydi Alice dur durak bilmeden savaşırken onun muhafızı olarak yan gelip yatamam... Yine de göz kapaklarımın biraz ağırlaştığını inkar edecek değilim..."

Rin tökezleyerek öne doğru yalpaladı. Masadan destek almasaydı çoktan boylu boyunca yere kapılanacaktı.

"Gördün mü? Ayakta durmakta bile zorlanıyorsun."

"Iyyk...! B-bu hiçbir şey! Şekerli bir kahve yaparsam zihnim anında açılır!"

"Dün tam yedi fincan içmedin mi sen?"

"Kapa çeneni seni İmparatorluk kılıç ustası! Senden emir alacak değilim!"

Tezgaha son derece kaliteli bir kahve öğütücüsü çıkardı. Soylu bir aileye hizmet ettiği her halinden belliydi. Belli ki taze taze çekip düzgün bir kahve demleyecekti. Çekirdekleri hazneye doldurmaya başladı.

En azından Iska öyle sanıyordu.

Kız kahve çekirdeği yerine bir elma ile muz çıkarmıştı. Iska, meyveleri kahve öğütücüsünün içine tepmeye çalışan kızı dehşet içinde izledi.

"...İşte mükemmel oldu."

"Mükemmel mi?! B-bir dakika Rin! Ne yapıyorsun sen?! Kahve yapmayacak mıydın?!"

"Saçmalama İmparatorluk kılıç ustası." Rin, öğütücünün tepesinden fırlayan meyveleri işaret etti. "Bunun kahve olmadığını mı iddia ediyorsun yani?"

"Onlar elmayla muz!"

Rin hiç normal değildi. Uykusuzluk ve yorgunluk kızın beynini pelteye çevirmiş olmalıydı.

"Hmm?" Öğütücüyü çalıştırıp elma suyu elde etti. Sıvıyı bardağa doldurduktan sonra şaşkın gözlerle süzdü. "...Bu kahvenin rengi bir tuhaf sanki."

"Çünkü o elma suyu!"

"Saçma sapan konuşma. Kahve çekirdeğiyle elmayı nasıl karıştırabilirim ben?"

"Bayağı karıştırdın işte! Halen fark edemiyorsan basbayağı uykunda yürüyorsun demektir!"

"...Öyle... bir şey kesinlikle söz konusu değil. Miyev."

"Şimdi de kedi gibi mi konuşmaya başladın?!"

"Şşşt, İmparatorluk kılıç ustası, başımı ağrıtıyorsun..." Bardağı kavrayan Rin, meyve suyunu tek dikişte bitirdi. "......"

"Eee? Kendine geldin mi—?"

"Püfffff."

"Kucağıma bayılma hemen! Hey! Rin? Ah, sınırına dayandığını biliyordum zaten. Bu halde nasıl plan yapacaksak? Alice her an burada olabilir."

Iska, gözleri kayıp bilincini yitiren Rin'i kucağında doğrultarak iç çekti.

Nebulis Egemenliği. Yıldız Kulesi.

Alice bir muhafızı takip ederek kulenin arkasındaki küçük kapıdan çıktı ve iç avluya yöneldi. Etraf içeri girmeye çalışan gazetecilerle ve tetikte bekleyen muhafızlarla kaynıyordu ama kimse onları fark etmiyor gibiydi.

"Bu taraftan. Elimi sakın bırakma."

Siyah takım elbise giymiş, kısa saçlı, uzun boylu bir kadın Alice'in elini sıkıca tutuyordu. Elinin sırtındaki yıldız işareti hafifçe parıldıyordu.

"Özür dilerim Kisasage," dedi Alice kadına. "...Şey, işleri aniden bir saat ertelediğim için."

"Daha iyi hissediyor musunuz?"

"Şey... e-evet. Teşekkür ederim..."

Bir an için zihninde yine o malum oğlanın görüntüsü belirecek gibi olunca zihnini toparlamak için başını iki yana salladı.

Ş-şimdi sırası değil!

Iska'nın o halini hatırlamanın hiç sırası değil!

Kendi kendini ikna etmek istercesine başını salladı. "Unutmam lazım... Ah, hayır. Unutamam ki. Beni üstümde hiçbir şey yokken de gördü sonuçta. E-evet, doğru ya! Bu bir istihbarat savaşı! Birbirimizden saklayacak hiçbir sırrımız yok!"

"Leydi Alice?"

"Ş-şey, önemli bir şey değil!" Alice boğazını temizledi. "Doğruca otoparka mı gidiyoruz?"

"Hayır. Sarayın dışında sivil bir araç bekliyor. Saray parkından bir araç çıkarırsak Zoa ve Hydra ailelerinin dikkatini çekebiliriz."

"Teşekkür ederim. Çok yerinde bir karar."

Kisasage işte bu yüzden kraliçenin özel muhafız birliğindeydi. Daha doğrusu, doğrudan kraliyet ailesine hizmet eden Gezegen Muhafızları'nın bir üyesiydi. Yoğun gözetim altındaki saraydan fark edilmeden çıkabilmek için Alice, bu muhafızdan kendisine bir günlüğüne eşlik etmesini istemişti.

Kisasage'nin yıldız gücü gizlilik üzerineydi; İmparatorluk ordusunun kullandığı en gelişmiş aktif pelerinlerden bile daha etkiliydi. Alice muhafıza dokunduğu sürece hem görsel hem de işitsel olarak tamamen görünmez oluyordu.

Sarayın dışındaki araca bindiler.

"Rin çoktan varmıştır," dedi Alice. "Malikanedeki beş hizmetkarı alıp VII. Bölge'deki Kamilish Oteli'ne tahliye etti."

"Bir saate kalmaz orada oluruz. Peşimize kimse takılmasın diye yolu biraz uzatacağız."

"Sana güveniyorum."

Alice yerine kurulur kurulmaz araç ileri atıldı. Sokaklarda pek araca rastlanmıyordu çünkü halk dışarı çıkmaktan çekiniyordu.

Sürücü koltuğundaki muhafız seslendi: "Leydi Sisbell'i kurtarma meselesi hakkında... İzin verirseniz bir şey sormak istiyorum. Kraliçeyi hedef alan darbenin ve İmparatorluk akınının arkasında Hydra ailesinin olduğunu biliyorum. Leydi Sisbell'i kurtarmanın tüm bu durumu lehimize çevirecek anahtar olduğunun da farkındayım ama..."

"Onu kimin kurtaracağını mı merak ediyorsun?"

"Evet. Yalnızca nerede tutulduğunu bilmemekle kalmıyoruz, Hydra'nın ana üssüne sızmak da son derece tehlikeli olacaktır."

Peki bu göreve kimi göndereceklerdi?

Gereken şey hem yetenekli hem de güvenebilecekleri birileriydi. Tek sorun, bu kişilerin doğrudan Lou ailesiyle bağlantılı olmaması gerekliliğiydi; aksi takdirde işler sarpa sararsa Lou ailesi çok zor durumda kalırdı.

"Kisasage, senin elinde olsa ne yapardın?"

"En yüksek başarı şansının bende olduğunu düşünüyorum. Ancak ben kraliçenin muhafızıyım. Yakalanacak olursam Lou ailesi kamuoyunun hedefi haline gelir. İkinci tercihim ise Noman'ı devreye sokmak olurdu."

"...Bunu beklemiyordum işte."

"Ucuza patlamayacaktır. Onlardan kraliyet soyundan gelen bir aileye savaş açmalarını isteyeceksiniz, bu yüzden karşılığında yasadışı bir şeyler talep edeceklerinden eminim."

"Hayır, söylemek istediğim—"

Uluslararası yasaların ötesinde varlığını sürdüren bir örgüt: Noman, diğer adıyla Cadı Saati.

Cadı saati, geceyle gündüzün birbirine karıştığı, insanın felaketlerle ve cadılarla burun buruna geldiği anı simgelerdi.

Kulağa pek bir basmakalıp gelen bu isim... Alice dünya çapında gizli operasyonlar yürüttüklerinden şüphe duysa da adlarını daha önce duymuştu.

"Uluslararası suçluların yuvası olduğunu duymuştum," diye araya girdi Alice.

"Zehir bile yerine göre panzehirdir," yanıtını verdi Kisasage. "Parasımı verdiğiniz sürece, sırf yeni canlı türleri keşfetmek uğruna araştırma ekiplerinin bile adım atamadığı bakir bölgelere girmekten çekinmezler. Bir nevi kanun dışı bir acente diyebiliriz... Yine de namları yüzünden resmi olarak yardımlarını isteyemeyiz."

Başarılı olurlarsa Sisbell'i geri alabilirlerdi. Başarısız olurlarsa da müşterinin adını asla açık etmezlerdi. Alice onlara bel bağlama fikrine sıcak bakmasa da bu iş için en uygun adaylar onlar gibi görünüyordu.

"Kisasage, bu işi bana ve Rin'e bırakmanı istiyorum."

"...Noman'dan daha uygun birini mi tanıyorsunuz yoksa?"

"Çok daha yetenekli ve güvenimi kazanmış biri var. Benim Iska'm... Ay..."

"Iska mı?"

"...Şey, önemsiz bir şey. Güveneceğim muhafızdan bahsediyorum, arkasında başka bir anlam aramaya gerek yok."

İşte şimdi baltayı taşa vurmuştu. Sohbet öyle doğal akıyordu ki ağzından laf kaçırıvermişti. Son zamanlarda edindiği kötü bir alışkanlıktı bu. Her geçen gün daha da kötüye gittiğini hissediyordu.

Hiç iyi değil. Şimdiye kadar onun adını sadece Rin'in yanında ağzıma alırdım.

Şimdiyse başkalarına da ondan bahsetmeye başladım.

Sessizce iç çekti.

Tabii ki malikanedeki beş hizmetkar Iska'nın İmparatorluk ordusundan olduğunu biliyordu. Bunu kraliçeye bildirme ihtimallerine karşı hazırlıklı olması gerekiyordu. Gerçekler ortaya çıktığında, 907. Birlik'i kişisel koruması olarak kullandığı için en büyük sıkıntıyı Sisbell çekecekti.

"Onlara güvenebilir misiniz, Leydi Alice?"

"Evet. Bağımsız bir devletten gelen paralı askerler olduklarını duydum. Sisbell onları orada kiralamış. İçlerinden biri bilhassa yetenekli."

"Şu bahsettiğiniz 'Iska' denen kişi mi, Leydi Alice?"

"...Evet. Galiba öyle."

Kisasage'nin kulakları mı çok hassastı yoksa sezgileri mi çok güçlüydü? Alice, eğitimli muhafızın daha fazla soru sormasını engellemek adına açık vermemek için ecel terleri döküyordu.

Alice, Iska'nın geçmişteki savaşlarına dair sadece ufak detaylar biliyordu ama bu kadarı bile onu kendine hayran bırakmaya yetmişti.

Nelka Ormanı’ndaki o amansız kapışma...

Kurucu’yu yeniden mühürlemesi...

Zoa hanedanının göz bebeği Kissing’i ezip geçmesi...

Ve elbette, sonradan elinden kaçırmış olsa da o efsanevi büyücü Salinger’ı kıskıvrak yakalaması...

Sisbell’in peşine düşen Vichyssoise’a indirdiği o ağır darbe de cabasıydı.

Ve nihayet, sadece üç gün önce yaşanan o son perde.

Alice tüm duygularını bir kenara bırakıp bütün cadı gücüyle üzerine çullandığında bile onu durduramamıştı. Artık zihninde en ufak bir şüpheye yer yoktu. Bu adamın yetenekleri su götürmez bir gerçekti; dahası, kız kardeşini kurtarma konusunda verdiği sözden dönecek biri de değildi.

"Neyse," dedi Alice, kendini toparlayarak. "Duruma bizzat el koyacağımdan emin olabilirsiniz."

"Nasıl isterseniz, Leydi Alice. Yine de en ufak bir ayrıntıyı bile bana danışmanızı istirham ederim. Zira Leydi Sisbell’in kurtarılması hem Lou Ailesi hem de devletimiz için hayati bir meseledir. Ah, otile geldik bile."

Yedinci Merkez Bölgesi.

Otel binasının en üst katı, sarayın görkemli kulelerini tam cepheden görüyordu. Sisbell’i kurtarma planını ilmek ilmek dokumak için bundan daha ideal bir yer bulunamazdı.

"Odanıza kadar size eşlik edeyim."

"Eksik olmayın. Ancak annemin yanından ayrılmasanız daha iyi olur. Henüz ameliyattan yeni çıktı; kendisini hazır hissetmeden kafasına göre hareket etmeye kalkışırsa lütfen ona engel olun."

Kisasage’yi başıyla hafifçe selamlayıp yanından gönderdikten sonra otelin girişine doğru yürüdü. Tanınmamak için taktığı renkli camlı gözlükler disguise'ının bir parçasıydı. Otel lobisini geçip doğrudan asansöre yöneldi. Rin’in daha önce verdiği oda kartı çantasında, güvendiği bir gözde duruyordu.

Kırk birinci kat. Rin’in söylediği oda numarasının önüne geldi.

"...İyi de, Iska’yı en son o ölümüne dövüşümüzde görmüştüm..."

Dürüst olmak gerekirse, kanlı bıçaklı olduğu biriyle yeniden bir araya gelecek olmak içinde tuhaf hisler uyandırıyordu. Onunla başka şartlar altında karşılaşmayı tercih ederdi ama şu an seçici davranacak lüksü yoktu.

"Oh be... Beklettiğim için kusura bakmayın Iska, Rin! Hemen stratejiyi konuşmaya başla— Ha?"

Içeriye heyecanla adım atsa da süitte en ufak bir yaşam belirtisi yoktu. Köşede, ihtimalen İmparatorluk birliğine ait olan çantalar tepeleme yığılmıştı. Masanın üzerinde ise öylece bırakılmış, kullanılmış çay fincanları duruyordu.

"Hah, doğru ya. Üç oda tuttuğunu söylemişti."

Demek burası toplantı odasıydı. Diğer iki oda İmparatorluk birliğine ve hizmetkârlara ayrılmış olmalıydı. Iska ile Rin de büyük ihtimalle kendi odalarında dinleniyordu.

"Hangi saatte geleceğimi söylemiştim zaten, en iyisi burada beklemek."

Birazdan damlarlar düşüncesiyle kendini koltuğun yumuşaklığına bıraktı.

Ancak gelen giden olmadı.

"...Öğğ. Ne yapıyor bunlar böyle? Beni bekletmeye nasıl cüret ederler...! Böyle boş boş oturursam uykum gelecek..."

Kırk saati aşkın süredir gözünü bile kırpmamıştı.

Şimdiye kadar onu ayakta tutan şey, bedenini saran o amansız hayatta kalma dürtüsüydü. Fakat artık bir otel odasına sığınmıştı; ne etrafta gözetleyecek askerler vardı ne de laf anlatılacak bakanlar. Yapması gereken hiçbir şey yoktu. Sadece bekleyecekti.

Gerginliği gevşedikçe zihni teslim olmaya başladı...

"Öğğ! A-Alice! Uyuyamazsın! Böyle bir yerde asla!"

Koltuktan kalkmak için çabaladı ama kalçası sanki yere çivilenmişti.

Sadece bir anlık... Rin gelene kadar birkaç dakikacık sadece. Neden gözlerini biraz dinlendirmiyorsun? diye fısıldadı omzundaki şeytan.

"U-uyuyamam! ...R-Rin gelene kadar... sadece biraz uzanacağım... Bunda bir sakınca olmasa gerek..."

Evet, alt tarafı koltuğa uzanıyordu, hepsi bu.

Hem pencereden sızan güneş ışığı da gözünü alıyordu. Gözlerini kapatmasının tek sebebi buydu.

"......Zzz."

Saniyeler aktı. Alice, göğsü tatlı bir ritimle naik inip kalkarak derin bir uykuya daldı.

Birkaç dakika sonra. Sessiz süitin kapısının hemen dışında...

"Komutan, toplantı vakti geldi."

"Anlaşıldı! Iska, sen önden gidip odayı hazırlayabilir misin? Ben Nene ile Jhin’i alıp geliyorum."

"Elini çabuk tut." Iska toplantı odasının kapısını açtı.

Sol elinde, Rin’in Sisbell’i kurtarma operasyonu için apar topar hazırladığı belgeler duruyordu.

"Alice gecikti. Bir saate ihtiyacı olduğunu söylemişti ama... Umarım Hydra Ailesi önüne bir engel çıkarmamıştır..."

İçeri girip oturma alanına doğru ilerledi. Fakat koltukta sızıp kalmış altın sarısı saçlı kızı gördüğünde gözlerine inanamadı.

"Alice?!"

Cadı prenses kaskatı kesilmiş gibi hareketsiz yatıyordu. Iska onu bu halde görünce, daha önce iki kez girdikleri o ölüm kalım savaşlarında hissettiğinden çok daha büyük bir şaşkınlık yaşadı.

Aklı almıyordu. Her şeye gücü yeten o kudretli cadıya ne olmuş olabilirdi ki?

Dahası... Sadece üç gün önce kendisine vahşice saldıran birinin burada öylece uyuyakaldığına ihtimal vermek istemiyordu.

"Alice, kendine gel! Ne oldu böyle...? Sana bunu kim yaptı?!"

Bir suikastçı mıydı? Odaya biri mi sızmıştı?

Içgüdüsel olarak etrafı kolaçan etti ama başka birinin varlığını duymadı. Ortalıkta en ufak bir boğuşma izi de yoktu.

"...Dışarıdan bir sorunu var gibi durmuyor."

Normalde ona bakmak gibi bir sorumluluğu yoktu; neticede kendisi İmparatorluk’a bağlı bir kılıç ustası, karşısındaki ise bir cadıydı. Yine de bu vaziyette Alice’e tepeden bakıp hiçbir şey yapmadan durmak vicdanını sızlatıyordu.

"Nefes alıyor gibi. Görünürde bir yarası da yok... Yine de tamamen iyi olduğunu varsayamam."

Görünmeyen bir yerinden darbe almış olabilirdi. Sırtını kontrol etmeliydi; belki biri onu sırtından bıçaklayıp ölüme terk etmişti.

"...Seni biraz kımıldatacağım."

Kızı kucağına aldığı an, narinliği karşısında bir anlığına ne yapacağını bilemedi. Parmaklarının ucundaki teni ipek gibi yumuşacıktı.

Her ne hikmetse... Sebebi her neyse, onu böyle tutmak Iska’nın yüzünün alev almasına yetmişti.

"Şimdi sırası değil, kendine gel! İlk yardım eğitimlerinde az kız taşımadın sen!"

"...Mm?" Halen bilinci yerinde olmayan Alice, dudaklarının arasından arzulu bir iç çekiş koyuverdi.

"Alice?"

"...Ngh. Oh, Rin? Beni uyandırmaya mı geldin? Beş dakika daha ver..."

Kulağa o kadar masum geliyordu ki. Gözleri kapalıyken bile yüzündeki o tebessümle çok tatlı görünüyordu.

"Alice, uyandın mı?!"

"......"

"Alice?"

Rüyasında konuştuğu dünyada gelse aklına gelmezdi. Ne yapacağını şaşırmış halde kala kaldı.

Alice kollarını onun boynuna doladı. "Sadece beş dakikacık... Olmaz mı Rin? Sen de biraz kestirmek istemez misin?"

"Hey!"

"Hadi ama! Direnmeyi bırak artık. Ha-ha, ne zaman pes edeceğini hiç bilmiyorsun."

Cadı prenses, kollarını adamın boynuna iyice kenetleyip yüzünü onun göğsüne gömdü.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.