Birleşik kale, Semavi İmparatorluk.
Kısaca İmparatorluk olarak bilinen bu askeri devlet, Lord Yunmelngen komutasındaki İmparatorluk meclisi tarafından yönetiliyordu.
Merkezi üssün askeri işler sektörünün derinliklerinde, sadece özel asansörlerle ulaşılabilen ve yerin yaklaşık beş kilometre altında bulunan meclis salonu, şu an meclis üyesi olmayan birinin sesiyle yankılanıyordu.
“Nebulis’in üç kan bağı var: Lou, Zoa ve Hydra. Görünüşe göre nesillerdir kraliçelerini gizli bir kurul aracılığıyla seçiyorlar.”
Tek bir adam, üzerine düşen ışığın altında duruyordu.
“Temelde safkanlar; yani Kurucu’nun kanını taşıyan cadılar ve büyücüler.”
Yürürken tek bir ayak sesi bile çıkarmıyordu.
Bu adam, İmparatorluk’un gurur kaynağı olan suikast birimi Özel Tümen Altı’nın bir ürünüydü. Ateşli silahlara ihtiyaç duymadan, sessiz infaz teknikleri konusunda uzman olduğu biliniyordu.
Sekizinci sıradaki Seçkin Havari. İsimsiz, Tanrı’nın Görünmez Eli.
Tepeden tırnağa koyu gri bir takım elbiseye bürünmüş halde, yuvarlak masanın kenarında durdu.
“Dışarıdan bakınca hepsi asilzade gibi davranıyor. Ama aslında taht için kendi aralarında vahşi bir kavgaya tutuşmuş durumdalar. Canavarlar her zaman canavardır işte. Ne acı.”
“Öyle mi? Valla ben, iyi bir av oldukları sürece canavarları kollarımı açarak karşılarım.”
Yuvarlak masanın yanında, sert görünümlü bir asker yere bağdaş kurmuş oturuyordu. Minyon bir yapısı olsa da askılı tişörtünden görünen kolları çelik kadar sertti. Uzun saçları darmadağındı, teni güneşten yanmıştı ve uzun köpek dişlerinin uçları dudaklarının arasından dışarı taşıyordu.
“Seninle çalışmayalı epey oldu, değil mi İsimsiz?”
“...Demek hâlâ hayattasın, Mei.”
“Ha ha! Ben mi? Ölsem bile mezarımdan fırlarım. İmparatorluk tarihinde hiç bu kadar eğlenceli bir cadı avı olmamıştı.” Dev bir torbanın içinden çıkardığı bisküviden koca bir ısırık aldı.
Üçüncü sıradaki Seçkin Havari. Mei, Dinmeyen Fırtına. Sahipsiz topraklar denilen ıssız bir bölgede eğitim gören Beşinci Tümen’den yükselerek sivrilmiş ve Seçkin Havari unvanına erişmiş bir İmparatorluk askeriydi.
“...Ah.”
“Hmm? Bu çok derin bir iç çekişti Risya,” dedi Mei. “Benimle birlikte Egemenlik topraklarına gideceğin için o kadar heyecanlı mısın?”
“Hayır. Sadece son zamanlarda ne kadar çok yurt dışı görevine çıktığımı düşünüyordum. Çok sinir bozucu. Sonsuza dek İmparatorluk başkentinde kalmayı tercih ederdim.” Risya, masaya doğru eğilerek tekrar derin bir iç çekti.
Risya In Empire. Siyah kemik gözlükleri zeki yüzüne pek yakışıyordu. Mismis gibi yirmi iki yaşında olmasına rağmen, tarihi bir hızla Seçkin Havari unvanına yükselmişti.
“Yani...” diye mırıldandı Risya, masaya yüzüstü kapaklanmışken iki koltuk öteye manalı bir bakış atarak. “Eğer Birinci Numara efendimizin yanından ayrılıyorsa, tahtın kurmayı olarak burada kalmam gerekirdi.”
“Ha ha ha. Birileri içerlemiş sanki. Elden ne gelir? Lord ona zaten izni verdi.”
Hem Risya hem de Mei, oturduğu yerde ince, uzun bir kılıç taşıyan adama bakıyorlardı. Kızıl saçlı kılıç ustası, zırh ile paltonun birleştiği özel tasarım bir muharebe üniforması giyiyordu.
Birinci sıradaki Seçkin Havari. Joheim, Işık Şövalyesi.
Normalde Lord’un ofisinden çıkmaz, tahtın yanından bir an olsun ayrılmazdı.
“Son toplantıdan beri görüşmedik, değil mi Jo?”
“...”
“Her zamanki gibi utangaç. Lord beni ne zaman bu adamın yerine terfi ettirecek acaba? Değil mi Risya?”
“O Lord’un bileceği iş.”
“Hiç eğlenceli değilsin.” Mei boş bisküvi paketini ona fırlattı.
İmparatorluk meclis binasında her türlü yeme içme yasaktı. Bu yazılı olmayan kuralı pervasızca çiğneyen tek kişi oydu.
“Peki ya cadı liderlerinden birini avlarsam ne olur?” diye sordu Mei.
“Nebulis kraliçesini mi kastediyorsun? Eğer bunu başarabilirsen... Sanırım Lord konumunla ilgili bir şeyler yapabilir. Aslında yapmak zorunda kalır.”
“Öyle mi? O zaman—”
“Buna gerek yok,” diye mırıldandı biri, üçüncü numaranın sözünü keserek.
Sesi, metalin metale sürtünmesi gibi kulak tırmalayıcı bir tınıya sahipti.
“Hmm? Jo?”
“Kraliçeyi ben avlayacağım.” Kılıç ustasının gözleri kapalıydı. “Öyle değil mi, Sekiz Büyük Havari?”
“—Hevesli olman bizi sadece memnun eder.”
“Kraliçeyi ele geçirmeye yönelik özel operasyon, bugün son aşamasına geçiyor.”
Vınn. Duvarlara yerleştirilen monitörlerde sekiz kişinin puslu siluetleri belirdi.
Sekiz Büyük Havari.
İmparatorluk meclisini bir arada tutan ve devletin en yüksek yetkilileri olan kişiler onlardı.
“Altı gün önce...”
“...Bildiğiniz üzere kraliyet sarayında bir darbe gerçekleşti. Egemenlik şu an darmadağın bir halde.”
“Biz, İmparatorluk olarak bu durumdan faydalanacağız.”
Ülke içinde kan bağlarından birinin kraliçeye suikast düzenleme planı... Ve ülke dışında Seçkin İmparatorluk güçlerinin onu ele geçirme hamlesi...
Kimin başarılı olduğu önemli değildi. Her iki sonuç da İmparatorluk ve Nebulis arasındaki güç dengesini yerle bir edecekti.
“Mei, hazır mısın?”
“Her zaman bebeğim.” Mei parmaklarındaki kırıntıları yaladı. “İsimsiz’in seçtiği suikast birimleri ve benimkiler, Egemenlik sınırındaki tarafsız şehirlerden birine sızdı bile. Geriye sadece içeri sızmak kaldı. Sanırım o işle Risya ilgileniyordu?”
“Benim tarafımda her şey hazır.” Risya elini başına dayadı. “Birliklere astral enerji takviyesi yaptık ve yapay astral mühürlerini kontrol ettik. Sınır kontrol noktalarından sorunsuz bir şekilde geçebilmeleri gerekiyor.”
“Mükemmel.”
“Her şey plana uygun ilerliyor.”
Alkış sesleri yükseldi. Bir film sahnesinden fırlamış gibi duran, ruhsuz bir alkıştı bu.
“Sınırı geçtikten sonra kararlaştırılan rotayı izleyeceksiniz.”
“Ardından sekizli formasyon düzenine ayrılıp merkezi devlete doğru ilerleyin. Oraya vardığınızda gruplar sarayın önünde hazırda bekleyecek.”
Kurucu’nun soyundan gelenlerin yaşadığı Gezegen Kalesi, İmparatorluk askerlerinin bugüne kadar asla sızamadığı gizemlerle dolu bir şatoydu.
Ancak bu kez sarayın planlarını ele geçirmişlerdi.
“Saray dört kuleye bölünmüş durumda.”
“Yıldız Kulesi, Ay Kulesi ve Güneş Kulesi. Bir de Kraliçe Sarayı olarak adlandırılan ana kale var.”
“Güneş Kulesi hariç her yeri hedef alacaksınız.”
“—Hah!” Mei kahkahasını tutamadı. “Bu bana çok komik geliyor. Neydi o hainlerin adı? Hydra mı? Eğer onları es geçersek, her şey çok bariz olmayacak mı?”
Hainler Hydra ailesiydi.
Kraliçeyi öldürmek için yapılan darbenin arkasındaki beyin onlardı ve bu planı İmparatorluk’a getirenler de onlardı. Bu gizli bilgi, o sabahın erken saatlerinde bazı Seçkin Havariler ile paylaşılmıştı.
“Güneş Kulesi hariç her yeri yakıp yıkacağız ve kraliçeyi ele geçireceğiz. Bence bu, her şeyi açıkça ilan etmek demek.”
“Bunu dert etmemize gerek yok.”
“Göreviniz basit. En güçlü askerlerimizi kullanarak sarayı işgal edecek, kraliçeyi ve yanındaki tüm safkanları ele geçireceksiniz.”
“...Söylerken kulağa ne kadar da kolay geliyor...” Risya, masanın üzerinde duran ve önceden hazırlanmış cadı listesini karıştırırken solgun bir şekilde gülümsedi.
Bu liste de Hydra’nın sağladığı bir başka kıyakttı.
“Yani kraliçe A-sınıfı, Zoa’nın başı Growley B-sınıfı, Kissing C-sınıfı... Ve Buz Felaketi Cadısı Aliceliese, falan filan...”
Bu operasyon zor falan değildi; resmen imkansızdı.
Ne de olsa İmparatorluk güçleri, bir asırdır süren bu savaşta tek bir safkan bile yakalamayı başaramamıştı. Ve Sekiz Büyük Havari onlardan en az ikisini ele geçirmelerini istiyordu.
“Ne demek istiyorsun? O kadar da büyütülecek bir şey değil.”
“Sizden Egemenlik topraklarını haritadan silmenizi istemiyoruz. Sadece iki cadıyı veya büyücüyü avlamanız yeterli.”
“...Bana kalırsa fazlasıyla büyük bir mesele.” Risya yerde oturan iş arkadaşına göz attı. “Bu arada, senin planın ne Mei?”
“Ben mi? Özel bir şey yok. Duruma göre bakacağım.” Cadı listesine bakarken burnundan güldü. “Aha. Buz Felaketi Cadısı demek? Şu senin elinden kaçırdığın değil mi İsimsiz? Az kalsın seni haklıyordu.”
“Bilmek istersin herhalde.” Masanın kenarında duran adam ruhsuz bir cevap verdi. “İstediğimiz hedeflerle hemen karşılaşmayacağız. Önüme geleni avlayacağım.”
“Yani temelde Mei Planı’nı uyguluyorsun,” diye cıvıldadı kadın.
“Öyle görünüyor.”
“Desene aynı dalga boyundayız. İşimiz bitince bir şeyler yemeye gidelim mi?”
“Asla,” diye tersledi İsimsiz. Arkasını dönüp monitörlerdeki Sekiz Büyük Havari’ye bakmadan uzaklaştı.
“Gidiyor musun İsimsiz?”
“İmparatorluk’un en iyi öldürme tekniklerinden bazılarına sahipsin. Gereğini yapmanı bekliyoruz.”
İsimsiz cevap vermedi.
Mei ve Risya da ayağa kalkıp farklı asansörlere binerek oradan ayrıldılar.
Kızıl saçlı kılıç ustası geride kalmıştı.
“Joheim, kraliçenin peşinden sen gideceksin.”
“Diğerlerini görmezden gelebilirsin. O kesinlikle Kraliçe Odası’nda olacaktır. Tek endişemiz, Buz Felaketi Cadısı’nın da yanında olma ihtimali—”
“O orada değil.” Seçkin Havari gözlerini açtı. Sırtındaki ince, uzun kılıcı düzelten Işık Şövalyesi ayağa kalktı.
“Buz Felaketi Cadısı şu an sarayda değil.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.