Nebulis Egemenliği. Merkez eyalet.
Terminal istasyonu, Sacraris Nebulica.
Trendeki yolcular, istasyonun buz beyazı kubbesini belli belirsiz görebiliyorlardı.
Sisbell, üç kişilik koltuğun tam ortasına tünemiş, pencereden dışarıyı seyrediyordu. Kimliğini gizlemek için gözlük takmış, saçlarını tıpkı Nene’ninki gibi bir at kuyruğu yapmıştı.
...Görünüşe göre şirinliği gizlemek imkansızdı.
...Bu tren yolculuğu boyunca şimdiden üç kez kendisine asılan olmuştu.
Tam karşısında Iska, numarasız gözlüklerin arkasına saklanıyordu. Üzerinde Egemenlik topraklarından satın aldığı bir gömlek vardı; astral kılıçları ise bir golf çantasının içinde, elinin hemen uzağında duruyordu.
"Iska," dedi Nene. "Dördüncü vagon temiz. Jhin? Senin tarafta durumlar nasıl?"
"İkinci vagon yolunda. Tek sorun kulağımın dibinde ağlayıp duran şu velet ama şüpheli kimseyi görmedim. Ön taraf ne alemde, patron?"
"...Ham hum... Hı-hı. Bu barbekülü sandviç enfesmiş."
"Öğle yemeğini sormuyorum."
"O-o sadece şakaydı tabii ki! Her şey yolunda. Makinist gayet sakin, tuhaf bir durum yok."
"Aklınızı başınıza toplayın. Bugün son günümüz. Bunu çabucak halledersek görevimiz birkaç saat içinde bitecek. Sonra da bu ülkeden defolup gidebiliriz," dedi Jhin’in sesi kulaklıktan.
Iska ve Sisbell üçüncü vagondaydı. Jhin ve Nene ise onları ortalayacak şekilde ön ve arka vagonlardaydı. Komutan Mismis en önde tetikte bekliyordu.
...Bir de Rin vardı.
...Alice’in emriyle bu trenin bir yerlerinde olmalıydı.
"Birazdan varacağız," dedi çilek sarısı saçlı kız, sanki düşüncelerini okumuş gibi yavaşça ona dönerek. "Kraliçenin elçisi dördüncü kapıda bekliyor olmalı. Kraliyet sarayına dönmek için onun arabasına binmem kararlaştırıldı."
"Bu elçiye güvenebilir misin?"
"Evet." Başını salladıktan sonra sesini alçalttı. "Shuvalts’ın kuzeni, Swan adında yaşça büyük bir kadın."
"...Pekala."
"Shuvalts’ın ailesi nesillerdir bize hizmet eder. Ancak bizim himayemizdeyken böyle bir şey hiç yaşanmamıştı. Swan’a karşı Shuvalts hakkında nasıl özür dilemeye başlayabilirim ki...?"
Sisbell’in hizmetkarından hala bir haber alamamışlardı. Rin aracılığıyla gelen kraliçenin mesajıyla, onun henüz saraya varmadığı doğrulanmıştı.
...Başına bir şey geldiğine eminim.
...Hydra’dan Vichyssoise veya Zoa’dan Lord Mask’tan şüpheleniyorum.
Üç Nebulis kan hattı vardı.
Iska, Sisbell’in korumalığını üstlenmeden önce taht için böylesine kanlı bir davanın döndüğünü hayal bile etmemişti.
...Sisbell saraya döndükten sonra da bunun için savaşmaya devam edecektir.
...Benim gibi bir İmparatorluk askeri için mesele olmamalı ama.
Birkaç saat sonra Iska ve Sisbell yeniden düşman olacaklar; bir İmparatorluk askeri ve bir cadı prenses arasındaki asıl ilişkilerine döneceklerdi. Tıpkı Iska ve Alice gibi.
"Sadece teyit etmek için soruyorum; seni kraliyet sarayını görecek kadar yakınına getirmemiz yeterli, değil mi?"
"Evet ama şunu sana şimdi vereceğim."
"?"
"Söz verdiğim ödülün yarısı."
Sisbell çantasından kağıda sarılı bir paket çıkardı. Iska’nın iki avucunun içinde kaybolacak kadar küçüktü.
"Astral enerjiyi engelleyen, Nebula’dan yapılmış yapışkanlar. Teninden kendiliğinden gevşemediği sürece etkili olacaktır. Yine de haftada bir değiştirmeni öneririm. Elimde sadece yirmi tane var, şimdilik bu kadarını verebiliyorum."
"..."
"Ödülün kalan yarısı da bende. Onu da saraya ulaştığımızda vereceğim."
Bu, yapışkanların üretimi için gereken Nebula’nın nasıl elde edileceğini anlatan el yazısı bir not ve bu ürünü yapma talebini kabul edecek tüccarların bir listesiydi. Her ikisi de Komutan Mismis’in İmparatorluk’ta yaşamına devam edebilmesi için elzemdi.
"...Emin misin?" diye sordu Iska.
"Bu bilgileri bilmende bir sakınca yok. Hatta bunu sana şimdi vermeyi bile dert etmezdim." Yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. "Ödülünü alır almaz bana ihanet edecek biri olmadığını biliyorum. Arkadaşlarının da öyle."
"...Ne diyeceğimi bilemiyorum."
"Iska." Altın parıltılı gözleri Iska’nın ruhuna işliyordu. Islak dudakları bir şey söylemek için aralanmak üzereydi ki...
"Son durağa varmak üzereyiz."
Anonsla birlikte tren raylarda gıcırdayarak hız kesti ve devasa kubbenin içine doğru süzüldü.
"Iska," diye seslendi Nene. "Geldik."
"Çıkıyoruz, patron."
"B-bekleyin! Bekleyin! Biletimi nereye koydum ben?"
Nene, Jhin ve Komutan Mismis üçüncü vagona doğru ilerliyorlardı. Sisbell onları görünce ayağa kalktı, Iska da elinde valiz ve golf çantasındaki astral kılıçlarla onu takip etti.
Terminalin birinci katı, saray yavrusu bir alışveriş merkezini andıran lüks mağazalarla donatılmıştı. Gezginler ve iş adamlarıyla dolu bu yer, neredeyse İmparatorluk’taki bir istasyonla karıştırılabilirdi.
"Iska, bu taraftan lütfen." Sisbell geniş istasyonun içinde kararlı adımlarla ilerliyordu. Burada kaybolmak işten bile değildi. "Dördüncü kapı şu tarafta. Saraya en yakın yer orası olduğu için kraliyet ailesinin özel araçlarına ayrılmış yerler var."
"Elçi orada mı olacak yani?"
"Evet ve... Hii?!" Sisbell sessizce çığlık attı.
Iska’ya dönmek için arkasına baktığında, önünde yürüyen kadını fark etmemişti.
"Ö-özür dilerim. Bakmıyordum... Ha...?" Sisbell tekrar önüne döndü ve karşısında dikilen uzun boylu kadına bakakaldı.
Olduğu yerde donup kalmıştı.
"Aman Tanrım."
"...Ah... Ne...? Ne...?"
"Nereye bastığına dikkat etmelisin, Sisbell. Bak, bana çarpınca gizlenmen de bozuldu. Gel bakalım." Kadın, Sisbell’in gözlüğünü düzeltti.
Biraz geriden gelen Nene ve Mismis istemsizce nefeslerini tuttular.
"Oha. Bak Nene! Çok güzel kadın!"
"Vay canına... Göğüsleri seninkinden bile büyük komutanım. Gerçi boy-göğüs oranına bakarsak siz alırsınız herhalde."
"Kabalık etme!"
Sisbell’in önünde duran genç kadın kadar güzeli az bulunurdu. Diğer kadınlar bile hayranlıkla bakıyordu.
"Bana Elletear de." Kadın sıcak bir şekilde gülümsedi.
Geniş, serbest bırakılmış zümrüt buklelerinin üzerinde altın bir ışıltı vardı. Yüz hatları kusursuz derecede orantılıydı; tek bir bakışla herkesin ruhunu esir alacak gibiydi. Iska’nın boyuna çok aşina olduğu Alice’ten bile daha uzundu ve üzerindeki korsaj, her an kumaşı yırtıp fırlayacakmış gibi duran göğüslerini taşımakta zorlanıyor gibiydi.
"...A-abla...?!"
"Hoş geldin, Sisbell. Çok endişelendim." Elletear adındaki kadın, minyon prensesin başını şefkatle okşadı.
Sisbell nihayet kendine geldiğinde, şoktan ağzı bir karış açık, hemen geldiği yöne doğru geri kaçtı. Kalabalık yolculardan uzağa yöneldi.
"Sisbell?!"
"Bu tarafa. Çabuk!" Sisbell üçüncü vagona atladı. Az önce bindikleri vagona geri dönmüştü ama vagon artık boştu; diğer yolcular çoktan inmişti.
Nefes nefese kalan Sisbell sonunda arkasına döndü.
"Hey, neler oluyor burada? O senin kız kardeşin mi?" diye sordu Jhin.
"Ne...?" Nene’nin ağzı açık kaldı. "O-o süper model senin ablan mı? Seni almaya mı gelmiş?"
"B-bekleyin! Durun. Ne oluyor?!"
Iska vagonun içine sığındı, peşinden Jhin, Nene ve Komutan Mismis geldi.
"Mantıklı bir hareket. İstasyon meraklı gözlerle dolu. Gizli meselelerin trenin içinde konuşulması en doğrusu sanırım. Tedbirli bir karar, Sisbell." Uzun boylu kadın, zümrüt rengi saçları arkasında dalgalanarak vagonun içine girdi. Doğrudan prensese baktı. "Hizmetkarının kaybolduğunu duydum. Epey zorluk çekmiş olmalısın, Sisbell."
"—Gh!" Sisbell’in omuzları şiddetle sarsıldı ve sanki zihinsel barajı patlamış gibi bağırdı. "Bu ne demek oluyor, Elletear?!"
Sesi hiç de mutlu gelmiyordu. Sisbell, yabancı birine havlayan bir bekçi köpeği gibiydi.
"Kraliçenin elçisinin beni terminalde karşılayacağı söylenmişti. Sen neden buradasın?!"
"Neden mi?" Elletear’ın yüzündeki gülümseme sanki oraya yapıştırılmış gibi duruyordu. "Birinin küçük kardeşi için endişelenmesi gayet doğal değil mi?"
"...Tek sebep bu mu?"
"Bir sebep daha var. Sen hizmetkarın olmadan buralardayken seni koruyan tüm o muhafızlara teşekkür etmek istedim."
Güzel gözleri Iska’dan keskin nişancıya, tamirciye ve komutana doğru süzüldü.
"Bana Elletear deyin. Ben onun ablasıyım. Uzak ülkenizden topraklarımıza hoş geldiniz."
"...Siz de mi kraliyet elçisinin bir parçasısınız?" diye sordu Jhin.
"Sisbell ile aynı konumdayım." Elletear ona gülümsedi.
Bu mükemmel bir cevaptı. Jhin’in basit sorusundan Elletear, Sisbell’in prenses olduğunu açıklamadığını anında fark etmiş ve her duruma uygun bir yanıt vermişti.
Bu onun için fazlasıyla doğaldı.
En ufak bir tereddüt etseydi, Jhin bunu hemen sezerdi. Sisbell’in gerçek kimliğini bilen tek kişi Iska’ydı.
...Sisbell’in ablası. Bu onun da bir prenses olduğu anlamına geliyordu.
...En başından beri üç kişilermiş!
Konuşmalarından Sisbell’in en küçük kardeş olduğunu anlayabiliyordu. Diğer bir deyişle, ya Elletear ya da Alice en büyük kardeş olmalıydı.
...Bahse varım Elletear en büyükleridir.
...Görünüşü ve tavırları daha yetişkin duruyor.
Iska bile Prenses Alice’in sevimli bir güzelliği olduğunu ve duruşunda zarif bir şeyler bulunduğunu söyleyebilirdi. Ancak bu Elletear, hem bedenen hem de ruhen daha olgun görünüyordu. Yüzü adeta tecrübe ve olgunluk saçıyordu.
Alice, Sisbell’le başa çıkmak için hala fazla tecrübesizdi ama Elletear... O, Sisbell’in saldırgan tehditlerini bile ustalıkla yumuşatabiliyordu. Sabrı sınırsız gibiydi.
"...Sevgili ablacığım, acelem var." Küçük kardeş, ablasına öfkeyle baktı. Sisbell bir noktada, muhtemelen şaşkınlık ya da huzursuzluktan dolayı, ters ters konuşmaya başlamıştı. "Majestelerinin elçisiyle buluşup derhal saraya gitmeliyim."
"Ah, doğru," dedi Elletear neşeyle, sanki şaşırmış gibi yanağına dokunarak. "Bu trenin depoya çekilmesine çok kalmadı. Kondüktör vagonları kontrol etmeye gelmeden önce konuşmamızı bitirmeliyiz."
"...Hala konuşacak bir şeyimiz mi var?"
"Elbette. Buradaki herkesle konuşmak istediğimi söylememiş miydim?"
Sisbell gardını düşürmeyi reddetti. Zümrüt yeşili saçlı prenses, bakışlarını bir kez daha askerlerin üzerinde topladı.
“Pekala, sarayda bir rapor aldım. Alsamira bağımsız devletinden gelen paralı askerler olduğunuzu ve Sisbell’in sizi kiraladığını duydum.”
Bir anlık sessizlik oldu.
Hepsi adına konuşan ve başını sallayarak onaylayan Jhin oldu. “Doğru. Talebini orada kabul ettik.”
“Ah, o halde yanılmış olabilirim sanırım.”
“?”
“Sizin bir İmparatorluk birliği olduğunuzdan emindim. Sisbell’i bir yıl önce esaretten kurtaran Aziz Mürit Iska ile kurulan o birlik olduğunuzu düşünmüştüm.”
“Ha?!”
Bu sözler karşısında dehşete düşmemek imkansızdı. Nene ve Komutan Mismis sesli bir şekilde yutkundu, Jhin gözlerini kıstı, Iska ise üzerine çöken ürpertiye engel olamadı.
Yanlış duyduklarına inanmak isteseler de kadının ağzından Aziz Mürit Iska isminin çıktığından emindiler.
“Şey...?” Sisbell’in dizlerinin bağı çözülmüş gibiydi. Yüzündeki kan çekilmiş, dudakları morarmıştı. “N-ne diyorsun sen...? Bu insanlar—”
“Bir zamanlar İmparatorluk ordusuyla yakın olduğum bir dönem vardı. Ama bu aramızda kalsın.” Safkan prenses, kollarını göğsünün altında kavuşturup hafifçe kıkırdadı. “Elbette zihnim ve bedenim Egemenlik’e sadıktır. İmparatorluk için çalışan, hain rolü yapan bir çift taraflı ajandım sadece.”
“Ne yaptın dedin...?”
“Maalesef İmparatorluk karargahı bu küçük oyunumun içyüzünü çabuk kavradı. İmparatorluk kuvvetlerinden ayrılalı çok oldu ama bu durum bana orduları hakkında bazı istihbaratlar kazandırdı. Dahası, İmparatorluk’a bilgi göndermek için kullandığım tüm kanallar hala aktif.”
Öyleyse neden bu maskeli baloyu bırakmıyoruz? Cadı, onların kim olduğunu bildiğini açıkça ima ediyordu.
“Bu durum kraliçenin kulağına giderse ne kadar korkunç olur, değil mi Sisbell?”
“Ne?!”
“Terminaldeki yüzlerce kişi senin bu insanlarla iş birliği içinde olduğunu görmüş olmalı. Lord Mask’in görgü tanıklığına bile ihtiyacımız olmayacak. Eğer bu insanların kimliği ortaya çıkarsa, Lou ailesinin itibarının yerle bir olacağını görmüyor musun?”
Sisbell cevap veremedi. Dudakları solgun, narin omuzları titriyordu.
“Hepinizden tek bir ricam var,” diye devam etti Elletear, 907. Birim’e dönerek. “Zor bir şey değil. Eğer kız kardeşimin gönlünü hoş tuttuysanız, beni de dinlemeyi düşünebilirsiniz sanırım. Aksi takdirde—”
“Bizi İmparatorluk karargahına ispiyonlayacaksın, değil mi?” diye mırıldandı Jhin.
“Onu hayal gücünüze bırakıyorum. Bunun sizin için bazı sorunlar doğuracağını tahmin ediyorum. Bir cadıyı koruyan İmparatorluk birliği mi? Karargah bunu öğrenirse çıkacak kargaşayı bir hayal edin.” Elletear, sanki bu akıl oyunlarından keyif alıyormuş gibi heyecanlı bir tonla ona göz kırptı.
İmparatorluk kuvvetleri için çalışan çift taraflı bir ajan mıydı?
Buna inanmakta güçlük çekiyordu. Bu itirafı şüphelerini daha da artırmıştı.
Elletear kraliçenin kızıydı.
Eğer prenses İmparatorluk kuvvetleriyle temas halindeyse, Sisbell onun arkasından iş çevirip durumu kraliçeye bildirdiğinde unvanı elinden alınırdı.
Elletear benim kim olduğumu hemen anladı.
Yani İmparatorluk kuvvetleriyle bir şekilde iletişim halinde olmalı.
İşte tam da bu yüzden onun ricasını geri çeviremezlerdi.
Eğer onu en ufak bir şekilde gücendirecek olurlarsa, Elletear 907. Birim’i anında İmparatorluk karargahına ihbar edebilirdi. O zaman dönecek hiçbir yerleri kalmazdı.
“Pekala Sisbell, gerçekten üzgünüm,” diyerek kardeşini teselli etmeye çalıştı Elletear, elini onun zarif omzuna koyarak. “Bana itaat etmemezlik edemezler. Muhafızların artık benim.”
Sisbell’in tek dayanağı bir anda ablası tarafından ele geçirilmişti. Bir cadıdan başka bu kadar sinsi bir oyun kurgulayabilecek kim olabilirdi ki?
En şaşırtıcı olanı ise bu kadının Alice’in ablası olmasıydı.
Birbirlerine hiç benzemiyorlar.
Elletear, Alice ve Sisbell’den tamamen farklı.
Diğer iki kardeş, sonu ne kadar ağır olursa olsun Iska’ya duygusal yaklaşımlarla, dürüstçe gelmişlerdi.
En büyük kardeşe gelince... Iska’ya, İmparatorluk’un en yüksek otoriteleri olan ve her türlü baskıyla başkalarının iradesini kıran Sekiz Büyük Havari’yi hatırlatıyordu.
“...Abla,” diyebildi Sisbell, boğazına düğümlenen yoğun bir duyguyla. “...Eğer kraliçeye söylediklerini anlatırsam neler olacağını bilmiyor musun?”
“Ne demeye çalışıyorsun?”
“Konumuma yakışmayan bir şey yapmış olabilirim ama bunun doğru seçim olduğundan emindim! Oysa sen burada, İmparatorluk ile gizli işler çeviriyorsun! Bu affedilemez bir suç değil mi?!”
Sözlü kılıçların uçları birbirlerinin boğazına dayanmıştı. Eğer ikisinden biri diğerinin sırrını ifşa ederse, ikisi de aynı kaderi paylaşacaktı.
“Hihi. Bana öyle bakma Sisbell. Ben senin iyiliğini düşünüyorum. Ne de olsa saraya bir İmparatorluk birliği sokmak bağışlanamaz bir hata. Doğal olarak senin bu planını gerçekleştirmeni engellemem gerekecek.” En büyük kız kardeş, Sisbell’in omzuna hafifçe vurdu. “Bunu senin iyiliğin için teklif ediyorum.”
“...N-neden bahsediyorsun sen?!”
“Sadece ricamı dinle.”
Onu dinlemekten başka çareleri yoktu.
Elletear onların İmparatorluk birliği olduğunu anlamıştı. Eğer ona karşı koyarlarsa, anında astral birlikler tarafından kuşatılırlardı. Kaçmayı başarsalar bile, eylemlerini İmparatorluk karargahına açıklardı ve tek yuvalarını kaybederlerdi.
Reddedecek durumda değiliz.
İmparatorluk askerleri olduğumuzu öğrendiğine göre şimdi ne planlıyor?
İmparatorluk’a ihanet etmelerini mi istiyordu? Yoksa onları hemen burada tutuklayacak mıydı?
“Bu eğlenceli olacak.” Boğucu bir gerilimin ortasında, en büyük prensesin yüzünde şeytani bir gülümseme belirdi. “Hepinizin Lou ailesinin villasında tatil yapmasını istiyorum.”
“—?”
Bu da neydi şimdi? Nene ve Mismis şaşkınlıkla ona bakakaldılar.
Elletear konuşmasına devam ederken Jhin ona açıkça öfkeyle bakıyordu.
“Küçük kardeşimi sağ salim getirdiğiniz için size bu davetle teşekkür etmek istiyorum. Ne alıkonulacaksınız ne de sorgulanacaksınız.”
“...A-affedersiniz?” Komutan Mismis tereddütlü görünüyordu. “Şey, yani... d-demek istediğiniz...”
“Aynen öyle. Lüks villamızda on gün boyunca şatafatlı bir hayat sürmenizi sağlayacağım. Ondan sonra hepinizi İmparatorluk’a geri göndereceğim.”
“—Bu kadar yeter!” diye haykırdı en küçük prenses. Sesi boş tren vagonunda yankılandı. “Ne düşündüğünü bir türlü anlayamıyorum. Onların bir İmparatorluk birliğinin parçası olduğunu bile bile aile villasına götürmek mi istiyorsun?!”
“Kesinlikle. Sevgili kardeşimi korudukları için ekibi ağırlamak istiyorum.”
“O zaman bunu kraliyet sarayında yapmalıyız.”
“Onları Kraliçe Alanı’nın patlamış kalıntıları arasında mı ağırlamamızı öneriyorsun?”
“...Gah?!”
“Devrimin her an patlak verebileceği bir sırada sarayda misafir ağırlamak tehlikeli olur. Ayrıca, bir İmparatorluk birliğini davet etmek devlet sırlarımızın ifşa olmasına neden olabilir.”
“...” Sisbell sessizliğe büründü.
Elletear haklıydı. Herhangi bir prenses, bir düşman birliğinin saraya yaklaşmasına izin veremeyeceklerini kabul etmek zorundaydı.
“...Haklısın.”
“Mantıklı davranmana sevindim Sisbell. Sen her zaman zeki bir çocuktun.”
“Peki ya bu İmparatorluk askerlerini sınır dışı etmek daha iyi olmaz mı?!” diye sordu Sisbell. “Düşmanımız olduklarını bildiğin halde neden onları villaya davet ediyorsun?!”
“Mantıksız davrandığımı mı düşünüyorsun?”
“Açıkça!”
“Hihi. Çok komiksin.” Elletear gülümsemesini eliyle kapattı. “Mantıksız davranan sensin; bir İmparatorluk birliğini kiralayarak.”
“...O-o şundandı...!” Sisbell dişlerini gıcırdattı.
“Korkma, ben senin müttefiğinim,” diyerek güven verdi Elletear. “Mutlaka bir sebebin vardır. Bununla birlikte, ülkemizde başıboş dolaşmalarına izin veremem. Bu bir ulusal güvenlik meselesi.”
“...”
“Bu yüzden onları villaya davet ediyorum. Bunu, bir İmparatorluk birliğini saraydan uzak tuttuğumuzu söyleyerek meşrulaştıracağım. Ve on gün boyunca villada sizinle olacağım.”
Cadı arkasını dönerek Iska, Jhin, Nene ve Komutan Mismis’in yüzlerine dikkatle baktı.
“İmparatorluk askeri olsunlar ya da olmasınlar, benim kıymetli kardeşimi korudular. Bu bir gerçek. Sadece size birkaç basit soru sormak istiyorum, sonra bir sorun görmezsem sizi serbest bırakacağım.”
“Yani bizi villaya, yani süslü bir hapishaneye götürüyorsunuz; 'tatil' dediğiniz şey aslında bir sorgulama,” dedi Jhin iğneleyici bir tavırla.
“Hiç de bile. Bizi eğlendirmeleri için ülkenin en iyi şeflerini çoktan davet ettim bile,” diye soğukkanlılıkla yanıtladı prenses. “Ah, evet, Sisbell, sen de gelmelisin.”
“...Ha?”
“Onlara kötü davranacağımdan endişe ettiğini tahmin ediyorum. Sen de gelmelisin.”
“A-ama benim saraya gitmem lazım...”
“Asla olmaz. Yakaladım seni!” Elletear, Sisbell karşı koyamadan onu kocaman kucakladı. Kız kardeşinin yüzünün tamamen göğsüne gömülmesini hiç umursamıyor gibiydi.
“...A-abla?! Ne yapıyorsun sen—?!”
“Sisbell, senin dinlenmeye ihtiyacın var. Eğer saraya dönersen yorgunluktan düşüp bayılacağından eminim. Biraz dinlendikten sonra dönebilirsin.”
“...A-ama...”
“Saldırganın Vichyssoise gözaltında. Zoa ve Hydra’nın faaliyetleri askıya alındı, bu yüzden Majesteleri güvende. Hele ki Alice oradayken.”
“...”
Ablası, Sisbell’i şefkatle göğsüne yasladı.
Iska, bir anlığına kadının kurbanını boğan bir boa yılanına benzediğine yemin edebilirdi. Yoksa sadece hayal mi görüyordu?
“Hep birlikte villaya gideceğiz. Uzun zamandır bölünmeden ailece vakit geçirmemiştik. Heyecanlı değil misin?”
Iska’nın grubunun hemen arkasındaki ıssız dördüncü vagonun gölgelerinde...
“...Leydi Elletear?!”
Rin, kapının diğer tarafından konuşmalarına kulak misafiri olmuştu.
Elletear’ın duyabileceği korkusuyla elindeki iletişim cihazını kullanamıyordu.
“Neden aile villası?”
Görünüşe göre askerleri kraliyet sarayından uzak tutmak içindi.
Rin, Elletear’ın mantığını anlayabiliyordu. Hatta kendisi de saray arazisine çok yaklaşmadan onları durdurmayı planlıyordu. Ama neden özellikle onları bir villaya davet ediyordu?
Elletear işi çok ileri götürüyordu.
Resmen düşmana aile soframızda yer veriyoruz!
Leydi Alice bile Iska’yı yakaladığında onu bir otel odasına yerleştirmişti!
Aile villasında bile devlete ait gizli birkaç zeka ve istihbarat verisi bulunuyordu. Elletear resmen bu bilgileri İmparatorluk güçlerinin önüne sereceğini söylüyordu.
“Leydi Elletear, bir tuhaflık olduğunu zaten biliyordum!”
En büyük prenses zaten bir süredir şüpheli davranıyordu. Sisbell, bağımsız devlet Alsamira’ya gittiğinde yerini Zoa’ya onun sızdırdığı iddia ediliyordu.
“Lord Mask?! S-sizin burada ne işiniz var?”
“Sadece tatildeyim. Ülkede olup biten her şeyi unutmak istedim. Bunda tuhaf bir yan olmasa gerek.”
O gezi kraliçenin özel ricasıydı. Bunu sadece kraliçeden bizzat duyan az sayıda kişi biliyordu; Rin, Alice ve kraliçenin gözünün önünden ayırmadığı yakın çalışma arkadaşları.
En büyük prenses hariç hepsi oradaydı.
Hain, Leydi Sisbell’in yerini Zoa ve İmparatorluk’a sızdırdı.
Leydi Sisbell, astral gücüyle onların kimliğini açığa çıkarabilecek.
Başka bir deyişle Elletear, hakikatin peşine düşülmesini engelliyordu.
Dışarıdan bakıldığında askerleri sadece basit bir sorgulama için villaya davet ediyor gibi görünüyordu.
“Ama asıl hedefi Leydi Sisbell! Bu, onun saraya ulaşmasını engellemek için uydurulmuş bir bahaneden başka bir şey değil!”
Elletear’ın altıncı kapı istikametine götürdüğü Sisbell ve İmparatorluk birliğinin peşinden ilerleyen Rin, öfkeyle dişlerini sıktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.